Bir zamanlar bu ülkede imanın, faziletin, namusun, özgürlüğün ve birlikte yaşamanın bir değeri vardı.
İnsanlar nezaketleri, cömertlikleri ve yoksullara duydukları merhametle öne çıkardı.
Yaptığı kötülükten utanan, kötülük yapmaktan son anda vazgeçtiği için şükreden insanlar vardı.
Peki, ne oldu da insanlığın vicdanı zayıfladı, şeytani duygularımız böylesine güç kazandı?
Bütün bunları hangi gerekçeyle “yeni bir dünya kuruyoruz” diyerek meşrulaştırdık?
Asıl sorun, içimizdeki şeytanın hâlâ yaşıyor olmasıdır.
Açgözlülüğümüz, kıskançlığımız, hırsımız, öfkemiz ve bencilliğimiz ruhumuzun derinliklerinde varlığını sürdürüyor olmasıdır.
Dinle, kültürle, medeniyetle ve ahlakla dışımızı süsledik; fakat içimizi aynı ölçüde arındıramadık.
Müslüman olduğumuzu söyledik ama nefret, kötü niyet ve fırsatçılıktan kurtulamadık.
Bilgimizi artırdık, sözlerimizi güzelleştirdik; ne var ki kendi nefsimizle yüzleşmekten kaçındık.
Bugün dünyanın pek çok yerinde yoksulluk, zulüm ve adaletsizlik hüküm sürüyor.
Bir yanda aşırı zenginlik, diğer yanda derin yoksulluk var.
İnsanlık teknolojide ilerlerken vicdanda da ilerleyebildi mi?
Bilgimiz çoğaldı ama merhametimiz aynı ölçüde arttı mı?
Toplumumuzda yaşanan değişimler, özellikle gençlerimizin değer dünyası bakımından da düşündürücüdür.
Cinselliğin bir haz ve gösteriş aracına indirgenmesi, insanın bir arzu nesnesi olarak görülmesi, ilişkilerde saygı ve sorumluluğun geri plana itilmesi kaygı vericidir.
Bu anlayışın yol açtığı ailevi çatışmalar ve şiddet olayları, sorunun yalnızca bireysel olmadığını gösteriyor.
Gençlerimizi suçlamakla yetinemeyiz.
Ailelere, eğitim kurumlarına ve devlete önemli sorumluluklar düşüyor.
Gençlerimize sevgiyi, saygıyı, irade terbiyesini ve insan onurunu öğretmeliyiz.
Mesele, insani arzuları yok etmek değil, onları akıl, vicdan ve ahlakla dengeleyebilmektir.
Peki, çözüm nerede?
Yalnızca dış dünyayı değiştirmekte mi, yoksa önce kendi içimize bakmakta mı?
Gerçek değişim, insanın kendi önyargılarıyla, tutkularıyla ve bencilliğiyle yüzleşmesiyle başlar.
Başkalarını düzeltmeye çalışırken kendimizi sorgulamayı unutursak kötülüğün kaynağını hep dışarıda ararız.
Hoca Ahmet Yesevi Hazretlerinin şu sözü, insanın kendi iç dünyasında verdiği mücadeleyi ne güzel anlatıyor:
“Kötülüğümüz içimizde bizim, içimiz ise kurtulamıyor kendi kendinden.”
Belki de asıl sorunumuz, içimizdeki şeytanın kafesten çıkması değil, onu yıllarca besleyip büyütmemizdir.
Nefsimizi özgürlük, hırsımızı başarı, bencilliğimizi hak, ihtiraslarımızı da çağdaşlık adına savunduk.
Sonra kötülüğün neden çoğaldığını sorgulamaya başladık.
Oysa insan, kendi içindeki şeytanla yüzleşmeden dünyadaki kötülüklerle baş edemez.
Kafesin kapısını açan da anahtarını elinde tutan da çoğu zaman kendimiziz.
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
AŞIK VEYSEL'İN İZİNDEN...
M. Kemal Atik
İÇİMİZDEKİ ŞEYTAN AZGINCA NEDEN FIRLADI KAFESTEN?
Mehmet Arpa
Zihindeki Kiracıyı Tahliye Etmek: Gerçek Kayıtsızlık ve Zihinsel Özgürlük
Nilgun Batıyeli
Cumhuriyet’e Günler Kala
OZAN DERVİŞ/ İSMAİL KOÇAK
YAN SEVDİĞİM
KADİR DAYIOĞLU
CUMHURİYET'İN 103. YlL DÖNÜMÜ
Ali İhsan Öztürk
BUGÜN HAYALLERİMİ YAŞADIM
Mustafa Cengiz
DEPLASMAN PENDİK, SONUÇ ÇOK DANDİK!
AHMET KARAASLAN
EYVALLAHIN AYARI
Ali Rıza Navruz
BEHCET KEMAL ÇAĞLAR