Hayatta bir fikrinizin, bir düşüncenizin, bir niyetinizin olması bir ideadır ve her iddia ispat ister.
İspat edilmemiş iddia ise hayalden öte değildir.
Aksiyonsuz hayal ise hastalıktır.
Hayat sizi iddianızla sınar. Bunun sonucunda ya geri döner, ideanızdan vazgeçersiniz ya da risk alır, azmeder, ideanızı aksiyona dönüştürür ve başarıya ulaşırsınız.
İddia sahibi olmak, bir şeyi iddia etmek; bilinç sahibi olmayı, dert sahibi olmayı ve dertlenmeyi beraberinde getirir.
Belki de çağımızın en büyük eksikliği iddiasızlıktır...
Şöyle bir bakıyorum da; iddia sahibi olan insan sayısı da, iddiasını ispatlama çabasında olan, dert sahibi olan insan sayısı da günden güne azalmakta.
“Abi, sen de çok romantiksin.
Üç günlük dünya, yaşa gitsin!” diyorlar.
Yahu arkadaş, nefes alıp verene değil; hayatta bir iddiası olana, o ideasını ispat etmek için dertlenip uğraşana insan diyorlar!
Maalesef, ne acıdır ki biz iddia sahibi olmayı unuttuk.
İddia sahibi olmaya çalışan birini gördüğümüz zaman ise onu kendimize eğlence konusu etmeyi de hiç ihmal etmedik.
Dışımız dolu olmasına dolu ama iddiasızlıktan içimiz zamanla öylesine boşaldı ki; vursan, şöyle bir yoklasan, teneke misali ses çıkar.
Gülüyoruz ağlanacak hâlimize...
Dertsiz ve iddiasız olmayı marifet sayıyoruz. Alelade savrulan bir yaprak misali yaşanan bir hayatla övünüyoruz.
Olsun dostlar...
Bu hayatta bir fikriniz, bir düşünceniz, bir niyetiniz, bir ideanız olsun.
Bu iddiayı ispatlama çabanız, yani bir derdiniz olsun.
Sizi nefes alıp veren herhangi bir varlıktan ayıran, insan yapan bir farkınız olsun.
Bu yazıya Hayatın Engelsiz Tarafı www.hayattan.net adresi üzerinden 'de
ulaşabilirsiniz…
