Her sabah aynaya bakıp "Ben güçlüyüm, bugün harika bir gün, bereketi kendime çekiyorum" telkinleriyle güne başlamasına rağmen insanların içindeki o boşluk ve huzursuzluk neden bir türlü dolmuyor? Neden toplum genelinde tükenmişlik ve mutsuzluk her geçen gün derinleşiyor?
Cevap oldukça açık ama bir o kadar da rahatsız edici: Sorun bireylerin zihninde ya da yaydıkları sözde "enerjide" değil; doğrudan içinde yaşanılan toplumsal ve ekonomik sistemde. Ancak modern kişisel gelişim sektörü, kitaplarını ve pahalı eğitimlerini satabilmek adına faturayı daima bireyin sırtına yüklüyor: "Yeterince istemedin, frekansın düşüktü, doğru odaklanamadın."
Bugün kişisel gelişim adı altında pazarlanan söylemler, modern dünyanın en büyük uyuşturucu sanayisine dönüşmüş durumdadır.
Eskiden bir aksaklık yaşandığında toplumsal yapıda, adalette veya bölüşümde bir sorun olduğu konuşulurdu. Bugün ise bireye "Senin farkındalığın yetersiz" denilerek sahte bir suçluluk duygusu aşılanıyor. Hayat pahalılığından veya geçim derdinden şikâyet edene "Kıtlık bilincindesin", fırsat eşitsizliğine dikkat çekene "Evrene olumsuz mesaj veriyorsun" deniyor. Başarısızlığın, yoksulluğun ve mutsuzluğun tek sorumlusu olarak birey gösteriliyor. Kurulan bu suçluluk sanayisi ise insanları doğrudan derin bir yetersizlik hissine ve depresyona sürüklüyor.
Günde 10-12 saat ağır mesai harcayan, ay sonunu getirmekte zorlanan ve hayatın tüm yükünü omzunda taşıyan bir insana "Gülümse, pozitif düşün, zenginlik sana aksın" demek; sosyolojik bir körlük, dahası o insanın emeğine ve mücadelesine saygısızlıktır. Bu insanların hissettiği yorgunluk ve moralsizlik bir karakter zafiyeti değildir; apaçık sosyolojik bir gerçektir.
Peki, bu yanılsama neden ısrarla diri tutuluyor?
Çünkü bu sektör bir çözüm değil, bir umut bağımlılığı pazarlıyor. Eğer bu kitaplar ve reçeteler vadettikleri gibi kalıcı bir huzur ve refah sağlasaydı, her yıl aynı yazarın aynı temayı ısıtıp sunduğu onlarca yeni kitap basılır mıydı? Sistem, bireyin kendisini her eksik hissettiğinde yeni bir kitap alması, yeni bir seminere para yatırması üzerine kuruludur. Birey bir özne değil, bu döngünün sürekli tüketen müşterisi haline getirilmiştir.
Artık pembe gözlükleri çıkarıp sokağın ve hayatın gerçekleriyle yüzleşme vaktidir. İnsanın sınırlarını bilmesi, gerektiğinde "hayır" demesi ve içindeki yorgunluğun her zaman kendi hatasından değil, bazen sadece dünyanın ve şartların ağırlığından kaynaklandığını kabul etmesi gerekir.
İnsan, kendini haksız yere suçlamayı ve hırpalamayı bıraktığı; sahte mutluluk maskelerini indirip hakikatle barıştığı gün gerçekten iyileşmeye başlayacaktır.
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
RAKAMLARLA TÜRKİYE NEREYE KOŞUYOR?
Mehmet Arpa
Modern Dünyanın Uyuşturucusu: Kişisel Gelişim Yalanları
Ali Rıza Navruz
BİR HAZAN SAYIKLAMASI
Mustafa Göçer
ERCİYESİN KAMBURU KİTABIMDAN...
OZAN DERVİŞ/ İSMAİL KOÇAK
BEYTULAHTA BEN 2
Mustafa Cengiz
ZİRVE TAKİPÇİSİ KAYSERİSPOR, İSTATİSTİKLERDE DE ZİRVEDE!
AHMET KARAASLAN
GELMEDİN
KADİR DAYIOĞLU
KAYSERİ OVASI
Nilgun Batıyeli
ŞALTER İNDİĞİNDE….
Faruk Ergan
APO VE PEKER!