28.06.2016--------SARI BENİZLİ (gecekondu çocuğu)
Dördü öğleden önce, ikisi öğleden sonra olmak üzere toplam altı saatlik , o günki dersler bitmiş bisikletle okuldan eve dönüyordu.
Pedala her basışında, biraz daha yorulup bitkinleştiğini hissediyordu.
Ancak yolun asfalt olan bölümlerinde bazen tek bazen de her iki elini bırakarak kullandığında, düğmesi açık ceketinin her iki yenini rüzgarın doldurduğunu hissettiğinde,mutlu oluyor, halsizliğini unutuyordu. Kuş uçuşu ancak 2 km.kadar olan okul yolu, düzensiz yerleşim ,imarsız mahalleler sayesinde 4 ila 5 km.ye ulaşıyordu .Bu gün biraz daha acele ediyorsa, belli bir sebebi vardı. 1964 te kaydolduğu İmam Hatip Okulunun kütüphanesinde ,ne kadar Hüseyin Rahmi,Refik Halid ,Reşat Nuri,Ömer Seyfeddin v.s. imzalı kitap varsa 6 yıllık zaman diliminde hemen hemen hepsini okumuş,nerede bir kitap görse aç kurt gibi saldıracak halde iken, sıra arkadaşı Mehmet kitapçı dan ,bir arkadaşının tavsiyesi üzerine aldığı Oğuz Özdeş’in “Liseli Bir Kız Sevdim”isimli romanını vermişti ,bir gecede okunması şartı ile. Zira bir grup arkadaş sabırsızlıkla sırada bekliyor idi.
Şehrin gecekondu semtindeki evlerine ulaştığında, vakit ikindiyi geçmekte idi. Avludaki dut ağacına yasladığı bisikletin selesinden okul çantasını alırken seslendi içeriye
-Anne ben geldim. Karnım aç.
Okuma yazması olmayan annesinin, cevabı her zamanki gibi, yegane esprisi olan,
-Karnından kapı aç. Oldu.
-Anne açım diyorum yaa.
-Oğlum ekmek kazanında ekmek var, bahçede soğan pürü.
Annesinin konuşmasını kesen, Sarı Benizli birkaç yıldır uğraşı olan şiir hevesinin verdiği cesaretle;
Bahçede soğan pürü,
Yürü sevdiğim yürü. Diye bir mani uydurdu.
Manideki tenkidi anlayan annenin cevabı gecikmedi.
-Eşşek sıpası ben sana hergün nerden bulayım kavurmayı.
Sarı benizli, annelerin sözünün, küfürlü de olsa ,kahırlıda olsa, evladı üzemeyeceğini, onlardaki sevgi ve sadakatin sınırsız olduğunu, 16 yaşına rağmen çoktan kavramıştı.Hiç alınmadı. Mutfaktaki ekmek kazanından aldığı,mahalle fırınında pişirilmiş,ekmekten bir parça kopardı, bahçeden ,kökünü yerinden oynatmadan kopardığı,soğan pürlerini arasına yatırdı, biraz da tuz ekerek yemeye başladı. Aklı getirdiği kitapta idi. Hava kararmadan ne kadar okuyabilirse o kadar iyi idi. Zira 1970 yılı ile tanışmaya 7 , 8 ay kaldığı bu bahar gününde, gecekondu evlerinde hala elektrik yoktu.Gaz lambası marifeti ile ışıtılıyordu evler. Ancak bir seçim arefesinde filan olunmalı idi ki; elektrik talebiniz olumlu bir cevap bulsun. O zamanlar “ORTAK PAZAR” denilen şimdiki AB ye üyelik müracaatımız 6.veya 7.yılını doldurmak üzere ve Başbakan koltuğunda ise; “Barajlar Kralı” diye nam yapmış, Çoban Sülü oturuyordu.(devamı var)
