İnsanoğlunun karşılaştığı en sarsıcı hayat tecrübelerinden biri, en çok güvendiği, sofrasını ve sırrını paylaştığı insanlardan beklemediği vefasızlıklar ve ihanetler görmesidir. Yıllarca aynı masaya oturulmuş, acılar ve sevinçler bölüşülmüştür; fakat gün gelir, o en yakındaki kişinin arkanızdan fütursuzca konuştuğu, sizi haksız yere karaladığı ortaya çıkar.
İşte tam o anda insan büyük bir içsel yangına kapılır: Mesajlar yazılır silinir, gece uykuları kaçar, sabah kahvaltısında, yolda, işte sürekli o haksızlık zihinde evrilip çevrilir. Peki, bu tabloda asıl hayatı felç olan kimdir? İhaneti sergileyip kendi hayatına kaygısızca devam eden mi, yoksa o acıyı zihninde günbegün taşımaya devam eden mi?
Hakikat şudur: İnsanı yıkan şey çoğu zaman başına gelen hadisenin kendisi değil; o hadiseyi aylarca, hatta yıllarca zihninde canlı tutmasıdır.
Bize haksızlık eden veya zarar veren kimselerin asıl kudreti zenginliklerinden, makamlarından ya da sosyal çevrelerinden gelmez. Onların elindeki en büyük koz, bizim zihnimizde yaşamaya devam edebilmeleridir.
Eğer bir insan sizi hâlâ öfkelendirebiliyorsa, sizi derin bir kedere sevk edebiliyor ve size durmaksızın kendinizi açıklama ihtiyacı hissettiriyorsa; o insan sizin hayatınızı uzaktan kumandayla yönetmeye devam ediyor demektir. Toplumda bazı karakterler bilerek laf sokar, dedikodu üretir, iftira atar veya ortamı provoke eder. Amaçları asla bir hakikate ulaşmak değildir; tek hedefleri sizde bir tepki oluşturmaktır. Çünkü siz tepki verdikçe onlar etkili olduklarını hisseder ve beslenirler. Bu tipler yalnızca kaostan doyar; siz onları cezalandırdığınızı zannederken, gerçekte sadece kendi huzurunuzu tüketirsiniz.
Kötülük bir kere gerçekleşir ve biter. Ancak zihin, o tek bir anı alır ve yüzlerce, binlerce defa yeniden sahneye koyar. Söylenen zehirli bir cümle zihnin değirmeninde yıllarca öğütülür. İnsanı tüketen, o ilk darbenin şiddeti değil; o darbeyi her gün kendi elleriyle yeniden kendine vurmasıdır.
Sosyolojik ve psikolojik olgunluk, bazı kapıların zorlanmaması gerektiğini idrak etmekle başlar. Bazı insanlarla hesaplaşmaya girişmemek, onları çok daha hızlı geride bırakmanın anahtarıdır. Zira onların derdi bir uzlaşı ya da hakikat arayışı değildir; onlar sadece kendi kurguladıkları hikâyeye inanırlar. Dinlemek istemeyen bir kulağa sesinizi duyuramazsınız; anlamak istemeyen bir zihne gerçekleri izah edemezsiniz. Bu sebeple her tartışmaya girilmez, her savaş verilmez.
Bir insana verilebilecek en asil ve en kesin cevap ne laf yetiştirmektir ne sessizlik numarası yapmak ne de intikam peşinde koşmaktır. En büyük cevap, hakiki kayıtsızlıktır.
Buradaki kayıtsızlık; içten içe yanarken dışarıya "güçlüyüm" pozları kesmek, gizli gizli muhatabını takip edip umursamaz görünmeye çalışmak değildir. Hakiki kayıtsızlık, artık nötrleşmektir:
İşte o an zihninizdeki o bedavacı kiracıyı tahliye etmişsiniz demektir. İşte o gün hakiki manada özgürleşmişsinizdir.
Kendi değerinin ve hedefinin farkında olan bir insan, yol kenarındaki her taşa takılıp geri dönemez. Siz vakarla kendi yolunuza kararlılıkla devam ettiğinizde, sizi kaybettiğini o an anlamayanlar dahi neyi yitirdiklerini zamanın eninde sonunda önlerine çıkaracağı aynada açıkça göreceklerdir.
Hayatınızın kontrolünü başkalarının insafına değil; kendi haysiyetinize, sükûnetinize ve hedeflerinize emanet edin.
M. Kemal Atik
İÇİMİZDEKİ ŞEYTAN AZGINCA NEDEN FIRLADI KAFESTEN?
Mehmet Arpa
Zihindeki Kiracıyı Tahliye Etmek: Gerçek Kayıtsızlık ve Zihinsel Özgürlük
Nilgun Batıyeli
Cumhuriyet’e Günler Kala
OZAN DERVİŞ/ İSMAİL KOÇAK
YAN SEVDİĞİM
KADİR DAYIOĞLU
CUMHURİYET'İN 103. YlL DÖNÜMÜ
Ali İhsan Öztürk
BUGÜN HAYALLERİMİ YAŞADIM
Mustafa Cengiz
DEPLASMAN PENDİK, SONUÇ ÇOK DANDİK!
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
BEYİN GÖÇÜ SÜRÜYOR!
AHMET KARAASLAN
EYVALLAHIN AYARI
Ali Rıza Navruz
BEHCET KEMAL ÇAĞLAR