Günümüzün hızla değişen, bireyselleşen ve pragmatizmin hâkim olduğu dünyasında pek çok iyi niyetli insan aynı gizli yükün altında eziliyor:
"Herkesin yardımına koşuyorum, kimseyi kırmamaya çalışıyorum; ama günün sonunda kötü olan, suistimal edilen ve yalnız kalan yine ben oluyorum."
Daha da acısı, insanlar size haksızlık yaptığında ya da nankörce davrandığında bile faturayı dönüp kendinize kesmenizdir: "Acaba nerede yanlış yaptım? Yeterince iyi davranmadım mı?"
Oysa kabul edilmesi gereken ilk ve en temel gerçek şudur: İnsanların size kötü davranması sizin suçunuz değildir.
Modern sosyal hayatta iyilik ve merhamet, sınırlarla korunmadığında bir erdem değil; kolayca faydalanılabilecek bir zaaf gibi algılanır.
Hızlı ve çıkarların ön planda olduğu bir düzende insanlar çoğu zaman karşısındakini "samimiyetine" göre değil, "sağladığı faydaya" göre tartar. Siz sınır çizmediğinizde:
Sizi yanlış anlayan ya da değersizleştiren insanların bu tavrı sizin eksikliğinizden değil; onların dar bakış açısı ve bencilce korumaya çalıştıkları çıkarlarından kaynaklanır.
Sürekli kendini savunan, her yanlış anlaşılmada günlerce açıklama yapmaya çalışan ve haksızlığa uğradığı halde suçluluk hisseden bir ruh hali, insanı içten içe tüketir.
Başkalarının sizi nasıl tanımladığını kontrol edemezsiniz; ancak o tanımların üzerinizde kurduğu baskıyı sonlandırabilirsiniz. İyilik yapmak bir hata değildir; hata, iyiliği stratejisiz ve savunmasız sunmaktır.
Kendi benliğinizi ve ruh sağlığınızı korurken iyi bir insan olarak kalabilmenin yolu şu 3 temel stratejiden geçer:
Başkalarının sizi anlamasını, onaylamasını veya takdir etmesini beklemeyi bırakın. Karakterinizin ve niyetinizin ağırlığını siz bildiğiniz sürece, dışarıdan gelen asılsız yargıların bir hükmü kalmaz.
Sınırsız iyilik sömürülür; sınırları olan iyilik ise saygı uyandırır. Hayır diyebilmek, gerektiğinde mesafe koyabilmek ve "buraya kadar" diyebilmek iyiliğinizi koruyan en sağlam zırhtır.
Her kışkırtmaya, her dedikoduya veya her haksız eleştiriye hemen tepki vermek zorunda değilsiniz. Bazen en büyük güç; durup gözlemlemek, sükûneti korumak ve eylemlerinizle konuşmaktır.
Hayatta kalmak ve kendi kıymetini korumak bir şans değil; bilinçli bir tercihtir.
Başkaları kendi çıkarları doğrultusunda sizi yargılayabilir, küçümseyebilir ya da yanlış anlayabilir. Ancak siz kendi değerinizi bilir, sınırlarınızı net çizer ve soğukkanlılığınızı korursanız; bu karmaşanın içinden hem özgür hem de başı dik çıkarsınız. Unutmayın: Dünyayı değiştiremezsiniz, ama kendinizi koruyacak güce her zaman sahipsiniz.
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
FON MESELESİNE DAİR VATANDAŞ GÖRÜŞLERİ...
KADİR DAYIOĞLU
KASKİ SU KAYBI (1)
Mehmet Arpa
İyilik Neden Suçluluk Doğurur?
Ali İhsan Öztürk
TABELALAR TÜRKÇE OLSUN
Mustafa Cengiz
KAYSERİSPOR’DAN DUYMADIKLARINIZ!
M. Kemal Atik
İNSAN VE MUTLAK VARLIK
Mustafa Göçer
YANGIN YERİNDE AĞAÇLANDIRMA ÇALIŞMASINA BAŞLADIK
Ali Rıza Navruz
KÖSRELİ BIÇAK
AHMET KARAASLAN
GÖREV YERİMİZ KAYSERİ’NİN MİMARSİNAN (1)
Mustafa Acar
DUA