SİYASET
Giriş Tarihi : 26-10-2026 10:24

ÖZDAĞ: “HALK AÇLIKLA BOĞUŞURKEN BUNLAR TÜRKİYE'NİN ZENGİNLİKLERİNİ SOYUYORLAR”

https://we.tl/t-0LOVw4vLWYOn5aoz Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Kadın, Çocuk ve Aile Başkanlığımız tarafından Denizli’de düzenlenen “Atatürk’ün Kızları Buluşuyor” Programında Türk kadınlarına seslendi.

ÖZDAĞ: “HALK AÇLIKLA BOĞUŞURKEN BUNLAR TÜRKİYE'NİN ZENGİNLİKLERİNİ SOYUYORLAR”

“ZAFER PARTİSİ İKTİDARINDA KADINLAR SAVUNMASIZ HİSSETMEYECEK”

Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Zafer Partisi, Türkiye'nin her yerinde gençliğin verdiği büyük dinamizm ve destekle ciddi bir yükselme içerisinde. Eskiden sadece gençler durdurup fotoğraf çektirirlerdi, partiyi kurduğumuz zaman. Şimdi anneler, babalar, dedeler ve nineler de durdurup torunları ve çocukları için fotoğraf istiyorlar. Onlar da fotoğraf çektiriyorlar. Bu, gençliğin anne ve babalar, hatta anneanneler, babaanneler ve dedeler üzerindeki etkisinden olsa gerek. Geçtiğimiz günlerde bir genel başkan yardımcısı arkadaşımızla, o da burada, Zekeriya Mete, Bağdat Caddesi'nde yürüyoruz. Bir aile önümüzü kesti ve yanında iki çocukları var. Dediler ki, 'Bizim çocuklarımız fanatik Zafer Partili.' Dedim ki, 'Ne kadar akıllı çocuklar yetiştiriyorsunuz.' Peki, siz neden değilsiniz? Birden durdular. Bakın, dedim, sorduğum sorunun cevabını ben vereyim size. Çünkü dedim, çocuklarınız filtre koymadan doğrudan gerçeği görüyorlar. Siz ise daha filtreli ve ön yargılı bakıyorsunuz. Onun için çocuklarınız gerçeği sizden daha önce görüyor ve ona göre davranıyorlar. Çocuklarınızın aklına güveniyor musunuz, dedim. 'Evet, güveniyoruz.' dediler. E o zaman sizin de Zafer Partili olma zamanınız gelmiş.

Arkadaşlar, 18-24 yaşta Zafer Partisi şu anda yüzde 20 ile birinci parti olmak durumunda. Yani her beş gençten birisi Zafer Partili. 25-34 yaşta bu yüzde 10-12 bandında diye tahmin ediyoruz. Ve şimdi bunu da yukarıya çıkartmaya çalışıyoruz. Ancak ne yazık ki yaptığımız araştırmada Zafer Partisi seçmeni içerisinde kadın oranı yüzde 26. Bu bizim eksiğimiz. Çünkü söylediklerimiz aslında erkek seçmenden önce kadın seçmeni doğrudan ilgilendirmesine rağmen bu mesajları demek ki yeterince etkili kadın seçmene ulaştıramıyoruz ki istediğimiz ve almamız gereken desteği henüz kadın seçmenden alabilmiş değiliz. Neden? Bakın bir, Türkiye Orta Doğululaşıyor. Büyük bir göçle. Sadece bir nüfus gelmiyor arkadaşlar. Aynı zamanda Orta Doğu'nun gelenek ve görenekleri de geliyor. Bu Cumhuriyet devrimi aynı zamanda bir kadın devrimi demektir ve kadınların kazanımı demektir. Türkiye'nin Orta Doğululaşması demek, kadınların Cumhuriyet'le elde ettikleri kazanımları farkına bile varmadan tek tek kaybetmesi demek.

