Özgür Özel, üst üste yapılan kurultaylarla, CHP Genel Başkanlığına seçildi. Seçim hukukunu ilgilendirmeyen, Dernekler ve Medeni Kanunun ilgi alanına giren, “Mutlak Butlan” kararı ile görevden alındı. Yerine On üç seçim/referandumda yenilen, Kurultayda sürklase edilen “Bay Kemal” oturdu.
Özel, yüzde 25’lere takılıp kalan CHP’yi birinci parti yaptı yerel seçimlerde. Parti oylarını yüzde otuz sekizlere taşıdı. Altı yüze yakın irili ufaklı belediye kazandı. Bunu iktidar mensupları kabullenemediği gibi; “Butlancı”lar da rahatsız oldu. Öyle anlaşılıyor…
CHP’li olmadığımı defalarca söyledim bu sütunda. Keşke imkan olsa, “amasız, ancaksız, fakatsız” bireysel hak ve özgürlüklerden yanayım. Yani, “liberal demokrasiye” inanırım… CHP’nin de batı tipi “sosyal demokrat” bir parti olmasını arzu ederim.
Fakat kırmızı çizgim; Mustafa Kemal Atatürk ve laik/demokratik Cumhuriyet’dir.
Ama “Butlan” davası, sadece CHP’nin davası olmadığı, tüm demokratların, hukuk ve hukuk devletinden yana olanları ilgilendiren bir konu olduğuna inanırım.
Ama ister kabul etsinler, isterse etmesinler, Özel ve arkadaşlarını kuracağı ya da eklemleneceği bir partiye, Allah ömür verirse, sandık önümüze gelirse, bir defa da olsa oy veririm. O nedenle, Kılıçdaroğlu’nun CHP’si, “ağzı ile kuş tutsa!”, oy falan vermem. O kadar…
Tabii, “Bay Kemal’i” eleştirmeye ya da eleştiren yazılarımı görüp, “butlancıların” şahsımı, siyaset bilmemekle eleştirenlere şunu söyleyeyim. Doğrudur. Onlar kadar siyaseti bilmem; ayrıca siyaset bundan geçinenlerin ve profesyonellerin işi, bunu da bilirim.
Ama bildiğim bir şey var: 1957’den beri siyasete aklım erer. Hem de iyi… Böylesini hiç görmedim. İnsan o koltuğa nasıl oturabilir? Anlamak mümkün değil. Bu ülkenin saygın hukukçularının, “butlan” kararının, bizzat kendisinin “butlan” olduğunu söylediği bir ortamda, aklı başında olanların bu karara nasıl destek verdiklerini anlayamıyorum.
Yok, gelecekte Kılıçdaroğlu’nda bir ışık¸ bir keramet görüp, bir yer kapmak isteyenler varsa, ona da bir şey diyemem.
Kayseri delikanlılarının güzel bir sözü var, affınıza sığınarak söylüyorum: “Boşandığın hanımın topuğuna bakılmaz!”. Ama “Bay Kemal” ne kadar istekli, ne kadar hırslı imiş. Bu yaşta siyaset neyin nesi. Çekil köşene, çocuklarınla, torunlarınla hoşça vakit geçir. Yenile yenile anlaşılan başı da dönmemiş; hâlâ koltuğu bırakmak istemiyor.
Şahsen ben içime sindiremem. Sindirenlere de bir şey diyemem. Tabii, “sindirebilenler”, halkın içerisine bir çıksınlar bakalım. Manisa, İzmir, Lüleburgaz’da ki çoşkulu kalabalıkları, bile göremiyorlar.
Ok yaydan çıktı, bir kere… Geri dönmez artık. “Ya hep beraber ya hiç birimiz!” noktasına gelindi artık. Geçici bir süre de olsa, “Bay Kemal” destekçilerini baş başa bırakıp, Özgür Bey, yeni bir kulvarda yoluna devam etmeli.
Geldi, geliyor; gitti, gidiyor; yasa, tüzük, yönetmelik ve yönergelerle vakit geçirmemeli. Bir de başmışsınız, “erken seçim” vurgununu yiyebilirler. İyot gibi açıkta kalırlar, “siyaset bilmeyen” benin acizane tavsiyesi bu. Butlancıları kaderleri ile baş başa bıraksınlar. Bakalım, kaç oy alacaklar?
Acizane görüşüm bu! Yanıla bilirim de…
Özgür Bey, ne yaparlarsa yapsınlar, her hamleleri, “konu yargıtayda, karar çıkana kadar, bir şey yapamayız” “ipe un serme!” yanıtı ile karşılaşacak. Elbette bunu görüyorlardır, bu saatten sonra.
Kadir Dayıoğlu 15 Haziran 2026 Facebook yazısı
