Değerli Okurlarım,
İçinden geçtiğimiz zaman dilimi, yalnızca ekonomik, siyasi veya sosyal sorunların yaşandığı bir dönem değildir. Daha derinde, insanın insanla, insanın toplumla ve toplumun kendi değerleriyle olan ilişkisinin ciddi biçimde sorgulanması gereken bir dönemden geçiyoruz. Medeniyetin, kültürün ve ahlaki değerlerin sarsıldığı; kötülüğün giderek daha görünür hâle geldiği bir çağdayız. Zalimlik, gaddarlık, baskı, şiddet, bencillik, gösteriş ve güç hırsı hayatımızın çeşitli alanlarında kendisini daha fazla hissettiriyor. Kötülük sıradanlaştıkça, iyiliğin sesi de ne yazık ki daha az duyulur hâle geliyor. Belki de bizi en fazla endişelendirmesi gereken husus, güven duygusunun yıpranmasıdır. Çünkü güven, toplum hayatının görünmeyen harcıdır. Güvenin olmadığı yerde aile ilişkileri zayıflar, dostluklar yara alır, insanlar birbirinden uzaklaşır, kurumların itibarı sarsılır. Birbirine güvenmeyen insanların oluşturduğu bir toplumda ortak bir gelecek inşa etmek de giderek zorlaşır. İşte bunun için de bugün belki de her zamankinden daha fazla güvene ihtiyacımız var.
İRADE KAYBOLURSA İNSAN DA KAYBOLUR
Bir toplum iradesini kaybederse, zamanla insanlığını da kaybetmeye başlar. İrade; insanın nefsine, öfkesine, çıkarına ve yanlış arzularına karşı koyabilme gücüdür. Hakikatin karşısında eğilmeyen, haksızlığın karşısında susmayan, adaletin yanında durabilen insan ancak gerçek anlamda irade sahibidir. İradesini kaybeden insan, başkalarının yönlendirmesine açık hâle gelir. İradesini kaybeden toplum ise kendi geleceği üzerindeki söz hakkını da yavaş yavaş kaybeder. Bu nedenle insanlığın geleceğini kurtaracak olan daha çok mal, daha çok makam veya daha çok güç değildir.
Bize her şeyden önce ahlaklı, bilgili, sorumluluk sahibi ve iradeli insanlar gerekmektedir. Çünkü insanın gerçek yükselişi, sahip olduklarının çoğalmasıyla değil; sahip olduklarının kendisine hükmetmesine izin vermemesiyle başlar.
BİLGİ YETMEZ, AHLAK DA GEREKİR
Allah'ın insana verdiği en büyük nimetlerden biri akıldır. Akıl, insanın doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, adaleti zulümden ayırabilmesini sağlar. Fakat yalnızca bilgi sahibi olmak yeterli değildir. Bilgi ahlakla birleşmediğinde, insanın elindeki güç iyiliğin değil, kötülüğün hizmetine de girebilir. Bu yüzden bilgiye ahlak, ahlaka irade ve iradeye sorumluluk eşlik etmelidir. Toplum düzeni; düşünebilen, sorgulayabilen, gerçeği arayan, adaleti savunan ve gerektiğinde doğru bildiği uğruna bedel ödemeyi göze alabilen insanların çoğalmasıyla mümkün olabilir. Bilgiden ve ahlaktan yeterince nasibini almamış insanların peşinden gidenlerin sayısı arttıkça, toplumun düzeni de aynı ölçüde bozulur. Kaba, bilgisiz ve sorumsuz insanların çizdiği sınırları kabul etmek; düşünmekten, sorgulamaktan ve hakikati aramaktan vazgeçmek demektir. Böyle bir toplumun gerçek anlamda medeni bir toplum olması mümkün müdür?