Şimdi ben Gaziantepliyim. Eskiden Orta Doğu Gaziantep'te biterdi. Hatta Araplar diğer ülkelerden Şam'a geldikleri zaman Avrupa'ya gelmiş kabul ederlerdi kendilerini, Şam'da. Gaziantep zaten Avrupa'ydı. Hani eskiden bazı doğudaki şehirlerimiz için Doğu'nun Paris'i denirdi ya, bu boşuna söylenmiş bir laf değildi arkadaşlar. Gerçekti bu ifade. Ama şimdi Orta Doğu Denizli'de. Orta Doğu şimdi Manisa'da, İzmir'de. Ya, İzmir'de bir muz satıcısı gördüm. 'Yerli muz' yazmış, adam Suriyeli. Yani, bakıyorsun fotoğrafta bir tek muz Türk. Onun dışında her şey yabancı. Ve Orta Doğu Edirne'ye doğru ilerliyor. Biz Orta Doğu'yla Avrupa arasında bir köprüyken Orta Doğu'nun parçası haline geliyoruz. Ve bundan doğrudan olumsuz etkilenenlerin başında kadınlar geliyor. Siz geliyorsunuz. Biz bu somut gerçeği bu kadar net bir şekilde anlatmakta yeterli olamadık. Bunu daha iyi anlatmamız lazım arkadaşlar.

İki, Türkiye Orta Doğu oluyor da ne oluyor aynı zamanda? Türkiye Orta Doğu olarak aynı zamanda kadınlar için daha güvensiz bir yer haline geliyor. İYİ Parti'deyken 2019 yerel seçimleri için Gaziantep'e belediye başkan adayı bakıyoruz. Antep'in ünlü ailelerinden birisinin çocuğu, çok tanınmış bir estetik cerrah. Kendisini aradım. Dedim ki, 'Aday olmayı düşünür müsünüz belediye başkanlığına?' 'Hocam, ben artık Bodrum'da yaşıyorum üç seneden beri.' Neden, dedim? 'Hocam,' dedi, 'bir gün hastaneden çıktım, üç ışık geçtim. O üç ışığın başında toplanan Suriyelileri görünce kız çocuklarımı Gaziantep'te yetiştiremeyeceğimi anladım. Ailemi topladım, Bodrum'a yerleştim.' Neden? Çünkü bu baba çocukları için, kızları için korkuyor. Ama sadece Gaziantep'teki mi korkuyor? Çok tanıdığınız bir gazeteci, adını vermeyeceğim, dedi ki, 'Hocam, kızım lisansı burada bitirdi, yüksek lisansı Londra'da, doktorayı Berlin'de yaptı. Londra'dayken de aramadım kendisini geceleri. Berlin'deyken de aramadım ama İstanbul'a gidip dışarıya çıktığı zaman yarım saat sonra arıyorum, kızım nasılsın diye.' Şimdi böyle güvensiz bir ülkede yaşamaya başladık.

Bu güvensizliğin oluşmasında bu milyonlarca dünyanın değişik yerinden kalkmış, ülkemize gelmiş insanların büyük etkisi var. Sonra düşünün, çocuğunuzu okula yolluyorsunuz. Bir milyondan fazla yabancı var ve bunlar belli yerlerde ağırlıkla temsil ediliyorlar. Okullarda dili çok iyi bilmedikleri için aynı sınıfta Türk öğrencilerle ne yapıyor öğretmenler? Dersin seviyesini düşürmeye çalışıyorlar. Ve düşürüyorlar. Böylece sizin çocuklarınız daha kötü bir eğitim almaya zorlanıyor. Üstelik yılda 13 milyar dolar para harcıyoruz bütün bunlar için. Bir de cebimizden para çıkıyor. Kiralar yükseliyor. Pazara giden genellikle kadınlar. Pazarda fiyatların bu kadar yüksek olması girdi maliyetleri, tamam kabul ediyoruz. Başka şeyler, tamam kabul ediyoruz. Nakliye, kabul ediyoruz. Hal düzeni, kabul ediyoruz. Ama gıda enflasyonunda dünyanın en önde gelen ülkeleri arasında olmamızın bir nedeni de fazladan bu ülkede 13 milyon insanın beslenmesi değil mi? 13 milyon fazla yumurta, 13 milyon fazla ekmek her gün tüketmek zorunda olmamız değil mi? Bunu da anlatamadık annelere. Oysa bunu daha iyi anlatabilmeliydik.

