Diyenler çıkacaktır elbet;
"-Biz bir kez okutmayı başaramamışken, sen tutmuş tekrarından bahsediyorsun." olacak iş mi bu?
Efendim, okumayı sevdirip, alıştırmak öğrenciyi , okumanın hava gibi, su gibi ihtiyaç olduğuna ikna etmek,okumanın erdemlerini, yücelticiliğini v.s. anlatmak,öncelikle öğretmenlerin sorumluluğu.
Ancak öğretmen okuyan araştıran, analiz eden biri değilse, hangi yüzle, hangi hakla, öğrencisine olumlu telkin ve tavsiyede bulunacak. O da ayrı bir problem ve ayrı bir yazı konusu.
Asıl mevzumuza dönersek, şöyle ki;Geçen gün eski kitapların tozunu alayım diye öylesine uğraşırken, elime merhum Tarık Buğra nın, Ötüken yayınevinden 1980 yılında basılmış "DÖNEMEÇTE" isimli kitabı geçti. Laf aramızda Tarık Buğra denilince benim için ,akan sular dururdu. Halen de öyle ya.
Bir göz attım kapağına, daha sonra içine; 37 yıl önce basılmış bu kitabı iki veya üç kez okuduğumu hatırlıyorum. Yine de yerine koymak içimden gelmedi.
Yarım saat sonra kitapla başbaşa idik; Baştan bir kaç sahife derken; demlikte çay bitmiş, ağızlıkta sigara,ben bu arada kitaptan kırk küsur sahifeyi yeniden okumuş bulunuyordum.
Yeri gelmişken bir sır vereyim ; emekliliğin en güzel yanı; zaman kısıtlaması olmadan, tabii isteyene serbestce okuma yazma imkanı tanıması.
Okuduğum sahifeler, okuyacağım kısımla ilgili, hatıraları zorluyor ve ben her yeni sahifede; ileride olacak hadise ve yaşanacak duyguları, tam net olmasa da hatırlıyor ve kafamda canlandırıyorum.
Ancak bu "yeni okuma" veya " yeniden okuma" eylemi, "Okudum işte nolacaksa veya şu kadar kez okudum" diyerek ego yu tatmin veya havalara girmek olayı değil tabii ki. " Meğer biz nereleri anlamamış, hangi duyguların hazzından mahrum kalmışız" demek için bence.
İlk okuma esnasında diyelim, otuzlu yaşlardayım..
3,5 yıllık evliyim, geçim gailesi binmiş omuzlarıma,sabahleyin mesai baskısı, gün içerisinde, iş yerinde bir yığın sorumluluk, ilerisi için kurulan hayaller yığını, derken efendim; bir de bu arada okuduğun kitabı, daha açığı kitabın maksadını anlayıp, özümseyecek, dersler çıkarıp, içine sindireceksin. Öyle mi? Biraz fazla olmuyor mu, "Fakir e" fazla yüklenmiyor musunuz?
İkinci okuma yaş kırka ulaşınca diyelim; kitap okunup bitirilince o gün bana sorulsa idi; " - Ne diyor, ne anlatıyor ? diye.
Herhalde;
" - Çok partili döneme geçişte,yani 1946 da, Anadoluda,şivelerden anlaşıldığı kadarı ile Konya iline bağlı bir kasaba ve orada yaşayan, ağırlıklı olarak bürokrat takımı ve halkın , geçiş dönemi ile ilgili,münakaşa, münazaraları, beklenti ve sevinçleri,umut ve hayalleri" demiş olabileceğimi tahmin ediyorum.
Oysa bu son okumam ile bende oluşan kanaat şu ki;
Birileri -Geçiş döneminin psikoloji ve sosyolojisi üzerine,tavsiye edeceğiniz bir kitap var mı? diye soracak olsalar,cevaben, hiç düşünmeden merhum un bu kitabını gösteririm. Roman ,olarak sorulsa cevabım aynı kitap olur.
Diyeceksiniz ki,"-Kardeşim, senin hayran olduğun bir yazar, sen duygusal davranıyorsun" Ancak, inanın benim hayran olduğum , beğendiğim onlarca ,yazar, şair, filozof, teolog v.s. var doğrudur.
Ancak bu tür konularda, duygularımı yönetecek, seviye ve yaşta olduğumu düşünüyorum.
Selam ve muhabbetlerimle.
Mustafa ACAR- 18 Eylül.2017.