İnsanın varoluşsal gayesi üzerine yapılan tüm tartışmalar, nihayetinde tek bir merkezde birleşir: Düşünmek.
İnsanın bu dünyaya düşünmek için gönderildiği muhakkaktır. Kadim filozoflardan günümüze kadar uzanan "İnsan düşünen bir varlıktır" kabulü de tam olarak bu hakikate işaret eder. Çünkü insanın tüm itibarı, onuru ve onu diğer canlılardan ayıran yegane cevheri düşünme yetisinde saklıdır.
Ancak dünyada var olmanın ve bu varoluşu anlamlı kılmanın birbirini tamamlayan iki temel yolu vardır:
Eylem ve tefekkür.
Varoluşun İki Yarısı: İnanç ve Amel. İnsanı bütünsel bir varlık olarak ele aldığımızda yarısının eylemden, diğer yarısının ise düşünceden müteşekkil olduğunu söyleyebiliriz. “İnsan yaşamı, inançla başlar ve fikirle mükemmelleşir”sözü bunu ifade eder. Buradaki eylemsel kısım; yaşamın nasıl yaşandığıyla, yani ahlaki değerlerin pratik hayatta nasıl işlenip geliştirileceğiyle ilgilenir. Düşünsel eylem (tefekkür) ise her zaman saf hakikati göz önünde bulundurur. Bu bağlamda inanç, tefekkürün ve ahlakın zeminidir.
İman, hakikate itikat eder.
Ümit ve sevgi ise ibadetle yönünü bulur.
Unutulmamalıdır ki, iman olmadan ne ümit ne de sevgi gerçek anlamda mevcut olabilir. İnanç, kalbinin en derinliğini hakikate açan kimseye ilahi sırların ve güzelliklerin kapısını aralar. Bu nedenle insan, inancın ve tefekkürün rehberliğine güvenmeli, onunla haşır neşir olmalıdır. Erdemli olmanın ilk ve en temel şartı ise şudur : Zâhirin bâtınla, yani için dışla bir olması.
Bir Öz Eleştiri Olarak: Eğer kendi içimizdeki kibirle, hırsla, dünya hevesleriyle, zaaflarla, sefaletle ve haksızlıkla dolu olduğumuzu göremiyor veya bunu itiraf edemiyorsak, ruhsal bir körlük yaşıyoruz demektir.
Erdemli İnsanın Portresi: "Ben"den "Biz"e Yolculuktur.
Gerçek erdem, bireyin kendi sınırlarını aşmasıyla başlar. Erdemli insan; sadece kendisi için değil, insanlık için ve bütün bir dünyanın geleceği için düşünen kişidir. O, bireyci değil, toplumcu bir ahlakı benimser. Onun dünyasında felsefi bir "ben" yoktur; bütünü kapsayan bir "biz" vardır.
Bireyselliğin dar ve bencil sınırlarından kurtulup toplumsallaşma özlemini kuran insan, kendi büyüklüğünün ancak ve ancak başkalarının büyüklüğüyle, yani hep birlikte yükselmekle mümkün olacağını bilir.
Erdemli insanı tanımlayan temel saç ayakları şunlardır:
İmanda ve Amelde Fedakarlık: İnancını ve eylemlerini (aksiyonunu) insanlığın hayrına adar, gerekirse kendinden vazgeçebilir.
Sonuç olarak erdemli insan, durağan bir varlık değildir. O, sürekli bir oluş ve dönüşüm içerisindedir. Kendi içindeki karmaşıklığı, çelişkileri ve karanlık noktaları giderir; zaman içinde her gün daha iyiye, daha güzele ve daha hakikate dogru değişimini gerçekleştirir. Unutmayalım, dünyanın geleceği, "ben" kelimesinin esaretinden kurtulup "biz" diyebilen, içiyle dışı bir olan erdemli insanların omuzlarında yükselecektir.
Mustafa Cengiz
KAYSERİSPOR, TÜRK FUTBOLUNUN ANADOLU’DA Kİ FARKLI PROTATİPİ
M. Kemal Atik
Düşünce ve Eylem Kıskacında Erdemli İnsan
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
BU FOTOĞRAFI NASIL YORUMLAMAK LAZIM?
Mustafa Acar
BU KÖY BENİM KÖYÜM DEĞİL.
Mustafa Mete ÖZPINAR
SURİYE SAVAŞININ GERÇEĞİ
Mustafa Göçer
DÖNÜŞÜM BAŞLAMALIDIR:
Ali Rıza Navruz
GURBET KUŞU
KADİR DAYIOĞLU
KAYSERİ SU MASTER PLANI
VÜSELA ALİ-İLETİŞİM(SİZLİK)
SEVİYELİ İLETİŞİM HAKKINDA ÖNERİLER
Faruk Ergan
İÇSELLEŞTİRMEK.