AVARA KASNAK -- HİKAYE- MUSTAFA ACAR
Cumhuriyet meydanından,Organize Sanayii cihetine giden tramvaya bindiğinde, meydandaki Bürüngüz camiinın minarelerinden ikindi ezanı okunuyordu. Şansından paydos vakti değildi. Kolay yer buldu.
İçinde bir eziklik vardı; yıllardır görmediği, kendisini arayıp sormayan, çocukluk arkadaşı,mobilya üreten, fabrikatör Sadık Büyükçerçiyi ziyarete, daha açığı askerden döneli boş gezmekte olan oğlu için uygun bir iş istemeye gidiyordu.
Aylardır başının etini yiyen, evdeki kaşık düşmanının baskıları dayanılmaz bir hal almış, gönülsüz de olsa söz ağzından çıkmış,
-Tamam, tamam bu gün ne eder, eder bir şekilde giderim Sadık ın yanına. Demişti.
- Dilini düzelt, dilini. Dedi yirmi beş yıllık karısı.
- Ne diyorsun,anlamıyorum?
- Dilini düzelt diyorum, kopasıca dilini. Sadık babanın oğlu mu? bey diyeceksin bey.. koskoca fabrikatör,yüzlercesi var senin gibi emrinde, senin gibi üç kuruş maaşa talim etmiyor.
- Haklısın belki ama o benim çocukluk arkadaşım.
- Olsun geçti o günler,aranızda dağlar var. O kim ,sen kimsin ?
Evde yediği zılgıt iki de bir aklına gelse de; bir " La havle" ile kovalıyor, tramvay güzergahındaki yüksek binaları hayran, hayran seyrediyordu boş bakışlarla.
Yolculardan, marka belirterek sorduğu, Sadık ın iş adresini, tam olarak bilen yoktu.Her sorduğu şahıs değişik cadde numaraları telaffuz ediyor, " Yine de o civardan sorarsın " diye ekliyordu. Saatine göz attı. Tahminen son durağa ulaşması en azından yarım saatini alacaktı. Sıkıntıdan tesbihini şakırdatıyor, boşta kalan diğer eliyle,ceplerinden sanki bir şeyler arıyordu. Ceketinin sağ dış cebinden, eline temas eden sigara paketini, şöyle bir avuçladı. " Az kaldı,inince yakarım" diye düşünerek, geri bıraktı.
"Keşke bir gazete alsaydım, göz gezdirir,oyalanırdım" diye düşünürken, birden tedirginleşti."İyi ki almamışım,bakarsın logosunu gören bir patavatsız, manasız ve gereksiz bir çıkış yapar, zaten gergin olan sinirlerimi laçkalaştırırdı" diyerek kendisini kutladı. Bu arada boş durmayan zihni,adeta " Al sana meşguliyet" der gibi, Sadıkla yaşadığı çocukluk ve ergenlik günlerinin, orta yerine bıraktı bizimkini.
Neler yaşanmamıştı ki; Henüz 10'lu yaşlarında, yakıcı bir ağustos öğle sonrası, kullanılmış 3-4 ders kitabını, amele pazarının doğu tarafında, belediyeye ait tek katlı sıralı dükkanlardan, batı köşesindeki sahafa satarak izledikleri bir Yılmaz Güney filmi. Ne kadar tartışmışlardı film bitiminde. Ağzıyla kuş tutsa ,Sadıka yaranması mümkün değildi, Çirkin Kral'ın. Ancak konu Cüneyt'e kaydı mı, gözlerinin içi güler,suratındaki kaslar gevşer, yüzü yayışık bir hal alırdı. Saç stili, yürüyüşü, kavga stili, istisnasız her şeyine hayrandı Cüneyt' in. Her film çıkışında saatler süren, normal birisine tabiiki anlamsız gelecek olan bu tartışmalar, her ne hikmetse,arkadaşlıklarına gölge düşürmezdi.
Kendisi hayal aleminde tur atarken, iki durak daha geçmişti tramvay. Son durakta ineceğini bildiğinden,kafası oldukça rahattı. Yeniden daldı hatıralara;
Orta okulu da aynı sınıfta, aynı sırada okumuşlardı. Okul çıkışlarında çoğu zaman, Sadık'ın esnaf olan babasının iş muhitine yaklaşmamak kaydı ile aylak, aylak gezerler, meydandaki tarihi Sahabiye medresesinin taş duvarlarına bezgince yaslanmış, tahta perdeler üzerine raptiye ile iliştirilmiş film afişlerini uzun, uzun seyreder,ismi yazılı erkekli kadınlı oyuncular hakkında tartışırlardı bilgilerince.
Büyük sinemanın önündeki yaya geçidi olarak kullanılan yerde, yaşıtları çocuklardan, ikinci el " Tom Mix, Teksas, Tom Braks v.s.isimli çizgi roman kitapcıklarını, 25 kuruşa alıp, orada bir çırpıda okuduktan sonra 20 kuruşa satarlardı.Sadık ın babasının esnaf, kendi babasının inşaat işçisi olması, hiç problem olmazdı aralarında.
Bu arada tam takip edemese de, tramvay bir kaç durak daha geçmişti.
Liseyi bitirdikleri sene, yaz tatilinde, " Üniversite hazırlık kursu" na, Ankaraya gitmişti Sadık. Henüz anadolu insanı, söz konusu kursların kar marjını idrakten uzaktı veya yeterli talep yoktu o yıllarda. Oysa kendisi daha yüksek derece ile mezun olmasına rağmen, bırakın kurs için gurbete gitmeyi,üniversite imtihanına bile girmemişti. Aynı yıl içerisinde vefat etmiş olan babasının, görevini üstlenmek,eve daha doğrusu annesine ve kardeşlerine bakmak zorunda idi. "Keşke meslek Lisesi nde okusa idim" pişmanlığının, ne bir anlamı vardı artık, ne de bir faydası olabilirdi.
