“BİZ GÜNÜMÜZÜN JÖN TÜRKLERİYİZ ” DİYEN POLİTİKACILARA TARİHİMİZDEN YANILGILI – İBRETLİ CEVABIMIZ
Süleyman KOCABAŞ
Giriş
CHP Cumhurbaşkanı seçimleri adayı: Ekrem İmamoğlu: “Mücadelemiz 145 yıllık mücadeledir.”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel : “150 yıldır mücadele veriyoruz. I. ve II. Meşrutiyet taraftarıyım. Biz günümüzün Jön Türkleriyiz”.
Bu sayın partili politikacılarımızın, tarihimizden bu hatalı görüşleri dillendirmeleri yanında, genellikle de AK Parti ile iktidar olma mücadelelerinde özellikle de “hararetle” denilerek İngiltere’den “içişlerimize karış, bize yardımcı ol” dercesine yardım istemeleri, “iç ve politika etikliği” ne hiç de sığacak gibi görüşler değildir. Tarihimizi bilmedikleri ve ondan dersler almadıklarının ve üstelik de Osmanlı’nın “Jön Türklerin hatalı halleriyle batırıldığı” gerçeğine bile vakıf olduklarının birer göstergesidir. Bunu, hem kendilerini ve hem de milletimizi uyarmak ve geçmişin hata itiraflarına yeniden düşmemek için, tarihimizde yaşanan bir örnek olayla kendi belgeleriyle anlatacağız.
Jön Türklerin Utanç Operasyonu: 1908’de İngiliz Büyükelçisinin Arabasını Çekmeleri ve Hata İtirafları
10 Temmuz 1908 Jön Türk İhtilali sonucu Sultan II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908’de Meşrutiyet’i ilan etmek zorunda kalınca Jön Türkler (daha ziyade İngiliz taraftarı olanlar) bu sonuca İngilizlerin vermiş olduğu destekle ulaşılmış zannı veya onlara ve Meşrutiyet yönetimlerine hayran olmaları sebebiyle olacak ki, 31 Temmuz 1908’de İngiliz Büyükelçisi Gerard Lowther Londra’dan İstanbul’a döndüğünde, arabasının atlarını sökerek, kendileri koşulmuşlar, arabayı Beyoğlu Tarlabaşı’nda bulunun İngiliz Büyükelçiliğine kadar çekmişlerdi. (Ali Haydar Mithat, Hatıralarım, Güven Basımıvi, İstanbul, 1946, s. 192)
Dünyadan ve hatta ülkemizde olup bitenlerden bihaber gafil, cahil Jön Türlerin İngilizlere karşı duydukları aşırı sevgileri ve âşıklıklarının bir göstergesi olarak da bir çeşit “Celladına Âşık Olmak” tan yaşanan ve tarihimize daha büyük bir “kara leke “ olarak düşen bu olay hakkında, Jön Türklerden Ahmet İhsan (Tokgöz) de araba çekme olayının görgü tanığı olarak hatırlarında şunları yazar:
“1908 Temmuzunun 31’inci günü İstanbul’da bulunmayan İngiliz Sefiri Lowther’in şehrimize döndüğü zaman Sirkeci istasyonunu baştanbaşa doldurmuştuk. Büyükelçiyi candan ve gönülden alkışlıyorduk. Nihayet coşkun gençler büyükelçinin arabasına çeken atları söktüler, arabayı kendi kollarıyla çekmişlerdi. Bu fıkrayı yazmaktan maksadım, Meşrutiyetin ilanına kadar Türk aydınlarının siyasi meylini ve düşüncesini göstermek içindir.” (Ahmet İhsan Tokgöz,Matbuat Hatıralarım, C.I Ahmet İhsan Matbaası, İstanbul, 1932, s. 33)
Öyle ki, kendisinin hiç beklemediği bu araba çekme olayından İngiliz büyükelçisi bile şaşırıp kalmış, neye uğradığını bilememiş, aynı gün bu olayla ilgili olarak Londra’ya çektiği telgrafında, kendisine yapılan bu beklenmedik davranıştan hayretler içinde kaldığından bahisle, arabasını çeken Jön Türkleri, “Politik tecrübeden yoksun, aralarında birlik bulunmayan iyi niyetli çocuklar topluluğu” ifadelerini kullanarak tasvir etmişti. (M.S. Anderson, The Eastern Question 1774 – 1923, Macmillan Company, New York, 1966, s. 276)
İngiliz Büyükelçisi Lowther, gerçekten de Jön Türkler hakkında çok isabetli teşhiste bulunmuştu. Osmanlı devletinin yönetimi, 24 Temmuz 1908’de Meşrutiyetin yeniden ilan edilmesiyle birlikte bu gençlerin eline geçecek, ülke gün görmüş, tecrübeli bürokratlar tarafından değil bunlar tarafından idare edilecekti.
