“Ahilik Haftası” kutlanırken, Ahilik üzerine güzellemeler yapılırken, özlem ve hasretle anılırken, bu kurumun Osmanlının özellikle iktisadi düzenini nasıl yıktığı hiç konuşulmaz.
Aslında bunu da pek bilmez bunlar.
Bir orta çağ kurumu olan, o yıllarda Avrupa’da da bulunan, günümüzde ülkemiz de pek itibar görmezken, merkezi Kırşehir iken, Kayseri’de törenlerle kutlanır.
Ben bu yazımda, iktisadi yapıyı nasıl tahrip ettiğine değinecek değilim. Fakat “Gedik Hakkını” kısaca değineceğim.
“Gedik Hakkı”, iş ve fiyat tekelidir.
Bir meslek grubunda, “verilen gedik sayısına” bir tane ekleyemezsiniz; fiyatlara da narh konur.
Mesela günümüzde, eczane sayısını nüfusla sınırlamak, kısa vadede de olsa bir “gedik hakkıdır”.
O nedenle, bir ruhsat devrinde, milyonlarca lira söz konusu oluyor.
Mesela, bir ara İstanbul’da yaşanan, “taksi artırma” işine engel olunması da, bir “gedik hakkı”nın korunması.
Mesela, ekmek için belirlenen fiyatlar da “gedik hakkının” günümüze yansımasıdır.
Osmanlı iktisadi yapısını kurtaramayan Ahilik kurumunu özlemek, pek anlamlı değil.
Ekonomimizi asla kurtarmaz.
Ama bir kültür olarak yaşatılması doğaldır.
Gelelim “gedik hakkı” ile kastedilen neyin nesi?
Dergi Pak’tan aldım ( https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/535903).
“İslam hukukunda gedik, bir tasarruf hakkını, sınırlı ayni bir hakkı ifade eder.
Osmanlı uygulamasında ise gedik on sekizinci yüzyıldan itibaren esnaf kesiminde ‘inhisar usulü’nün kabulüyle İslam hukukundaki tasarruf hakkı anlamının dışına çıkarak esnaflara verilen imtiyaz veya ayrıcalık için kullanılmıştır.
Dolayısıyla hukuki bir terim olarak gedik, Osmanlı Devleti’ndeki inhisarcılık [tekelcilik] anlamını kazanıncaya kadar bilinen ve uygulanan bir kurumdu.
Osmanlı Devleti’nde gediklerin esnaf sisteminin gelişimine uygun olarak iktisadî ve hukukî haklar içeren önemli bir müessese olarak ihdas edildiği görülmektedir.
İktisadi açıdan gedik bir esnaf ya da zanaatkârlığın belirli bir yerde, belli sayıda dükkân tarafından icra edilebilmesi anlamını taşır.
Esnaf elindeki gediği, rehin edebilmekte ve tüccardan veresiye aldığı mala karşılık gösterilebilmekteydi.
Dolayısıyla gedikler esnaf için bir tür kredi vasıtası oluşturmuş durumdaydı.
Loncanın verdiği ruhsat ile dükkân açabilme yetkisi kazanan esnafın dükkân için yapacağı kira akdi kiralayanın kiracıyı seçme hakkının bulunmayışı, uzun süreli oluşu ve varislere geçebilmesi gibi özellikleriyle normal kira akitlerinden ayrılmaktaydı.
Diğer yandan oluşturulan gedik hukuku çerçevesinde gediklerin, mülkiyet hakkının tanıdığı yetkilere benzer şekilde alınıp satılabilmesi veya terekeye dâhil edilebilmesinin mümkün olması bu kurumu daha da geliştirdi.
Osmanlı hukukunda istisnai olarak meşruiyeti kabul edilen gedik usulü, ticarette inhisar usulünün 1853 yılında kaldırılmasıyla imtiyaz ve ruhsat anlamını kaybetti.
Bu tarihten sonra eskiden olduğu gibi tasarruf hakkı olarak kabul edildi. 1861 tarihli Gedik Nizamnamesi ile de bazı sınırlamalara tabi tutulan gedik hakkı, 1913 yılında “gediklerin ilgasına ilişkin kanun-u muvakkat” ile tasfiye sürecine girmiştir.”
Kaydedilebilen en eski gedik örnekleri 1653 yılında Silivri'deki fırıncılara ve 1659 yılında İstanbul'daki camcılara verilen dükkân gedikleridir.
Yaygınlaşması, 18. yüzyıldan (1700'lü yıllardan) itibaren esnaf teşkilatlarında (loncalarda) tam bir inhisar (tekel) sistemine dönüşmüştür.
Ahiliği istediğiniz gibi anabilirsiniz.
Ama ondan alınacak dersin çok olduğunu da unutmamak gerekir.
Fakat, günümüz için hiç anlamlı değil.
Boşuna gayretini gütmeyin.
Ayrıca, ekonomimizi kurtarmaz, iyice batırır.
Piyasaya dokunmamak, serbest bırakmak; kamu denetimini hiç tereddütsüz uygulamak.
Mustafa Cengiz
MİLLİ ARAYA ZİRVEDE GİRMEK İSTİYORUZ!
KADİR DAYIOĞLU
GEDİK HAKKI
Faruk Ergan
ANLAYABİLMEK
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
KAÇ YAŞINDASINIZ, BİLİYOR MUSUNUZ?
Ali Rıza Navruz
MUHABBETSİZ MUHABBET
Mehmet Arpa
İnsanların Size Saygı Duymasını Sağlayacak "O Görünmez Sınır"
Ali İhsan Öztürk
VATAN MARŞI
AHMET KARAASLAN
TATVAN ÇAĞLAYAN İLKOKULU ANILARIMDAN (2)
Nilgun Batıyeli
KENDİNİ DEV AYNASINDA GÖRME
Mustafa Göçer
SULAMA VE ADAPTASYON SÜRECİ ÜZERİNE