Modern insanın en büyük yanılgılarından biri, hedeflerine ulaşmak için sürekli dışarıdan bir kıvılcım, anlık bir motivasyon beklemesidir.
Oysa her gün yeni bir telkin aramak, zihne geçici bir rahatlama vermekten öteye gitmez.
İnsanı asıl tüketen ve omuzlarına görünmez bir kambur gibi binen şey, yaptıklarının yorgunluğu değildir; zihninde tasarlayıp bir türlü hayata geçiremediği, yarı yolda bıraktığı ve ertelediği işlerin ağırlığıdır.
Bir hedefe niyetlendiğimizde karşımıza çıkan ilk ve en tehlikeli engel, çoğu zaman yolun zorluğu değil; çevremizden yükselen toplumsal uğultudur.
Bunu çok iyi anlatan evrensel bir temsil vardır: Bir grup kurbağayı dik bir tepenin eteğinde toplayıp zirveye tırmanma yarışı başlatırlar.
Yarış başlar başlamaz kenardaki seyircilerden sesler yükselmeye başlar: "O tepeye çıkamazsınız, nefesiniz yetmez, ciğeriniz patlar, vazgeçin!"
Bu olumsuz sesleri duyan kurbağalar birer birer havlu atar, tırmanmayı bırakır.
Ancak içlerinden biri, hiçbir fısıltıya aldırmadan, zerre tereddüt etmeden tırmanışını sürdürür ve zirveye ulaşır.
Herkes hayretle sorar: "Onca kurbağa pes etmişken, sen bunu nasıl başardın?"
Cevap yalındır: Zirveye çıkan kurbağa sağırdır.
Sosyal hayatta da mekanizma tıpkı böyledir. Bir insan kendi geleceğine dair bir adım atmaya, kilo vermeye, yeni bir iş kurmaya veya kendini geliştirmeye niyetlendiğinde; en yakınından başlayarak etrafında bir "yapamazsın korosu" beliriverir.
Kendi hayatında hiçbir basamağı tırmanamamış olanlar, başkalarının da o basamakları çıkamayacağına inanmak isterler.
Eğer birey o fısıltılara kulak verirse, ilk virajda pes eder ve erteleme hastalığının pençesine düşer.
Ertelemek ise insanın kendi potansiyeline uyguladığı en sinsi ambargodur.
Peki, bu girdaptan nasıl çıkılır?
Çözüm, hedefe giden yolda topluma karşı ölçülü bir "sosyal sağırlık" geliştirmektir.
Başkalarının ümitsizliğini kendi gerçeğiniz yapmaktan vazgeçmelisiniz.
Bununla birlikte, uzun vadeli hedefleri tek bir hamlede aşmaya çalışmak da insanı tüketir.
Beş yıllık büyük bir hedefe kilitlenip bugünün yükü altında ezilmek yerine; o büyük yolu küçük basamaklara, altı aylık veya aylık somut görevlere bölmek gerekir.
Okunan bir kitap, edinilen bir lisan becerisi veya tamamlanan küçük bir eğitim…
Her küçük adım tamamlandığında hedefe bir adım daha yaklaşılır ve zihin ertelemenin doğurduğu o suçluluk psikolojisinden arınır.
İnsan elbette hata yapacaktır; hata yapmak tecrübenin doğal bir parçasıdır.
Korkulması gereken şey düşmek değil, aynı çukura bile bile tekrar düşmektir.
Etrafınızdaki "olmaz, yapamazsın" uğultusuna kulağınızı tıkadığınız ve rotanızı küçük ama kararlı adımlarla çizdiğiniz gün; o ulaşılamaz zannedilen tepelerin nasıl birer birer aşıldığını göreceksiniz.
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
BEYİN GÖÇÜ SÜRÜYOR!
AHMET KARAASLAN
EYVALLAHIN AYARI
Ali Rıza Navruz
BEHCET KEMAL ÇAĞLAR
Mustafa Göçer
SONBAHAR BAKIM ÇALIŞMASI
Mehmet Arpa
Hedefe Giden Yolda Toplumsal Uğultuyu Susturmak: Sosyal Sağır Olabilmek
KADİR DAYIOĞLU
HÜRMETÇİ SAZLIĞI'NA DEVAM
Ali İhsan Öztürk
KONJEKTÖR, ŞEMSAMER MESELESİ
Mustafa Cengiz
PENDİK, YENDİK, LİDERİK, YENEMEZSEK, GİDERİK!
OZAN DERVİŞ/ İSMAİL KOÇAK
İHTİYAR OLDUKTAN SONRA
Ömer Faruk Kotay
BİZE NE OLDU?