Sultan II. Abdülhamit , Lowther’in koyduğu teşhisi zaten yıllar önce koymuştu. İşte bu sebepten, bir askeri darbe sonucu 24 Temmuz’da yönetimi Jön Türklere teslim ederken, elinden hiçbir şey gelmediği, gücü, enerjisi kalmadığı için Dahiliye Nazırı Mehmet Memduh Paşa’ya “Artık suyun akıntısına gideceğim” derken (Mehmet Memduh Paşa, Kuvve-i İkbal Alamet-i Zeval, Matbaa-i Hayriye ve Şürekası, İstanbul, 1329, s. 13) Osmanlı Donanması ıslahla görevli İngiliz Amiral Woods’a da şunları söylüyordu: “Hakimiyet çocukların eline geçti, neler yapabileceklerini bekleyip görmek yazım.” (Henry Woods, Türkiye Anıları, Çev. F:Çoker, Milliyet Yayınları, İstanbul, 1976, s.139)
Sultan Abdülhamit’in şunları söylediğinden de bahsedilir: “Bugün inkılap fikirleriyle mest (çılgınca kendinden geçmiş, sarhoş olmuş) bu adamlar 8Jön Türkler), yarın tavsiye ettikleri bu yeniliklerin, felakete götüren yollar olduklarını anlayacaklardır.” (Sultan Abdülhamit, Siyasi Hatıratım, Hareket Yayınları, İstanbul, 1974, s. 108 – 109) Yine bu cümleden olarak, Sultan’ın şu mealli görüşlerinden de bahsedilir: “Bu gençlerin (Jön Türler) his, duygu ve heyecanları devasa, hayalleri çok büyük ve hamasi, milletimin ve memleketimin imkanları bunların gerçekleştirilmesini kaldıramaz; korkarım imparatorluğum bunların elinde batacaktır.”
Anladılar, batırdılar da! Sultan Abdülhamit’in 33 yıllık iktidarı süresince bin bir güçlükle yaşattığı İmparatorluğu, 24 Temmuz 1908’ de “Yükseliş Devri” sınırlarında Jön Türklere teslim ettiği bunu, 10 yıl içinde (1908 – 1918) yıkarak “Kuruluş Devri” sınırlarına çektiler. Bu zaman diliminde “yanlış yönetimleri” soncu, Osmanlı Devleti, hemen her yıl kendisini bir savaşın içinde buldu. En son olarak I. Dünya Harbinde yenilmemiz sonucu İmzalanan 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Ateşkes Anlaşması ve ardından gelen dört bir taraftan düşman devletler işgalleriyle “Kuruluş Devri” sınırlarına çekilmesine sebep oldular. Ülkeyi bu hale getiren ve yaptıkları hataların cezasını çekeceklerinden korkuya kapılan elebaşlarından Enver, Talat ve Cemal Paşalar 33 kişilik “suç ortakları” ile birlikte 2 Kasım 1918 gecesi bir Alman denizaltısına kadın kıyafetleri altında binerek Odessa üzerinden âşık oldukları cellatları Alman İmparatoru II. Wilhelm’in yanına Berlin’e kaçtılar. Artlarından, Sadrazam ve Harbiye Nazır Ahmet İzzet Paşa’ya “günah çıkarırcası” na birer mektup bırakıp gittiler. (Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Bateş Yayınları, İstanbul, 1998, s. 18)
Özet olarak, hem Sultan Abdülhamit’i anlamadıkları itirafları yanında hem de yanlış ve hatalı yönetimleriyle İmparatorluğu yıktılar, yaktılar ve ardından da kaçtılar. İşte bu kaçaklar bize, Cumhuriyet dönemi tarih kitaplarında hep “vatan dostları, fedaileri, hürriyet kahramanları” olarak okutulurken, İmparatorluğu bin bir güçlükle yaşatma becerisini gösteren büyük Sultan. Abdülhamit de “Vatan haini, Kızıl Sultan” olarak okutuldu.
Alman Büyükelçiliği: Gençleriniz Bizim Büyükelçimizin Arabasını da Çeksinler
İngiltere’nin Osmanlı’ya “açıktan düşman görünümlü” cellatlığı karşısında, onun sömürgecilik ve yayılmacılıkta rakibi Büyük Almanya’nın ise “dost görünümlü” cellatlığı ile karışı karşı geldiğimiz halde, Osmanlı sanki “birbirine zıt” lık tablosu çizen böyle bir atmosfer içinde bu iki devletin elinde tarihi ömrünü tamamlayarak “devletler mezarlığı” na gömülecekti.
Hele, bu iki emperyalist devlet arasında II. Meşrutiyetin ilanı günlerinde, “Osmanlının sen mi iyi yoksa ben mi daha iyi celladı, sömürücüsü olacağım” yarışmasına yönelik bir diğer “büyük rezalet ve çirkinlik” de Almanların, Jön Türklerin İngiliz Büyükelçisinin arabasına çekmeleri sırasında, bundan kaynaklanan “rekabet” in kendisini göstermesiyle ortaya çıkmıştı.