13 milyon insanı bölelim altıya. Kaç milyon daire ediyor arkadaşlar? 2,1 milyon daire. Evet, kiralar düşer mi dönseler? Kesin düşer. Bunu da anlatamadık. Sonra Türkiye'de bir şey sabit. Afgan göçü başladıktan sonra uyuşturucuda da artış var. Hakikaten siz de erkek olsanız Afganistan'dan Türkiye'ye gelseniz yanınızda ne getirirsiniz? Taşıması hafif olacak. Gelince satınca da pahalıya satacaksınız. Uyuşturucu getirirsiniz. Ve onlar da öyle yapıyor zaten. Arkadaşlar, 4 milyon kişi uyuşturucu kullanıyor. Çoğu genç. 2 milyon sanal kumar bağımlısı var. Buna karşı Zafer Partisi'nin dışında ortaya somut bir politika önerisi getiren hiçbir parti yok. Tertemiz Türkiye Projesi. Bakın, biz kurulduğumuzda ve sığınmacıları geri yollayacağız dediğimizde Cumhuriyet Halk Partisi şöyle söylüyordu 2021'de: 'Göç ve Entegrasyon Bakanlığı kuracağız, hepsine vatandaşlık vereceğiz.' Biz kurulduktan bir buçuk sene sonra Zafer Partisi'nin baskısı altında gönüllü olarak yollayacağız dediler. Gönüllü olarak. Zaten gönüllü olana ihtiyaç yok ki yollamana, o gidiyor. Mesele, gerekirse zorla yollayabilecek misin? Bunu söyleyebilen Zafer Partisi dışında hiç kimse olmadı.

Biz şimdi uyuşturucuyla mücadelede de zorla tedavi diyoruz. Amerika Birleşik Devletleri'nde olduğu gibi. Toplumdan ayrılacaklar, üretim içerisinde uyuşturucudan, kumardan arınana kadar devlet kontrolü içinde olacaklar. Bunu da değerli arkadaşlar, uyuşturucu kullanan çocukların anne ve babalarına Zafer Partisi olarak ve siz Atatürk'ün kızları olarak daha iyi anlatmayı becermeliyiz artık. Seçimlere en fazla bir buçuk sene kaldı. Yani düşünün, elinizde piyasada başka hiçbir fabrikanın üretmediği ve müşterinin bütün taleplerini karşılayan bir ürün var. Ve biz bu ürünü istediğimiz kadar geniş alana tanıtabilmiş değiliz. Hani bu Elon Musk, bir yeni uçan araç yaptı, gördünüz mü? Uçan araba. Ya, biz de diğer partileri kıyaslarsanız onlar Murat 124, biz uçan arabayız aslında. Aramızda böyle bir fark var. Şimdi bakıyorsunuz, Yeni Parti diye bir parti kuruldu. Parti programında sığınmacılarla ilgili, kaçaklarla ilgili bir kelime yok arkadaşlar. Tabii onlar Uganda'ya gittiler ya da Yeni Parti Uganda Partisi ya, onun için. Ya, dünyayla bu kadar ilgisiz olabilir mi insan? Üstelik bakın, daha yeni Şam Büyükelçimiz dedi ki Türkiye'de 2,3 milyon Suriyeli kaldı, bunları geri almayacağız. Türkiye'de kalacaklar ve entegre edeceğiz. Bu ne demek biliyor musunuz arkadaşlar? 2,3 milyon olduğu doğru kabul edersek en az bir buçuk milyon seçmen demek. Bir buçuk milyon seçmen ise yüzde 2,5 oy demek. Ana muhalefet partisi ağzını açmadı. Diğer partiler de ağzını açmadı. Bir tek biz anlattık bunu. Bizim dışımızda bunu sorun olarak çıkaran olmadı.

