Kahvenin önünden geçtiğimi düşünün.
Adamın biri diğerine dönüp sadece üç kelime söylüyor:
“Yine geç kaldın.”
Topu topu üç kelime.
Ama o cümleyi duyan adam akşam evine gidiyor, gece yatağa yatıyor ve tavana bakmaya başlıyor:
“Bu adam bana niye ‘geç kaldın’ dedi?
Acaba beni işe yaramaz mı görüyor?
Beni gruptan dışlamak mı istiyor?
Kesin arkamdan bir şey mi çeviriyor?”
Altı üstü adam saate bakıp bir cümle kurmuş.
Ama biz ne yapıyoruz?
Üç kelimelik cümleden kafamızın içinde 150 sayfalık bir dram dizisi yazıyoruz.
Televizyona göndersek sezon finalinde reyting rekoru kıracak.
Asıl mesele de tam burada başlıyor:
İnsanların söylediklerinden çok, söylediklerine bizim yüklediğimiz anlamlar hayatımızı yoruyor.
Modern insanın en büyük yüklerinden biri, başkalarının ne düşündüğünü sürekli hesaplamak.
Komşunun söylediği bir söz, patronun yüz ifadesi, eşin kurduğu bir cümle, arkadaşın attığı kısa bir mesaj…
Bunların her biri zihnimizde olduğundan çok daha büyük anlamlara dönüşebiliyor.
Komşunuz:
“Biraz solgun görünüyorsun.”
diyor.
Siz ise eve gidene kadar zihninizde teşhis koymaya başlıyorsunuz:
“Acaba hastalığım mı var? Bir şey mi olacak? Neden böyle söyledi?”
Oysa belki de komşu gerçekten sadece solgun göründüğünüzü söylemiştir.
Fakat zihnimiz belirsizliği sevmez.
Bir boşluk gördüğünde onu doldurur.
Hem de çoğu zaman elimizdeki bilgilerle değil, korkularımızla.
İşte insanların sözlerini kafaya takmamızın temelinde çoğu zaman söylenen sözden daha büyük bir mesele vardır:
Reddedilme ve dışlanma korkusu.
Çünkü insan sosyal bir varlıktır. Kabul edilmek, sevilmek, değer görmek ve ait olmak ister.
Bu nedenle karşımızdaki kişinin basit bir cümlesini bile bazen kendi değerimizle ilişkilendiririz.
Adam:
“Yemeğin tuzu az olmuş.”
der.
Biz bunu şöyle çevirebiliriz:
“Yemek yapmayı bilmiyorsun.”
Sonra bir adım daha atarız:
“Beni beğenmiyor.”
Bir adım daha:
“Beni ailesine layık görmüyor.”
Ve sonunda:
“Bu evlilik yürümeyecek.”
Oysa karşıdaki insanın söylediği yalnızca şudur:
“Yemeğin tuzu az olmuş.”
İşte zihnin yaptığı bu eklemeler, insanın kendi kendisini yormasının en güçlü yollarından biridir.
Bir cümle gelir.
Biz ona bir anlam ekleriz.
Sonra o anlama başka bir anlam ekleriz.
Sonra bir varsayım daha…
En sonunda elimizde karşı tarafın söylediği cümle değil, bizim oluşturduğumuz hikâye kalır.
Üstelik çoğu zaman karşıdaki insan bu kadar derin düşünmemiştir bile.
Adam lafı söylemiş, yoluna devam etmiştir.
Belki beş dakika sonra söylediği şeyi unutmuştur.
O ise akşam yatağında hâlâ aynı cümleyi analiz etmektedir.
Karşı taraf çoktan uyumuştur.
Siz hâlâ onun yerine düşünüyorsunuzdur.
Bu gerçekten adil mi?
İnsan bazen başkasının sözünden değil, kendi zihninin o söz üzerine kurduğu senaryodan yaralanır.
Peki bundan nasıl kurtulacağız?
İlk adım, düşünceyi gerçek sanmaktan vazgeçmektir.
Zihninizde bir senaryo başladığında kendinize şu soruyu sorun:
“Karşımdaki insan gerçekten bunu mu söyledi, yoksa ben onun söylediğine kendi yorumumu mu ekliyorum?”
Bu soru çok basit görünür ama zihinsel özgürlük açısından son derece değerlidir.
Örneğin patronunuz size:
“Yarın odama uğra.”
dedi.
Bundan sonra zihniniz hemen çalışmaya başladı:
“Kesin bir sorun var.”
“Acaba işten mi çıkarılacağım?”
