İnsanlar, bırakınız beslenmeyi, karnını doyurmakta zorlanıyor. Hal böyle olunca, prof. titrine sahip koskoca hocalar, TV’lerde boy gösteriyor, “Şunu ye, bunu yeme; şunu iç bunu içme!” türünden bilimsel tavsiyelerde bulunuyorlar.
Çoğu da birbirlerini tutmuyor.
Mesela her gün şu kadar badem, şu kadar ceviz yiyecekmişiz.
Taze olursa çok iyi olurmuş. Kaç lira olduğundan haberleri var mı?
Tamam hocam güzel söylüyorsunuz da, açlıktan ölen adamın çocuğuna; “baban açlıktan öldü!” demişler. Yanıt da; “Buldu da yemedi mi?” olmuş.
Hocaları, televizyonlarda seyreden vatandaş sinirlenmiş: “Hocam, hocam sen ne diyorsun? Ver kavurmayı da gör savurmayı!”, ilave ediyor; “Değerli hocam, muayenehanenize gelsem, vizite ücreti ne kadar?” On binden aşağı değil… Kamu hastanelerinde de sıra bulabilirsen bul.
Beslenme ve diyet üzerine program yapmayan TV, hemen hemen yok gibi. İyi de, milleti korku ve panik içerisine soktuklarının farkında değiller. Ona dokunma, buna dokunma; onu yeme bunu yeme…
Dedim, çoğu akademisyen olan bu insanların yaklaşımları tam “Aziz Nesin’lik”, kusura kalmasınlar. Mesela bir “beyaz ekmek” muhabbeti var. Beyaz ekmeğin hiçbir yararı olmadığı gibi icabında “zehirmiş”; falan filan…
Üç beyazdan, undan, şekerden, tuzdan uzak duracakmışız. Doğru… Peki abi, biz yıllarca gereksiz bir şey mi yedik ya da yedirdiler bize. Durum böyleyse, kadınlarda ve erkeklerde ortalama yaşın “seksenlere” yaklaşmasının; boy ortalamasını 1,80 falan olmasının izahı nasıl yapılacak.
Maşallah kanserojen olmayan nesne yok gibi. Onu yeme, bunu yemem… Diğer bir hoca çıkmış, hem de hemşerimiz; ineğin memesinden çıkan sütü alın, kendiniz yoğurt yapıp yiyin diyor. Ama inek de “besi” değil, “mera” malı olacakmış. Kendisi de böyle yapıyormuş. Bununla yetinmiyor, peyniri de kendisi elde ediyormuş.
Hayda, çık bakalım işin içinden, nasıl çıkacaksanız çıkın bakalım… Merada beslenmiş maldan alınan, memeden çıkan taze sütü nerden bulacağız? Diyelim ki bulduk… Bunu yoğurt çalacak “hanım” nerede? Diyelim “hanım” da bulduk, vakti var mı acaba?
Peki, fukara bir de çalışıyorsa, okula giden “en az” üç de veledi varsa? Bu kadar işin arasında süt kaynatacak, yoğurt yapacak, peynir vuracak. Daha durun bitmedi domates ve biber salçası yapacak. Bir de, “herife” hizmet edilecek!
Yok, tuzunuz kuruysa. Evde halayıklar, hizmetliler çalıştırıyorsanız. Kapınızda emre amade şoförler varsa, o başka. Bunlar size, merada beslenen ineğin memesinden çıkan sütü gider mandıradan alır, süt çalar, peynir ve yoğurt yapar. Organik domates ve biber üreten tarlalara giderler, salça da kaynatırlar…
“Beyaz ekmeğe hücum” muhabbeti çıkınca, “kendi ekmeğini kendin yap!” kampanyasına da start verdi bir başka hoca… Hemen diğeri itiraz etti, “tam buğday ununu nereden bulduğunu” sordu. Hocamızın yanıtı ilginç: “El değirmeni” varmış, buğday alıp kendisi üretiyormuş. Tabii, o buğdayın doğal olup olmadığını nasıl ayırt ediyor? Ben olsam bunu sorardım, değerli hocamıza. Dedim ya, tuzları kuru.
Anlayacağınız, bu hocalar bizimle kafa buluyorlar. Nerede yaşadıklarını bilmiyorlar. Dünyadan haberleri yok. Öyle ya, “tuzları kuru”, “kafa buluyorlar” bizlerle.
Buradan Belediye Başkanlarına bir önerim olacak. Değeli başkanlarım gidişat kötü. Her tarafı “zehirli” ve “kanserojen” madde sardı. Bundan böyle, imar planlarında her apartman için bir ahır ve bir kümes öngörün. Her mahallede malların yayılması için mekanlar ayırın. İller için de “üretme çiftliklerini” unutmayın.
İnsanlar elbette sağlıklı ve temiz ürünler yemek ister. Aksini söyleyen zaten hastanın teki. Ona laf anlatmaya gerek yok. Ama hem ülkemizin ve hem de insanlığın nesnel koşulları var. Bunu da bilmek, göz önünde tutmak gerekir.
Soru şu: sekiz milyar insanı nasıl besleyeceksiniz? Türkiye özelinde 55 milyonu… Yok bunların beslenmesi için doğanın kendi üretimi yeter derseniz, aldanırsınız. Bir hesaba göre; insanoğlu sadece doğanın kendisine bahşettiği nesnelerle yetinseymiş, dünya nüfusu 10 milyonu geçmezmiş… Evet, 10 milyon.
(Maltus) demiş ya; “Nüfus geometrik artar buna karşın imkanlar o oranda artmaz!”. Geriye ne kalıyor; ya insanlar birbirini kıracak imkanlara sahip olabilmek için ya da yapay vs. (sentetik vs) yollarla üretilenleri istifadesine sunacak insanlığın. Başka çıkış yolu yok.