Planlanan dönüş takvimine göre, Alman Büyükelçisi Baron Marshal, 25 Ağustos 1908’de İstanbul’da olacaktı. Almanya Büyükelçiliği büyükelçi gelmeden önce, Jön Türklerin onun da arabasını çekmek isteklerine dair başvuruda bulunduklarını o günlerde Hariciye Nezaretinde (Dışişleri Bakanlığı) çalışan görgü tanığı diplomat memur Galip Kemali Söylemezoğlu’nun hatıralarından öğreniyoruz. Onun yazdıklarına göre, Meşrutiyetin ilan edildiği günlerde Alman Büyükelçisi İstanbul’da değildi. Büyükelçi Almanya’dan dönmeden önce Alman Büyükelçiliği baş tercümanı Osmanlı Hariciye Nezaretine giderek, büyükelçileri Sirkeci garına gelince, gençlerin İngiliz Büyükelçisinin arabasını çektikleri gibi onun arabasını da çekmelerini istemişti.
Hariciye Nazırı Tevfik Paşa tercümana verdiği cevapta, İngiliz Büyükelçisinin arabasını gençlerin, kendilerinin teşviki olmadan kendi istekleriyle çektiklerini, gençlerin isterlerse Alman Büyükelçisinin de arabasını çekebileceklerini söylemişti. Büyükelçi gelince, arabasını atlardan başka çeken olmamış, onu yalnızca küçük bir meraklı topluluğu seyretmişti. (Galip Kemali Söylemezoğlu, Hariciye Hizmetinde 30 Sene, C.I, Maarif Basımevi, İstanbul, 1955, s. 128)
Rıza Nur’un Başını Çektiği Bir Diğer Utanç Operasyonu ve Hata İtirafı
Meşrutiyetin ilanı günlerinde Jön Türklerin, bir diğer yabancılara hayranlık ve onlardan isteklere yönelik utanç operasyonlarında olarak Rıza Nur’un başını çektiği bir operasyon da İngiliz Büyükelçiliğine gidilerek buraya bir adı geçen ilanı “kutlama mektubu” verilmesi olmuş, Rıza Nur bunun hakkında hatırlarında şunları yazmıştır:
“Talebelerden ahaliden birkaç kişi beni tutup omuzlarına aldılar. Nereye dediler? ‘Beyoğlu’na İngiliz Sefarethanesine (Büyükelçiliğine) dedim. Domuz sokağından yürüyorduk. Artık ben, talebe, ahali deli gibi olmuş, bağırıyorduk. Arasına nutuk söylüyordum. Tramvay yolundan İngiliz Sefarethanesine kadar geldik. İçeriye girmek, benim zorum buraya gelmek, İngilizlerin Türk hükümetine yardımını istemekti. Abdülhamit, Meşrutiyet yapmaz diye korkuyordum. Zannediyordum ki, İngiltere bize yardım eder, Meşrutiyeti yaptırır. Geçe mektepte (Tıbbiye’de) bu bapta (bu konuda) bir mektup hazırlamıştım, avcumdaydı. Onu okudum. İngiltere’ye Türk dostluğu ve duasını söylüyordum. Diyordum ki, ‘Dünyanın denizlerini İngiliz donanması doldursun, sonra da İngiltere Türk’ün hürriyetine yardım etsin’ temennisiydi. Bu nutku okudum ve sefarethaneye teslim ettim. Otuz yaşında, doktor, profesördüm ama ne saf çocukmuşum. Bir devlete böyle bir dua ile yardım ediverirler mi?
Bütün Türk milleti böyle saf, cahil, dünyadan bihaberdik. Oradan çıktık; Cadde-i Kebir’e (şimdiki İstiklal Caddesi) girdik.
BUNUNLA BERABER ALMAN VE FRANSIZ SEFARETHANELERİ DE ‘BİZE DE GELSİNLER’ HABERİ GÖNDERDİLER.
KABUL ETMEDİM.” (Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, C.I, Altından Yayınları, 1968, İstanbul, s. 247) 13 Nisan 2025
Çınar Can Özyürek
GAYRİMENKUL PİYASASI
Mustafa Cengiz
KAYSERİSPOR AZ BÜTÇE İLE BÜYÜK İŞLERE SOYUNDU!
VÜSELA ALİ-İLETİŞİM(SİZLİK)
İLETİŞİM İNCELİKLERİ
Ali Rıza Navruz
BİR GARİP HÜZÜN
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
TÜRKİYE’NİN TEMEL PROBLEMİ EKONOMİ VE FAİZİN DE FAİZİ…
Mustafa Mete ÖZPINAR
B.O.P. TAM GAZ İŞLİYOR
KADİR DAYIOĞLU
TRAFİK CANAVARI!
Bekir Oğuz Başaran
KÖYLÜ MİLLETİN EFENDİSİDİR
M. Kemal Atik
Düşünce ve Eylem Kıskacında Erdemli İnsan
Mustafa Acar
BU KÖY BENİM KÖYÜM DEĞİL.