Dostlar, 7 Ağustos 2009 tarihinde köşemde çıkan yazımı tekrar paylaşmak istedim.
Aradan on yedi yıl geçmiş. Değişen bir şey var mı? Karar sizin.
Ünlü mimar, hocaların hocası, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) üyesi, Prof. Dr. Doğan Kuban’ın, Cumhuriyet Bilim Teknik Eki’nde (27.04.2007) çıkan; “Kayseri: Tarihini otomobil ve yüksek yapıya feda eden kent” başlıklı yazısını Fikret Şahin dostum göndermiş.
Zevkle ve ibretle okudum Hocamızın tespitlerini.
Kayseri yeniden planlanırken benzeri hataları düşülmemesi için anılan yazıyı, noktasına ve virgülüne dokunmadan, sizlerle paylaşmak istiyorum.
“Binlerce hektarlık yeni inşaat alanlar içinde 70 hektarlık Orta Çağını korumayı planlayamayan bir kent kültürü uygarlığın çok uzağındadır.
Bu kadar tarihe saygısız, insanı dışlamış kent bulmak neredeyse olanaksız.
Bu kent kararlarını verenleri yetiştiren kültür ortamını biz Orta Çağın hangi ikliminde yaratıyoruz?
Kayseri'yi Erciyaş'ın emsalsiz güzelliğiyle taçlandırdığı ilk nisan günlerinde yine gördüm.
Hilton Oteli'nin Cumhuriyet Meydanı'na bakan bir katından 1968'de yapılmış (bir tarihi eser?) (1970’lerin ortası olacak k.d.) olan taklit camiyi aydınlatmışlar.
Sinan'ın yıldönümü kutlanan bu günlerde Sinan dönemine ait Kurşunlu Cami'yi aydınlatmak akıllarına gelmemiş.
Gerçi Hilton Oteli'nin karşısına böyle bir cami müsveddesi (Bürüngüz Camiini kastediyor k.d) daha uygun düşmüş. Caminin yanında Orta Çağ Selçuklu çağının iç kalesinin kalıntısı var.
Bir Orta Çağ kalesinin hemen yanında böyle bir taklit cami uygun düşer diye düşünmüşler, anlaşılan.
Kim karar vermişse öğrenmesi gereken bir ilke var: Bir 13. yüzyıl kalesinin yakınına bir 20. yüzyıl camisi uygun düşmez.
Hele bu eskiyi boyutlarıyla eziyorsa daha da kötü olur. Süleymaniye Camisi'nin ya da Sultanahmet'in yanına onu aşan yeni cami ne kadar uygun düşerse bu da öyle olmuş.
Bu düşüncesizliğin yaygın olduğunu biliyordum.
Fakat sabah uyandığım zaman daha büyük bir felakete tanık oldum.
Hilton Oteli, Gevher Nesibe Sultan Şifahanesi ile Sahibiye Medresesi arasına dikilmiş.
Eski kalenin karşısında tarihi ezen bu yeni zengin simgesinin koca kütlesinin ayaklarının ucunda Türk orta çağının önemli anıtları duruyor.
Otelin arkasında dünyanın en eski polikliniklerinden biri, Türk ve İslam tıbbının heyheyli günlerinin gözbebeği Gevher Nesibe Sultan Şifahanesi var. Önüne bir az yeşil bırakmışlar.
Göğe tırmanan heyula yapılar arasında, bu Orta Çağ yapıları, cehaletin ve tarihe duyarsız olmanın onları layık gördüğü zavallı itilmişlik ortamında güya korunuyorlar.
Tarihi Çevre Koruma'nın tek yapının eşyalar arasında kaybolduğu bir depolama ameliyesi olmadığını, koruma kurulları kuşkusuz bildiğine göre, bu durum kurul kararına aykırı bir davranışın sonucu.
Ne var ki Kayseri'nin hemen bütün anıtları bu durumda olduğu için tarihin mahkûmiyet kararı kollektif olarak verilmiş olmalı.
Dümdüz ovada kurulmuş Kayseri’de 'Melih Göçek' üslubu birtakım yeraltı geçitleri açmışlar. Bir tanesi bir türbenin (Alaca Kümbet olacak k.d.) neredeyse temelinden geçmiş. 13. yüzyıl ortasının en güzel yapıtlarından biri olan Döner Kümbed koca bir yolun kaldırımında.
Kayseri Belediyesi bu yapıları toplayıp neden bir depoya doldurmuyor?
Bir Orta Çağ anıtını çirkin yüksek yapılar arasında kaybetmek, bir depoya kaldırmak kadar kötü bir uygulamadır.
Kayseri Selçuk Dönemi'nin, kümbed mimarisi açısından, Erzurum'la birlikte en zengin kentlerinden biridir.
Türk Orta Çağının süsü olan o yapıları bir yeşil bahçe içine almak, böylece kenti geçmiş mirasını saklayan yeşil alanlarla zenginleştirmek mimarların, korumacıların idarecilerin aklına neden gelmiyor?
Bu zamane sorumluları bu denli bir vurdumduymazlığı hangi kültür çevresinde ediniyorlar?
