Mustafa Kemal Paşa’nın, “Efendiler, yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz!” demesi üzerinden tam 103 yıl geçmiş. İlanını hatırlayabilenler bugün hayatta pek kalmadı. Kalsa bile çok çok az. Ama görmese bile gözünde, gönlünde, ruhunda yaşatanlar, milyonlar… Bunlardan birisi de ailem, çocuklarım ve torunlarım…
Ne mutlu ilanını görenlere; görmese bile duyan ve hissedenlere. Başta büyük Atatürk olmak üzere onun yakın arkadaşlarını ve o tarihi güne tanıklık edenleri selam, saygı ve rahmetle anıyorum…
Laik Cumhuriyet bir çağdaşlaşma projesi; bir “Türk devrimi”, bir “kadın devrimidir”. Laik Cumhuriyet, “kulluk koşullanmasından” vatandaşlığa geçiş süreci. Elbette bu süreç kolay değildi, kolay olmadı da; mayınlarla döşeliydi. Halen bile hedefe tam ulaşmış değiliz. Ama geriye dönüşü olmayan çok çok mesafe katettiğimiz de muhakkak.
Aslında, “gavur padişahların!” yapmak isteyip de yapamadıklarının hayata geçirilmesidir. Özellikle 2. Meşrutiyet, merhum Tarık Zafer Tunaya Hocamızın dediği gibi, “Cumhuriyet’in laboratuvarı.” O nedenle, yine özellikle 2. Meşrutiyeti iyi bilmek gerekir.
Mesela, “Osmanlı İmparatorluğu'nun idari ve siyasi merkezi olan İstanbul'da, 16. ve 17. yüzyıl nüfusunun yaklaşık beşte biri kölelerden oluşuyordu.” “Osmanlı Devleti'nde köle ticareti Sultan Abdülmecit'in emriyle, H. 1263/ M. 1847 tarihinde resmen yasaklanmış ve köle pazarları kaldırılmıştı” ama “şer-i şerife” uygun değil tepkileri ile işlerlik kazanamadı. İstanbul’da, Üsküdar’da bulunan, son “köle pazarı” Cumhuriyet döneminde kaldırıldı.
Yine mesela, “Cennet Mekan, Gök Sultan Sultan Abdülhamid Hanın!”, kadınların “çarşaf giymesini, peçe takmasını yasaklayan” fermanını kaç kişi biliyor, acaba. Yine o yıllarda “Latin alfabesine” geçiş çalışmalarını da… Biliyorsunuz, Sultan 2. Mahmut, pantolon giydiği için adı “gavur padişaha” çıkmıştı. İlk pantolon giyen padişah da oydu.
Dostlar, çok yanlış bilinen bir doğruya daha değineceğim. “Kılık ve kıyafet devrimi”, sadece “erkekleri” kapsar. Kadınlar için, bir kısıtlama yok. Mesela benim ebem (babaannem) 1960’lara kadar, kare desenli çarşaf giyerdi. Manto ile o yıllarda tanıştı.
Erkeklerden, hiç kaçmaz; tanıdıkların, “hanım halasıydı. Bahçe işlerinden çok iyi anlar, Düvenönü’ndeki bahçemizde (800 metrekare) soğan. Ispanak, marul, turp, pırasa, maydanoz vs. üretir, kollu terazi ile satardı. Biliyor musunuz, “dirhemleri” de taş idi.
Bendeki bağ bahçe sevgisi ta oradan gelir. Ben de çocukken, “eğdi” ile otları temizler, diplerini yumuşatırdım. Abisi, “Ambarlının Ahmet Ağa’nın” da Pervana yazısında büyük tarlaları vardı. Ahmet Dayı, beni eşeğinin terkine alır, oraya götürürdü.
Rahmetli Ebem, Balkan Harplerini görmüş; “giden gelmiyor!” türküsünü çok söylemiş. O nedenle Atatürk’ü çok sever; “oğlum siz o yılları bilmezsiniz!” derdi. “Zollu cara içerdi!” ona en büyük hediye birkaç paket sigaraydı. Külünü de ortaya atmaz, mutlaka ağzına atardı. Tevafuk mu nedir, bir 10 Kasım günü hayata veda etti. Rahmetle anıyorum, Ebemi.
Aslında devrimleri de Atatürk gibi, evrensel büyük deha, büyük aksiyon ve inanç adamı başarabilirdi. Nitekim öyle de oldu. Başardı… Medyunu şükranız ona ve arkadaşlarına.
Ondan nefret edenler olsa bile bu bir gerçek. Bu nedenle Cumhuriyeti ve onun kazanımlarını ebediyete kadar korumak ve yaşatmak herkesin görevi olmalı. Hele hele kadınların… Kadınlar bilmeli, Cumhuriyet’in kıymetini, özellikle.
Cumhuriyeti korumak ve ilelebet yaşatmak yetmiyor. Laik Cumhuriyeti demokratikleştirmek, “çağcıl değerlerle” donatmak gerekiyor. Bunun da nirengileri belli. Hukuk devleti, hukukun üstünlüğü, hak ve özgürlükler… Bireyin merkeze alındığı bir anlayış… Katılımcılık, saydamlık ve “çoğulculuk”.
“Çoğulculuk”, “çoğunluk” ile sürekli karıştırılıyor. Günümüz demokrasilerinin temel referansı “çoğunluk” değil, “çoğulculuk” hukukudur. Yani, her zaman “bir oy” fazla alanın dediği olmaz. Ya da yüzde 51 kadar yüzde 49’unde hak ve hukuku vardır…
Ya da bir siyasal iktidar, bir zümre; “ne yapalım yüzde 51 böyle dedi!” deme hakkına sahip değildir çağcıl demokrasilerde. Bu nedenle; “çoğunluk hukuku” hakim değildir, günümüz demokrasi anlayışında.
Demokrasi bir tahammül rejimidir. Orda; “Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz!” hukuku geçerli değildir. Dileyen dilediği malı dilediği yerde satar.
Orada eleştiri vardır. Bu eleştiriler “inanç” alanını da kapsayabilir. Bundan rahatsız olmamak gerekir. Bu nedenle “laiklik”, hak ve özgürlükler, demokrasi zor zanaat. Kabullenmek, tahammül etmek kolay değildir. Ama kabulleneceğiz, tahammül edeceğiz.
Bunları isteyenlerin de kırk kere düşünmeleri gerekir. Bir de bakmışsın, “bumerang” gibi kendilerine dönmüş talepleri. Demem o ki; laik Cumhuriyetin herkes kıymetini bilsin; özellikle kadınlar. Dostlar, Bayraklarınızı asmayı unutmayın.
Nice 103 Yıllara…
Mustafa Cengiz
KAYSERİSPOR’DA NELER OLUYOR?
Mehmet Arpa
Hayatımızdaki Görünmez Yükler: Enerjimizi Tüketen 5 İnsan Tipi
KADİR DAYIOĞLU
YAŞASIN CUMHURİYET!
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
EVİNİZ BİR MÜZE, SİZDE MÜZELİK GİBİ YAŞAMAYIN!
Nilgun Batıyeli
CUMHURİYETİMİZİN DÜNÜ, BUGÜNÜ, YARINI
OZAN DERVİŞ/ İSMAİL KOÇAK
KİMİ KANDlRlYORSUNUZ?
Faruk Ergan
ENTRİKA ÇEVİRMEK!
Bekir Oğuz Başaran
AH EMEKLİ, VAH EMEKLİ
Ali Rıza Navruz
Tanıyalım mı? ATAOL BEHRAMOĞLU
Mustafa Göçer
SONSUZA KADAR CUMHURİYET