Hayatta karşılaşılabilecek en yıpratıcı insan tipi, açıkça düşmanlık besleyenler değildir. Düşmanın safları bellidir, gardınızı alır ve tedbirinizi ona göre belirlersiniz. Asıl tehlikeli olan, aynı sofrayı paylaştığınız, iyiliğinizle güçlenen ama ilk fırsatta sizi yok sayan nankörlerdir.
İnsanı en çok yaralayan ise çoğu zaman karşı tarafın nankörlüğü değil; iyi niyet adı altında bu taviz döngüsünü sürdürmesidir. İnsan ilişkilerinde nankör tutumlara karşı sınır çekmek ve kişisel saygınlığı yeniden inşa etmek için beş temel ilkeyi hayata geçirmek gerekir:
Her arandığında açılan, her mesaja anında dönen ve her çağrıya sorgusuzca koşan insan, zamanla "garanti" olarak algılanır. İnsan psikolojisinde garantilenmiş olan şeyin değeri hızla düşer. Ulaşılabilirliği sınırlamak ve hayatınızın bir ritmi olduğunu hissettirmek, karşı tarafa zamanınızın kıymetini hatırlatan en net mesajdır.
Nankör yaklaşımların en çok beslendiği zemin, sınırsız ve "hayır" diyemeyen insanlardır. Çünkü bilirler ki biraz ısrar veya duygusal baskı ile istediklerini alacaklardır. Reddetmeyi öğrenmek kişisel sınırların başlangıcıdır. Üstelik uzun savunmalar ve açıklamalar yapmadan, sadece net bir dille sınır koyabilmek, karşı tarafın gerçek niyetini ortaya çıkaran bir turnusol kâğıdı işlevi görür.
"Ben senin için şunları yaptım", "Ben çok fedakârım" diyerek yapılan iyilikleri hatırlatmak veya kendini anlatmaya çabalamak değeri artırmaz; aksine zayıflık algısı yaratır. Değer sözle talep edilmez, duruşla yaşanır. Yapılan iyilikleri sürekli dile getirmek yerine sessiz bir vakar sergilemek, kişiye doğal bir ağırlık ve saygınlık kazandırır.
Nankör tutumlar genelde aşırı verici, çabuk bağlanan ve ne olursa olsun affeden karakterleri hedefler. Karşı taraf "Bu zaten gitmez, her koşulda kalır" kanaatine vardığı anda saygı ortadan kalkar. Herkese iç dünyayı sonuna kadar açmamak ve gerektiğinde sağlıklı bir duygusal mesafe koyabilmek, ilişkilerdeki dengeyi sağlar. Kaybetme ihtimali olmayan hiçbir şeyin kıymeti bilinmez.
Varlığıyla kıymeti anlaşılmayan bir insanın en güçlü cevabı, yokluğunu hissettirmektir. Sürekli ortamda olan, her boşluğu dolduran kişinin yokluğundaki boşluk fark edilmez. Kendi merkezine çekilmek, geri planda kalmak ve gerektiğinde sahneden inebilmek, insanlara neyi kaybettiklerini idrak ettiren en etkili yöntemdir.
Toplumsal ilişkilerde acı bir hakikat vardır: İnsanlar bize, bizim izin verdiğimiz ölçüde davranırlar. Sürekli alttan alarak, sınırları kaldırarak ve kendimizi feda ederek saygı kazanamayız.
Kendini korumak bencillik değildir; bilakis insanın kendi haysiyetine ve emeğine olan borcudur. Sizi kaybetmekten zerre kadar endişe duymayan insanlara sunulacak en doğru karşılık; öfke değil, ölçülü ve kararlı bir mesafedir.
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
ÜLKEMİZ BU SIKINTILARDAN ÇIKABİLECEK Mİ?
Mustafa Göçer
YARIN DAĞLARDAYIM...
Ali Rıza Navruz
TÜRK MÜZIĞİ (Dilruba Şarkılar)
OZAN DERVİŞ/ İSMAİL KOÇAK
BEYTULAHTA BEN
Mehmet Arpa
Nankörlüğe Karşı En Etkili Kalkan: Saygınlığı Koruyan 5 Duruş
Faruk Ergan
APO VE PEKER!
Ali İhsan Öztürk
İYİ Kİ TURAN DEMİŞİZ!
Mustafa Cengiz
1.LİGE DAİR İLGİNÇ RAKAMLAR…
M. Kemal Atik
SEYYİD BURHÂNÜDDÎN HÜSEYN MUHAKKIK-I TİRMİZÎ HAZRETLERİ VE ÖĞRETİLERİ
KADİR DAYIOĞLU
NE OLACAK ŞU FENERİN HALİ?