Ondan sonra, evet, iktidarı devirmek için çalışıyoruz. Gerçekten öyle mi yapıyorsunuz? Kemal Kılıçdaroğlu da öyle söylüyordu. Sonra aslında ne için çalıştığını gördük. Siz de gördünüz. Ama bizim de eksiğimiz, doğru şeyleri tespit ediyoruz. Bunu seçmene anlatmakta kendimizi eleştirmeliyiz. Çünkü seçmene anlatmakta yeterince iyi değiliz. Evet, eksiğimiz var, televizyonumuz yok. Bizi destekleyen gazete yok. Paramız yok. Tamam, bunların hepsi doğru. Ama gerekirse adım adım dolaşıp sosyal medyayı hepimiz daha iyi kullanıp anlatmak zorundayız arkadaşlar. Ailelerinize, arkadaşlarınıza, komşularınıza, herkese her gün bıkmadan usanmadan bu işin başka çaresi yok. Tekrar ve tekrar anlatacağız. Ve dedim ya, Zafer Partisi'ne oy vermek için o kadar çok gerekçesi var ki Türkiye'de seçmenin. Sığınmacılardan kurtulacağı için, uyuşturucudan kurtulacağı için, çocukları daha iyi bir eğitim alacağı için, sokaklar daha güvenli olacağı için, metrobüse bindiği zaman korkmayacağı için, kızı gece sokakta biraz geciktiği zaman panik içerisinde telefona sarılmamak için, uyuşturucu çetelerinin çocuklarını zehirlemesinden korkmamak için Zafer Partisi'ne oy vermesi lazım.

“Halk açlıkla boğuşurken bunlar ise Türkiye'nin zenginliklerini soyuyorlar, buna dur dememiz gerekiyor”

Ama sadece bunlar değil. Aynı zamanda büyük bir israfla ve rant ekonomisiyle üretimden koparılıp tarımı ve hayvancılığı yok edilen, sanayisi tasfiye edilen bir Türkiye'den; yaş ortalamasının 55 yaşa düştüğü köylerden tekrar köylerin canlandığı, tarım ve hayvancılığın devlet destekli olarak güçlendiği, sadece Türkiye'yi değil, bütün bir bölgeyi besleyecek noktaya geldiği, AVM'ler ve rezidanslar değil, fabrikalar ve organize sanayi bölgelerinin inşa edildiği, Devlet Planlama Teşkilatının kurulduğu, ihalelerin sadece beşli çeteye değil, bütün iş dünyasına açıldığı bir ekonomik modele, sürdürülebilir kalkınma modeline geçişten bahsediyorum. Milletin parasının fon soyguncuları tarafından yenmediği, milyonlarca insanın fon zedeye çevrilmediği bir ekonomik anlayıştan bahsediyorum. Bakın, aileleriyle birlikte 10 milyon esnaf var Türkiye'de. Yedi seneden beri artık ekonomik buhran boyutunu almış, her geçen sene daha da fakirleşen bir halkla karşı karşıyayız. Ocak ayından beri dolaşıyorum Türkiye'yi. Bir tek esnaf bana işlerinin iyi olduğunu söyledi, memnun bir şekilde. O da İstanbul'da Eyüpsultan'da bir parfümeri dükkanında. Girdim, 'Selamünaleyküm.' 'Aleykümselam.' 'İşler nasıl?' dedim, pişman oldum. Dedim ki, parfümeride iş nasıl olacak? Yanında bakkalın işi kötüyken burada parfümeride iş nasıl iyi olabilir? Adam baktı, güldü. 'İşler çok iyi.' dedi. Bunların hepsi kamera kaydında var arkadaşlar. Bir daha baktım. Dedim ki, 'Sen imitasyon mu satıyorsun?' 'Yok.' dedi, 'Orijinal satıyorum. Toptancısıyım ben bunun.' dedi. Peki, dedim, en pahalı parfümün kaça? '68 bin lira.' dedi. Hanımlar, hiç 68 bin liralık parfüm kullandınız mı? Ocak ayında, muhtemelen şimdi daha pahalıdır dolar bazında olduğu için. Ya, şunu bir göster, dedim, hiç görmedim 68 bin liralık parfüm. Gösterdi. Sonra genel merkezden duymuşlar, bunu hemen inmişler, bakmışlar şeyden. Birisi bana mesaj attı genel merkezden. 'Hocam,' dedi, 'Vakko da 44'e satıyor aynısını.' dedi. Sanki çok ucuz yani o da. Evet. Bakın, şimdi kim kullanıyor bu parfümü arkadaş? Çünkü ortalama dedi ki bana, '20-30 bin bandında satıyoruz.' dedi. Kim bu parfüm banyosunu yapıyor? Öğrendik kimin yaptığını. İşte bu, fonları vuranlar yapıyorlar. Türk milletini soyanlar yapıyorlar. Yurt dışına paraları kaçıranlar yapıyorlar. Halk açlıkla boğuşurken bunlar ise Türkiye'nin zenginliklerini soyuyorlar. İşte buna bir dur dememiz gerekiyor. Bunu da Zafer Partisi yapar.

