Bakınız, bugün modern ilişkilerin en büyük düşmanından bahsedeceğim: Duygusal ihmal. Ama bu öyle "aramamak, sormamak" gibi bariz bir şey değil.
Bu, aynı evin içinde, aynı masada otururken, hatta el ele tutuşurken bile yaşanan bir "yok sayılma" halidir.
Bir düşünün; partneriniz size heyecanla bir şey anlatıyor.
Belki işte yaşadığı bir olayı, belki yeni öğrendiği bir bilgiyi ya da sadece gördüğü bir rüyayı...
O anda ne yapıyorsunuz?
Elinizdeki telefona bakmaya devam mı ediyorsunuz?
"Hı hı" deyip geçiştiriyor musunuz?
Yoksa gözlerinin içine bakıp, o duyguyu onunla paylaşıyor musunuz?
İşte ilişkilerin kaderi, o küçücük anlarda tayin ediliyor.
Psikolojide buna "duygusal çağrılara yanıt verme" denir.
Karşınızdaki insan size bir şey anlattığında aslında şunu sormaktadır: "Beni görüyor musun? Beni duyuyor musun? Ben senin için hala önemli miyim?"
Siz ona sırtınızı döndüğünüzde veya ilgisiz kaldığınızda, aslında ona verdiğiniz cevap şudur: "Şu an elimdeki bu cansız ekran veya kendi düşüncelerim, senden daha önemli."
Bu ihmal bir kez yapıldığında ilişki bitmez.
İki kez yapıldığında da bitmez.
Ama bu bir yaşam biçimi haline geldiğinde, karşınızdaki insan yavaş yavaş kendi kabuğuna çekilmeye başlar.
Bir gün bakarsınız ki artık size bir şey anlatmıyor, sizinle bir şey paylaşmıyor.
Çünkü reddedilmekten, "yok sayılmaktan" yorulmuştur. Ve işin en acı tarafı, bu sessizlik başladığında çoğu insan "Ne güzel, artık kavga etmiyoruz, her şey yolunda" diye düşünür.
Oysa o sessizlik, yaklaşan sonun habercisidir.
Duygusal ihmal sadece ilgisizlik değildir; bazen de duyguları küçümsemektir.
Partneriniz üzüldüğünde "Buna mı üzüldün?", korktuğunda "Abartma", sevindiğinde "Ne var bunda?" dediğiniz her an, araya görünmez bir duvar örersiniz.
İnsan, anlaşılamadığı yerde durmak istemez. Sevgi karnı doyurur ama ilgi ruhu besler.
Ruhu aç kalan bir insan ise, er ya da geç o doyumu başka yerlerde, başka uğraşlarda veya yalnızlığın huzurunda aramaya başlar.
Gerçek bir ilişki, iki kişinin birbirine şahitlik etmesidir.
Hayatın zorluklarına karşı "Ben buradayım" diyebilmektir.
Eğer partneriniz sizin yanınızda kendini yalnız hissediyorsa, siz aslında o ilişkide yoksunuz demektir.
Sadece fiziksel varlığınızla orada bulunmanız, bir sandalyenin orada bulunmasından farksızdır.
Şimdi bu satırları okuyan siz; sevdiklerinizin yüzüne en son ne zaman gerçekten "bakarak" baktınız?
Anlattıkları o "önemsiz" detayları en son ne zaman merakla dinlediniz?
İlişkinizi kurtarmak için büyük jestlere, pahalı hediyelere ihtiyacınız yok. Sadece orada olun. Gerçekten orada...
Unutmayın; büyük yangınlar küçücük bir kıvılcımla başlar ama büyük aşklar küçücük bir ilgisizlikle söner.
Karşınızdaki insanın ruhuna dokunmayı bıraktığınız gün, aslında ona veda ettiğiniz gündür.
Bugün bir değişiklik yapın. Partneriniz size sıradan bir şey anlattığında, dünyayı bir anlığına durdurun ve sadece onu dinleyin.
Çünkü bazen bir ilişkideki en büyük devrim, sadece "dinlemektir."
Mehmet Arpa
İyi İnsan Olmak ile Saf Olmak Arasındaki İnce Çizgi
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
KAPIDA SEÇİM HAVASI, EMEKLİYE BU NE PARASI?
OZAN DERVİŞ/ İSMAİL KOÇAK
BENİ AĞLATTIN
Ali İhsan Öztürk
TURAN SOFRASINDA AFGANİSTAN TÜRKLERİ BULUŞTU
KADİR DAYIOĞLU
ERKİLET TALAS TRAMVAY HATTI
Ahmet Sıvacı
TÜKÜRSÜNLER YALAKALIĞIN BÖYLESİNE
Nilgun Batıyeli
CUMHURİYETİMİZİN DÜNÜ, BUGÜNÜ, YARINI
Ali Rıza Navruz
BİZ ESKİDEN
Mustafa Cengiz
KAYSERİSPOR’DA NELER OLUYOR?
Faruk Ergan
ENTRİKA ÇEVİRMEK!