Tasavvufî düşüncede insan ile Mutlak Varlık arasındaki ilişki, yalnızca dışarıdan bakılan bir ilişki değildir.
İnsan, varlığının anlamını ararken aynı zamanda kendi içindeki derinliği de keşfetmeye çalışır.
Meşhur mutasavvıf Abdurrahman Câmî'nin (ö. 1492) düşüncesinde de insan ile Allah arasındaki yakınlık fikri önemli bir yer tutar.
Ona atfedilen, “Biz ve Sen ayrı değiliz birbirimizden; ama bizim Sana ihtiyacımız var, Senin ise bize ihtiyacın yok.” ifadesi, insanın Mutlak Varlık karşısındaki konumunu anlatan güçlü bir tasavvufî düşünce olarak okunabilir.
Buradaki birlik düşüncesini, insan ile Allah'ın özdeş olduğu şeklinde anlamak yerine, insanın varlığının bütünüyle Mutlak Varlığa bağlı olduğu şeklinde değerlendirmek daha isabetlidir.
İnsan muhtaçtır; Mutlak Varlık ise ihtiyaçtan münezzehtir.
Tasavvufun temel meselelerinden biri de insanın bu bağımlılığını fark ederek benlik iddiasından uzaklaşmasıdır.
“BİZ ALLAH'A AİTİZ VE O'NA DÖNECEĞİZ”
Kur'an'da, “Şüphesiz biz Allah'a aidiz ve şüphesiz O'na döneceğiz” anlamındaki ifade, insanın başlangıcı ve sonu üzerine önemli bir düşünce alanı açar.
Buradaki “dönüş” düşüncesi yalnızca ölümden sonraki hayatla ilgili bir hüküm olarak değil, insanın hayatı boyunca sürdürdüğü anlam arayışı açısından da düşünülebilir.
İnsan, nereden geldiğini ve nereye yöneldiğini sorguladıkça kendi varlığının sınırlarını aşmaya çalışır.
Tasavvufî bakış açısından bu yöneliş, insanın nefsinden arınması, benlik duvarlarını aşması ve sevgi, merhamet, adalet, tevazu gibi değerleri hayatının merkezine yerleştirmesiyle anlam kazanır.
Böyle bakıldığında hakikate ulaşmak, yalnızca bir bilgiye sahip olmak değildir.
Hakikatin insanda bir dönüşüm meydana getirmesidir.
İnsan hakikati bildiğini söylüyor, fakat öfkesini, kibrini, hırsını, bencilliğini ve korkularını aşamıyorsa, sahip olduğu bilgi henüz kendi varlığına nüfuz etmiş değildir.
Hakikat, yalnızca zihinde taşınan bir düşünce olmaktan çıkıp davranışlara ve yaşam biçimine dönüştüğünde anlam kazanır.
KENDİMİZİ AŞMAK
Belki de insanın en büyük engeli, dış dünyadan çok kendi benliğidir.
İnsan çoğu zaman hakikatin önündeki engeli dışarıda arar.
Oysa hakikati gölgeleyen şey bazen kendi korkuları, tutkuları, ön kabulleri ve değişmez sandığı düşünceleridir. Kendini aşmak, kendini yok etmek anlamına gelmez.
Aksine insanın kendi sınırlılıklarının farkına varması ve kendisini yalnızca kişisel çıkarları, korkuları ve arzularıyla tanımlamaktan vazgeçmesidir.
Bu anlamda insanın gerçek yolculuğu dışarıdan içeriye doğru gerçekleşir.
Önce dünyayı tanımaya çalışırız. Sonra kendimizi tanımamız gerektiğini fark ederiz.
Kendimizi tanıdıkça zihnimizdeki sınırları görürüz.
Sınırlarımızı gördükçe onları aşma ihtiyacını hissederiz.
Böylece insan, kendi benliğinin merkezinden daha geniş bir varlık anlayışına doğru yönelir.
Belki de hakikat arayışının en önemli aşaması tam burada başlar: İnsan, hakikati bulmak için önce kendisine dönmeli; sonra kendisini aşmalıdır.
Çünkü insanın kendisini aşması, dünyadan kaçması değil; dünyaya, diğer insanlara ve bütün varlığa daha geniş bir bilinçle bakabilmesidir.
Hakikatin peşinde yürüyen insan sonunda şu soruyla karşılaşır: Ben hakikati gerçekten arıyor muyum, yoksa yalnızca zaten inandığım şeyleri hakikat olarak doğrulamaya mı çalışıyorum? Bu soru, insanın kendisiyle yüzleşmesinin başlangıcıdır.
Hakikat belki de yalnızca ulaşılacak bir sonuç değil, insanın hayatı boyunca sürdürdüğü bir arayıştır.
Bu arayışta insanın görevi, kendisini mutlak hakikatin sahibi ilan etmek değil; kendi sınırlılığını bilerek öğrenmeye, anlamaya ve dönüşmeye devam etmektir.
Ölüm de bu açıdan hayatın karşıtı olmaktan çok, insanın varoluşunu yeniden düşünmesine vesile olan bir sınırdır.
İnsan faniliğinin farkına vardıkça, sonsuzluk fikrini ve kendi varlığının anlamını daha derinden sorgular.
Sonuçta hakikat arayışı, insanın dış dünyadan kaçıp yalnızca kendi içine kapanması değildir.
Tam tersine, insanın kendi iç dünyasını tanıdıktan sonra bütün varlığa daha derin bir anlayışla bakabilmesidir.
Belki de “Biz ve Sen ayrı değiliz birbirimizden” sözü, bu uzun arayışın özünü anlatmaktadır: İnsan ile yaratılış arasındaki bağı fark etmek, kendisini varlığın merkezine koymaktan vazgeçmek ve hayatın bütünlüğü içinde kendi yerini anlamaya çalışmak.
Hakikati bulmak, belki de onu ele geçirmek değil; hakikatin karşısında kendi benliğimizi aşmayı öğrenmektir.
Mustafa Cengiz
KAYSERİSPOR’DAN DUYMADIKLARINIZ!
M. Kemal Atik
İNSAN VE MUTLAK VARLIK
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
TÜRKİYE’Yİ KONTROL EDEN DÜNYAYI KONTROL EDER!...
Mustafa Göçer
YANGIN YERİNDE AĞAÇLANDIRMA ÇALIŞMASINA BAŞLADIK
Ali Rıza Navruz
KÖSRELİ BIÇAK
AHMET KARAASLAN
GÖREV YERİMİZ KAYSERİ’NİN MİMARSİNAN (1)
Mehmet Arpa
Dijital Kalabalıkta Sessiz Yalnızlık
KADİR DAYIOĞLU
HİSARCIK MEYDANI
Ali İhsan Öztürk
TURAN GENÇLİĞİ GEZİYOR
Mustafa Acar
DUA