Bu etkiyi bir kısım seçmende yarattık mı? Yarattık. Bunu yarattığımızın en somut göstergelerinden bir tanesi benim için, bir gün Hacettepe Üniversitesi'nden bir profesör başvurdu görüşmek için benimle. Ben de buyursun gelsin, bir çayımızı içsin, dedim. Geldi, Profesör Doktor Sertaç Ak, psikiyatri profesörü. Özgeçmişine baktım, Amerika Birleşik Devletleri'nde uzun yıllar çalışmış, İçişleri Bakanlığı Bilim Kurulu başkanlığı veya üyeliği yapıyor. Dedim ki, 'Sertaç Hocam, sen zaten İçişleri Bakanlığında önemli bir görevdesin. Niye Zafer Partisi'ne gelmek istiyorsun?' Daha biz Mecliste de yokuz. Dedi ki, 'Hocam, evet, dediğin doğru. Ben burada görevdeyim. Ama bir şeyi biliyorum. Bu işi çözerse Zafer Partisi çözer, onun için geldim buraya.' 'Uyuşturucuyu bitirirse Zafer Partisi bitirir, onun için geldim buraya.' dedi. Doğru. Arkadaşlar, sığınmacıları biz yollarız. Kaçakları biz yollarız. Türkiye'yi kadınlar, çocuklar ve erkekler için biz güvenli hale getiririz. Sanal kumarı ve uyuşturucu patronlarını biz içeri tıkar, çocukları da iyileşmiş şekilde annelerine, babalarına biz geri veririz. Ekonomik üretimi tarımda da sanayide de biz kaldırırız ve esnafın da arkasında kuracağımız Esnaf Bakanlığı ile biz doğru bir şekilde yer alırız. Türkiye çalışmaya başladığı zaman, Türkiye üretmeye başladığı zaman, istihdamdaki insan sayısı artmaya başladığı zaman, bakın, 6 milyon bağımlı var. 4 milyon ne eğitimde ne de işte olan insan var. Toplayın bunu, 10 milyon ediyor. Bugün çalışanla emekli sayısı birbirine neredeyse yaklaştı. Bizim daha fazla çalışan insana ihtiyacımız var. Daha kaliteli ve çağın gerçeklerine cevap veren bir eğitim sistemine ihtiyacımız var. Bunları yapacağız. Ama başka şeyler de yapacağız.

Kadınlar için daha güvenli hale geldiği zaman, kadınlar kendileri ve çocukları için endişelenmeye son verdikleri zaman, daha güvenli bir Türkiye'de yaşadıkları, daha adil bir Türkiye'de, daha üreten bir Türkiye'de yaşadıkları zaman hayatlarında çok şey değişecek ama başka şeyler de değişecek. Hanımlar, içinizde altı çocuğu olan var mı? Yok, demek ki Suriyeli yok. Evet. Peki, beş çocuğu olan var mı? Beş de yok. Dört olan var mı? İki kişi. Üç çocuk? Yedi kişi. İki çocuk? Tek çocuk? Evet. Arkadaşlar, Türk kadınlarında doğurma oranı 1,4'e düştü. Artış ancak 2,1 ile oluyor. Azalıyoruz, azalıyoruz. Peki, biz ne yapacağız? Biz burada iki farklı yöntem izleyeceğiz. Bir, altı ay değil, iki sene; birinci sene tam maaşlı, ikinci sene yüzde yetmiş maaşlı anne olanlara izin vereceğiz. Birinci seneyi, ilk altı ayı işveren, geri kalan bölümü devlet karşılayacak. Yani anne, çocuk iki yaşına geldiği zaman dönecek işe. Ama bazı anneler, özel sektörde çalışan, 'Ben bunu tercih etmiyorum.' derlerse çocuk başına emeklilikte bir yıl erken emeklilik hakkı vereceğiz. Ve birisi derse ki, 'Ya ben on sene erken emekli olmak istiyorum.' Hiç itirazımız yok. Evet. Şart belli. Bir çocuk, bir sene erken emeklilik.

