#İhsanDüşünmedenEdemiyor
O kadar başkalaşmışız ki, başkalaştığımızın bile farkında değiliz!
“Adın ne?”
— Mülayim…
Sert olsan ne yazar?
Adın ne?
Sonra çıkıp:
“Tabelalar Türkçe olsun!”
diye çağrı yapıyoruz.
İyi de kardeşim…
Sen önce kendi adını, kendi tabelanı düzelt!
Kendi çocuklarımıza yabancı adlar koyuyoruz.
Kendi dilimizde karşılığı varken başka dillerden alınmış sözleri kullanıyoruz.
Dükkânlarımıza, iş yerlerimize yabancı adlar veriyoruz.
Çocuklarımızın konuştuğu dil değişiyor.
Günlük hayatımızdaki sözler değişiyor.
Sonra dönüp:
“Tabelalar neden Türkçe değil?”
diye soruyoruz.
Elbette tabelalar Türkçe olsun.
Elbette Türkçe yaşasın.
Elbette Türkçenin toplumdaki yeri ve görünürlüğü korunsun.
Ama mesele yalnızca tabela değil ki!
Mesele kafamızdaki tabela…
Kendi dilimizi küçümseyip başka dillerden gelen sözleri daha güzel, daha üstün görüyorsak…
Kendi adımızı sıradan bulup yabancı adları seçiyorsak…
Kendi değerlerimizden uzaklaşırken buna “yenilik” diyorsak…
Sorun yalnızca tabelada değildir.
Tabelayı değiştirmek kolaydır.
Kafamızdaki tabelayı değiştirmek zordur.
Bir milletin başkalaşması her zaman zorla olmaz.
Bazen insan kendi isteğiyle,
kendi eliyle,
kendi seçimiyle köklerinden uzaklaşır.
Ve belki de en tehlikelisi budur.
Çünkü insan,
kendi eliyle yaptığını başkalaşma olarak görmez.
Öyle bir noktaya geliriz ki;
Değişmişiz ama değiştiğimizi unutmuşuz.
Uzaklaşmışız ama uzaklaştığımızı bilmiyoruz.
Başka bir şeye dönüşmüşüz ama hâlâ aynı olduğumuzu sanıyoruz.
İşte asıl mesele burada.
Bugün:
“Tabelalar Türkçe olsun!”
diyorsak, önce kendimize sormalıyız:
Biz Türkçeyi yalnızca tabelalarda mı arıyoruz,
yoksa hayatımızın her yerinde yaşatıyor muyuz?
Çünkü mesele tabela değil.
Mesele dil.
Mesele öz.
Mesele geçmiş.
Mesele töre.
Mesele kültür.
Mesele kendimiz olarak kalabilmek.
Bir millet önce sözlerini kaybeder,
sonra geçmişini,
sonra özünü…
Ve bir gün dönüp bakar:
Tabelası Türkçe, ama kendisi başkalaşmış!
İşte ben bundan korkuyorum.
Tabelaları Türkçeleştirelim.
Ama önce kendimizi Türkçeleştirelim.
Kendi adımızı,
kendi sözümüzü,
kendi değerlerimizi,
kendi geçmişimizi yeniden hatırlayalım.
Çünkü millet olmak yalnızca aynı topraklarda yaşamak değildir.
Aynı dili konuşmak,
aynı geçmişi hatırlamak,
aynı değerlere sahip çıkmak
ve kendin olarak kalabilmektir.
Tabelalar Türkçe olsun.
Ama Türkçe yalnızca tabelalarda kalmasın!