YANLIŞIN NORMALLEŞMESİ
Bugün toplumumuzun önemli meselelerinden biri de din, ahlak, hukuk, yönetim ve vatandaşlık sorumluluğu konusunda yeterli bilinç düzeyinin oluşmamış olmasıdır. Kuralların kişiye göre değiştiği, çıkarın hakkın önüne geçtiği ve yanlışın zamanla normal kabul edildiği bir ortamda, dünyanın en makul olmayan şeyleri bile makul gösterilebilir.
ASIL TEHLİKE DE BURADA BAŞLAMAKTADIR:
Yanlışın yanlış olmaktan çıkıp normal kabul edilmesi… Bir toplumun çöküşü yalnızca ekonomik sıkıntılarla başlamaz. Bazen asıl çöküş, insanların doğru ile yanlışı birbirinden ayırma hassasiyetini kaybetmesiyle başlar.
Yalan sıradanlaşır. Adaletsizlik kanıksanır. Bencillik başarı olarak görülür. Güç, haklılığın ölçüsü hâline gelir. Güven ise değersizleşir. İşte o zaman toplumun yalnızca düzeni değil, ruhu da yara almaya başlar.
GELECEĞE BIRAKACAĞIMIZ MİRAS
Öyleyse bugün kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Gelecek kuşaklara nasıl bir toplum bırakacağız? Onlara daha çok mal, daha çok makam ve daha çok güç bırakmak elbette bir anlam ifade edebilir. Fakat bunların hiçbirisi, ahlakını kaybetmiş bir toplumun yarasını tedavi etmeye yetmez. Gelecek kuşaklara bırakabileceğimiz en değerli miras; hakikati arayan bir akıl, adaleti savunan bir vicdan, doğruyu yaşamaya çalışan bir ahlak ve birbirine güvenebilen bir toplumdur. Çünkü bir toplumun gerçek zenginliği, sahip olduğu binaların yüksekliği veya kasasındaki paranın miktarı değil; insanlarının karakteridir. Bugün yaşadığımız sorunları yalnızca eleştirmekle yetinmemeliyiz. Yaşadığımız çağın gerçeklerini doğru tespit etmeli, yanlışları açıkça ortaya koymalı ve gelecek nesillere yaşadığımız dönemin izlerini taşımalıyız.
Benim bu yazılarla yapmak istediğim de biraz budur.
Yaşadığımız toplumun değişimini, insanımızın düşüncelerini, kaygılarını, beklentilerini ve karşı karşıya bulunduğumuz ahlaki meseleleri kayıt altına almak… Belki bugün söylediklerimiz bir köşe yazısından ibaret görülebilir. Fakat yarın, bu satırlar yaşadığımız dönemin bir tanığı olabilir.
Çünkü toplumlar yalnızca yaşadıklarıyla değil, yaşadıklarından çıkardıkları derslerle geleceğe yürürler. Ve bugün ihtiyacımız olan şey, her şeyden önce şudur:
Daha çok bilgi… Daha çok ahlak… Ve her şeyden daha çok güven.
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
BİR İMPARATORLUK DÜŞÜN, YENİLMİŞ, YENİLMİŞ... SONUNDA İŞGAL EDİLMİŞ!
M. Kemal Atik
DAHA ÇOK BİLGİYE, DAHA ÇOK AHLAKA VE HER ŞEYDEN DAHA ÇOK GÜVENE İHTİYACIMIZ VAR
Mehmet Arpa
GERÇEK GÜÇ NEDEN SESSİZDİR?
Ali Rıza Navruz
RÜZGÂRIMA KAFA TUTMA
Mustafa Mete ÖZPINAR
İSLAM’IN REHBERLİĞİ
Ali İhsan Öztürk
MİMARl OLMADIĞIN PROJENİN TAŞERONU OLURSUN
Mustafa Acar
ZOR ADAM
Mustafa Göçer
GÜNDEM ORMAN OLMALI
Şaban Külhancıoğlu
ANAMI BEN Mİ SEÇTİM!
Mustafa Cengiz
KOŞ KAYSERİSPOR KOŞ… KİM TUTAR SENİ?!...