İki, kadına şiddete karşı caydırıcı önlemler alacağız. Biz parti kurulur kurulmaz hemen partimizin bahçesine kadına karşı şiddete karşı bir anıt yaptırmıştık. Şimdi onu kaldırıyoruz. Çok güzel bir heykel yapıyoruz. Suzan Hanım ve çalışma ekibi bu çalışma için harekete geçti. Bana getirdiler, projeyi ben de onayladım. Önümüzdeki aylarda hemen kapının girişinde çok çarpıcı, çok etkili ve kadına şiddeti protesto eden bir heykel olacak. Bu heykel aynı zamanda bir protesto alanı da olacak. Kadına yönelik şiddetin telin alanı haline getirilecek. Ama yetki aldığımız zaman, iktidarda olduğumuz zaman yapacağımız şeyler kadına yönelik şiddeti ortadan kaldırmaya yönelik sağlam hukuki ve sosyolojik adımlar olacak. Şimdi benim ailemde çok avukat vardı. Annem avukat, babam avukat, kardeşim, amcam, dayım, halam vesaire. Fakat hemen hemen hiç kimse boşanma davası almazdı. Babama boşanma davası geldiği zaman babam boşanma davasını getiren erkeğe derdi ki, 'En son eşini ne zaman sinemaya götürdün? En son ona ne zaman çiçek alıp gittin? En son birlikte ne zaman yemeğe gittiniz?' O da, 'Abi, bilmiyorum, hatırlamıyorum.' deyince, 'Anlat bakayım, karının gözleri ne renk, saçları ne renk?' diye sorardı. Onları aldıktan sonra adamın ağzından bir mektup yazardı karısına. 'Şimdi bir çiçek al, evine git, bu mektubu ver, çiçeği de ver hanımına. Bu boşanma meselesini bir daha düşün.' derdi. Bir gün bunu geldi eve anlattı. Annem baktı, 'Muzaffer,' dedi, 'sen ne zaman en son çiçek getirdin eve?' Ağzıyla yakalandı yani. Evet.

“Zafer Partisi iktidarında kadınlar savunmasız hissetmeyecek”

Şimdi ama il başkanımız avukat. Boşanma davası alıyor musun başkan? Ortalama ne kadar sürüyor? Bir sene. Peki, Türkiye ortalaması ne kadar? Evet. Arkadaşlar, biz bunu altı aya düşürmeyi hedefliyoruz. Çünkü süre uzadığı zaman şiddet potansiyeli artıyor. İki, kadına yönelik şiddette caydırıcı önlemler olağanüstü az. Caydırıcı önlemleri de artıracağız. Ve kadınlar kendilerini savunmasız hissetmeyecekler. Tabii, bir başka husus daha var. Üzerinde çalışmamız gereken. Şimdi buradan çıktık, yürüyoruz. İleride baktık, bir adam yanındaki kadını dövüyor. Müdahale etmeden önce beş kez düşünürüz. Erkek olarak. Neden? Ya müdahale ederim, adamın başına bir şey gelir. Sonra ben hapse girerim. Arkadaşlar, bu oluyor ne yazık ki. Onun için bunun da hukuki düzenlemesinin sağlam bir temelde gerçekleşmesi gerekiyor. Polis bile müdahale etmekten çekiniyor, kaçınıyor. Bütün karakollarda, bazı karakollarda var ama hepsinde yok, aile içi şiddet birimi; ama psikolojik eğitim almış polislerin yönettiği ve çalıştığı birim olmalı.

Evet, bunları birbirimize anlatmaktan çok, artık sokakta komşularımıza, akrabalarımıza, çevremize anlatmanın zamanı geldi. Ve sayımızı çok daha fazla artırmak zorundayız eğer Türkiye'nin içine sürüklendiği bu felaket sürecini durdurmak, engellemek istiyor ve Atatürk'ün kurmuş olduğu Cumhuriyet'i nasıl biz anne ve babalarımızdan devraldık, çocuklarımıza ve torunlarımıza devretmek istiyorsak.”

AdminAdmin