Sadık ın Üniversiteye başlaması, ayrılıklarının ilk merhalesi olmuş, esnaf babasının terfi ederek sanayici, üretici olması,ikinci aşama,takip eden bir yıl gibi kısa bir süre sonunda,semt değiştirmeleri ise tamamen koparmıştı birbirinden, iki çocukluk arkadaşını.
Son durak ! anonsuyla duran tramvaydan indi.Henüz hava kararmamıştı. İner inmez sıgara yakmaya yeltenen birine adresi sordu. En az yarım km. yürümesi gerekiyordu. Aceleyle bir sigara yakmanın peşinden, tarif edilen cihete yöneldi. İçindeki sıkıntı;hedef olarak gördüğü yere yaklaştığını düşündükçe daha da artıyor, olumsuz karşılanması halinde, ruhunun hırpalanacağını bildiğinden, her türlü olumsuzluğa hazırlıklı olma gayreti ile mevcut gerginliğini farkında olmadan daha da artırıyor, vehimlerini yoğunlaştırıyordu.
Birden midesinde bir kasılma hissetti. Genelde soğuk algınlığında nüksetmesine alışık olduğu bu rahatsızlık önce tuhafına gitse de, "Sinirdendir, gerginim ya" diyerek sükunet bulmaya çalışıyordu.
Önünden geçtiği,büyükçe bir fabrikanın, bahçe duvarına yaslanmış simitçiden aldığı kuru simiti ağzında kah dişleyerek, kah geveleyerek ıslatmaya çalışıyordu, belki sancıyı bastırır umudu ile. Keşke bir de yuvarlak tatlı alsa idim. Diye hayıflandı.Olmadık yerlerde başına iş açan ,şeker hastalığının sürprizinden çekiniyordu. Gideceği yerin ,çok uzak olmasını temenni ediyordu.Sadıkla karşılaşmalarının hiç te hoş olmayacağına tam kanaat getirmiş durumda idi.
Ne var ki; hiç arayıp sormadan eşine" Gittim yerinde yokmuş." diyemezdi ya, düpe düz yalan olurdu bu.Hayatta katlanamadığı şeylerin başında gelen yalan.
Aradığı levhayı karşısında bulduğu an,neden kaynaklandığını bilemediği bir cesaretle ,içinden;" Nasıl karşılarsa karşılasın,ne derse desin" diye geçirdi. Hatta bununla yetinmeyerek " İsteyenin bir yüzü kara, vermeyen zenci" diye espri bile yaptı içinden.
İhtiyatlı adımlarla yaklaştığı bekçi kulübesinin kapı camından, kasketli bekçinin, rahat hareketlerle önündeki bardağa çay doldurduğunu görünce, biraz önce zar, zor bitirebildiği simit üzerine canı birden çay çekti.
"Patla herif e mi,keyfin sırası mı?" diyen eşinin hayali canlandı birden.
Kapıyı nezaketle tıklatmasının ardından, yumuşak hareketlerle, adeta süzülerek girerken,
-Sadık beyle görüşecektim.Dedi."Bey" kelimesi üzerine oldukça bastırarak. Çocukluk arkadaşı olurum. Diye ekledi.
- Görüşemezsiniz, diyen bekçi, bir yandan çayını karıştırıyordu.
-Niye yasak mı?
-Hayır,yasak değil de, burada yok kendisi.
-Ciddi misin, doğru mu?
-Yalan borcumuz mu var, tabii ciddiyim.Bir haftadan önce gelmez, yurt dışında.
Bu cevap,oldukça rahatlattı.Yüzüne kan geldiğini sanki hissediyordu. Ani bir hareketle bekçiyi kollarından yakaladı.Neye uğradığını anlamayan bekçinin şaşkınlığına aldırmadan;
-Gel seni bir öpeyim, bu müjden değdi. Demesiyle, onu her iki yanağından öpmesi bir oldu.
Sırtından büyük bir yükün kalktığını hissediyordu.Dönüş yolu daha kısaydı sanki, kuş gibi hafiflemişti.
Vereceği haberden hoşnut olmayıp, bayağı sinirleneceğini tahmin ettiği eşinin;
"Desene boşu boşuna gidip döndün onca mesafeyi, avara kasnak gibi" demesini seyrediyordu hayalinde.
Öyle ya ; Uzun ömürlü evliliklerin, en anlamlı yönlerinden biri de; Eşlerin değişik zaman ve şartlarda, mevcut durumu değerlendirme hususunda,birbirlerinin göstereceği tepkiyi ve sarf edeceği kelimeleri,noktasına, virgülüne varana kadar tahmin edebilmeleri değil mi idi. 27.12.2017.MUSTAFA ACAR.
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
YOK ETMEK ZORBALARIN VE CAHİLLERİN İŞİDİR!...
Faruk Ergan
ZOR BE DOSTUM.
Mustafa Cengiz
ATEŞ HATTI’NDA KRİTİK BULUŞMA…
KADİR DAYIOĞLU
CHP (2)
Mehmet Kasap
BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ” “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-15
Mustafa Mete ÖZPINAR
YARADANI ZİKRETMEK
Ali Rıza Navruz
BİR SUSAMIŞIN ARDINDAN
Mustafa Göçer
AĞAÇ DEDE: FİDAN DİKME FAALİYETİ: PINARBAŞI
Süleyman Kocabaş
OSMANLIDAN GÜNÜMÜZE 1878 – 2025 BÖLÜCÜ İŞBİRLİĞİ SÜRECİ
Ömer Faruk Kotay
BİR AŞK HİKÂYESİ…