Toplumsal ilişkilerimizde kendimizi en çok aldattığımız noktalardan biri, sınır çekemeyişimizi veya suiistimal edilmeye açık halimizi "ben iyi bir insanım" diyerek meşrulaştırmaktır.
Oysa gerçekle yüzleştiğimizde acı bir tabloyla karşılaşırız: Çoğu zaman insanlar gerçekten iyi niyetli oldukları için değil; sınır koyamadıkları, zaaflarını yönetemedikleri ve "saf" bir tutum takındıkları için yıpratılırlar.
Kendi içimizde iyi olduğumuzu düşünürken, çevremiz tarafından "nasıl olsa itiraz etmez, çantada keklik" olarak görülmeye başlarız. İyilik ile suistimale açıklık arasında çok ince ama hayati beş fark vardır.
İyi insan, iyiliğinin sınırlarını çizer. Nerede duracağını ve başkalarının nerede durması gerektiğini bilir; "Buraya kadar" diyebilir. Saf insan ise "Aman kırılmasın, aramız bozulmasın, tatsızlık çıkmasın" kaygısıyla hareket eder.
Ne yazık ki insan ilişkilerinde sınır koyulmadığında karşı taraf bunu erdem değil, sınırsız bir hak alanı olarak algılar. Sırf ayıp olmasın diye yapılan her taviz, bir sonraki kaybın zeminini hazırlar.
İyi insan başkalarına değer verirken kendi öz değerini korur; yardım eder ama kendisini ezdirmez.
Saf insan ise yardım ettikçe kendisini silikleştirir. İnsan doğasında kolay ulaşılan, her an hazırda bekleyen şeye karşı kayıtsızlaşma eğilimi vardır.
Her çağrıldığında orada olan, hiçbir talebi geri çevirmeyen kimse takdir edilmez; aksine alışkanlık haline gelir ve yokluğu hissedilmez.
"Hayır", insanın haysiyetini ve vaktini koruyan en kıymetli kelimedir. İyi insan gerektiğinde tereddüt etmeden hayır der. Saf insan ise reddetmekten suçluluk duyar.
Eğer hayır diyemiyorsanız, ilişkilerinizde gerçek bir sevgi bağı değil, bir menfaat dengesi kurulmuş demektir.
Çevrenizdekiler sizin şahsınızı değil, sunduğunuz "evet"lerin rahatlığını seviyor olabilir.
İyi insan kendi eylemlerinin ve sorumluluk alanının bilincindedir. Saf insan ise herkesin derdini, hatasını ve ihmalini kendi omzuna yükler.
Sürekli kurtarıcı rolüne bürünür. Fakat kendisi tökezleyip yere düştüğünde yanında kimseyi bulamaz.
Çünkü o insanlara sevgi değil, sadece konfor alanı sağlamıştır; insanlar konforu kaybetmek istemez ama yük taşıyanın kim olduğunu da önemsemez.
İyi insan kendine saygı duyar ve bu saygıyı ilişkilerinin temeline koyar. Saf insan ise daima kendisini ikinci plana atar.
Toplumsal bir kuraldır: İnsanlar size, sizin kendinize davrandığınız biçimde davranır. Kendi emeğine, vaktine ve onuruna değer vermeyenin sınırlarına başkaları da saygı göstermez.
Kendimize dürüstçe sormamız gereken soru şudur: "Ben gerçekten ölçülü ve prensipli bir iyi insan mıyım, yoksa ilişkilerinde kendi aleyhine tavizler veren biri mi?"
Eğer bugüne kadar ikinci grupta yer aldığınızı fark ettiyseniz, bu bir acizlik değil; bir uyanış ve farkındalık anıdır.
Ancak bu hakikati gördükten sonra aynı alışkanlıkları sürdürmek, başkalarını değil yalnızca kendimizi suçlu kılar.
Mustafa Cengiz
BU DA BİZE DERS OLSUN!...
Mehmet Arpa
İyi İnsan Olmak ile Saf Olmak Arasındaki İnce Çizgi
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
BU TEHLİKEYİ NİHAYET FARK EDENLER UYARIYOR…
Ali Rıza Navruz
TÜRKÇEM BENİM SES BAYRAĞIM
AHMET KARAASLAN
İZMİR ÇİĞLİ
Ali İhsan Öztürk
DİN SEÇİMDİR, TÜRKLÜK KADER
Mustafa Göçer
ADIM ADlM BAŞARABİLİRİZ
Faruk Ergan
PEDRO SANCHEZ
KADİR DAYIOĞLU
DÜN GEÇTİ GİTTİ CANCAĞIZIM!
Mustafa Temizer
TOPLUM NASIL APTALLAŞIR? BİZ APTAL MIYIZ?