Hayatınızdaki insanlar sizi kaybetmekten korkmuyor mu?
Eğer cevabınız "hayır" ise, ortada yüzleşmeniz gereken iki ihtimal vardır:
Ya sizi ciddiye almıyorlar ya da sizi zaten çoktan kaybetmişler, haberiniz yok.
Bakınız, hayatta iyi bir insan olmak bazen yetmiyor. Geçen gün bir dostumla sohbet ederken, "Herkes için fedakarlık yapıyorum ama kimse beni kaybetmekten korkmuyor" dedi.
Ona tek bir soru sordum: "Peki, sen hayatında hiç gerçekten gitmeyi göze aldın mı?" Cevap vermedi, veremedi. İşte temel mesele tam olarak budur.
Bir insan sizi kaybetmekten neden korkmaz, biliyor musunuz?
Çünkü siz hep oradasınızdır.
Hep affedersiniz, sürekli açıklama yaparsınız ve her seferinde o "son şansı" bir kez daha verirsiniz. Unutulmamalıdır ki; bir ilişkide saygı, sınır koymakla başlar. Sınırın olmadığı yerde, kaybetme korkusu barınamaz.
Ekonominin o meşhur kuralı insan psikolojisi için de geçerlidir: Arz fazlaysa, değer düşer. Eğer siz her an ulaşılabilirseniz, her zaman hazır bekliyorsanız, psikolojik olarak bir "arz fazlası" haline gelirsiniz. Bu da değerinizin el birliğiyle düşürülmesine zemin hazırlar. Elbette iyi niyetlisiniz, elbette seviyorsunuz; ancak "iyi olmak" ile "değerli olmak" aynı teraziye konulmamalıdır. İyi insan her şeyi tolere edebilir ama değerli insan her şeyi kabul etmez. Siz kabul etmeyi sevgi zannediyorsunuz, oysa karşı taraf bu rahatlığı sadece bir alışkanlık haline getiriyor.
Gerçekle yüzleşelim: Eğer insanlar sizi kaybetmekten korkmuyorsa, sizin gidişinize de inanmıyorlar demektir. Çünkü daha önce de defalarca "bitti" dediniz ama her seferinde geri döndünüz. Eğer geri dönecekseniz, kapıyı vurup çıkmanın bir anlamı yoktur. Blöf yapan insanın sınırları asla ciddiye alınmaz. Her krizde kendiliğinden geri dönen birinin inandırıcılığı, zamanla yerini bir "hazır lokma" algısına bırakır. Bırakın, size ihtiyaçları olduğunda onlar talep etsin, onlar sizi çağırsın. Gerçek değer, bu dengede belli olur.
Peki, çözüm nerede? Saygı kazanma süreci tutarlılıkla başlar. Şunları birer ilke olarak benimsemek gerekir:
Daha az konuşun: Duygularınızı ve kararlarınızı kelimelere boğmayın. Tepkinizi uzatmayın: Mesajınızı verin ve geri çekilin. Gerçekten gidin: Eğer gitmeniz gerekiyorsa, bunu bir tehdit olarak değil, bir karar olarak uygulayın. Kendinize yatırım yapın: Kendi dünyanızı inşa edin ki, odak noktanız sadece başkaları olmasın. Alternatifsiz görünmeyin: Kendi hayatı ve hobileri olan bir insanın varlığı her zaman daha değerlidir.İnsanlar kaybetme riskini hissetmedikleri sürece, sahip olduklarının kıymetini anlamazlar. Sürekli el altında bekleyen birinin, "kaybedilecek bir değer" olarak görülmesi imkansızdır. Bir insan sizi kaybetmekten korkmuyorsa; ya sizi zaten kaybetmiştir ya da sizi aslında hiç kazanamamıştır.
Şimdi bu satırları okurken kendinize karşı dürüst olun: Hayatınızdaki insanlar sizi gerçekten kaybetmekten korkuyor mu, yoksa "nasıl olsa geri gelir" rahatlığıyla mı yaşıyorlar? Cevabınız, bundan sonraki sınırlarınızı çizecektir.