“Benden memnun değil mi?”
“Bir hata mı yaptım?”
Bir dakika.
Bunların hangisini patronunuz söyledi?
Hiçbirini.
Sadece:
“Yarın odama uğra.”
dedi.
Geri kalan bütün cümleleri siz yazdınız.
İşte insanın kendi düşüncesini fark ettiği an, zihnindeki senaryodan biraz uzaklaşmaya başladığı andır.
Düşüncenin içine girmek yerine, düşünceyi dışarıdan izlemeyi öğrenmek gerekir.
“Şu anda zihnim yine bir senaryo yazıyor.”
demek bile önemli bir farkındalıktır.
Çünkü düşünce ile gerçek aynı şey değildir.
Bir düşüncenin zihninizden geçmesi, onun doğru olduğu anlamına gelmez.
Birinin size kızgın olduğunu düşünmeniz, gerçekten kızgın olduğu anlamına gelmez.
Birinin sizi küçümsediğini hissetmeniz, sizi gerçekten küçümsediğini kanıtlamaz.
Birinin sizi dışladığını düşünmeniz, gerçekten dışlandığınız anlamına gelmez.
Kanıt yoksa, varsayım vardır.
Ve varsayımlarla yaşayan insan, çoğu zaman başkasının değil kendi zihninin esiri olur.
Elbette bu, insanların söylediklerini tamamen görmezden gelmek anlamına gelmez.
Eleştiri vardır.
Saygısızlık vardır.
Kötü niyet vardır.
Gerçekten sınır çizmemiz gereken durumlar da vardır.
Fakat her sözü saldırı, her bakışı küçümseme, her sessizliği reddedilme olarak yorumlamak insanı tüketir.
Çünkü insanların ağzını kontrol edemezsiniz.
İnsanlar konuşacak.
Kimi düşünmeden konuşacak.
Kimi yanlış anlaşılacak.
Kimi gerçekten kırıcı olacak.
Kimi de sizin hiç beklemediğiniz bir anlam yüklediğiniz basit bir cümle kuracak.
Hayatın gerçeği budur.
Ağzı olan konuşur.
Fakat söylenen her şeyi kalbinizin içine alıp almamak sizin seçiminizdir.
İnsanların ne düşündüğünü kontrol edemezsiniz.
Ne söyleyeceklerini kontrol edemezsiniz.
Hakkınızda ne konuşacaklarını da kontrol edemezsiniz.
Ama kendi zihninizde onların sözlerine ne kadar yer vereceğinizi kontrol etmeyi öğrenebilirsiniz.
Bunun yolu da başkalarının onayını sürekli aramaktan vazgeçip kendi değerinizi içeriden kurmaktan geçer.
Çünkü özgürlük, herkesin sizi doğru anlaması değildir.
Özgürlük, herkesin sizi doğru anlamak zorunda olmadığını kabul edebilmektir.
Hayat, başkalarının her cümlesini analiz etmek için fazla kısa.
Üç kelimelik bir cümleden 150 sayfalık bir dram yazmak zorunda değiliz.
Bazen söylenen sözü olduğu yerde bırakmak gerekir.
Ve kendimize şu soruyu sormak:
“Bu gerçekten benim yaşadığım bir şey mi, yoksa zihnimin yazdığı bir hikâye mi?”
Belki de huzurun başladığı yer tam olarak burasıdır.
Çünkü insanın kendisine yapabileceği en büyük iyiliklerden biri, başkalarının ağzından çıkan her sözü kendi kalbine taşımamayı öğrenmektir.
Mustafa Cengiz
KOŞ KAYSERİSPOR KOŞ… KİM TUTAR SENİ?!...
Mehmet Arpa
ÜÇ KELİMELİK CÜMLEDEN 150 SAYFALIK DRAM YAZMAYIN!
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
TERÖR,"AÇILIM ÜSTÜNE AÇILIM YAPARAK" BİTMEZ!
Mustafa Mete ÖZPINAR
İLAHİ HESAP ve SAĞLAM İMAN
Ali İhsan Öztürk
İHSAN UMUTLANIYOR
Bekir Oğuz Başaran
TÜRKÜLERİ SEVİYORUM
Ali Rıza Navruz
ÖMRÜM
Mustafa Temizer
KİM SORGULADI?..
M. Kemal Atik
GÜVERCİNLER, BİR ŞEHRİN MANEVİ SİMGESİDİR-2
KADİR DAYIOĞLU
ANKETLER YALAN SÖYLER Mİ?