Bu zamanda bilim adamından,büyük bir iş adamından,dünya çapında ünlü bir sanatçıdan,
ne de dahi birinden ziyade ''İyi Bir İnsan'a''ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.
İyi insana rastlamak değerli bir maden gibi..
İnsanın sosyal bir varlık olduğu hepimizin bildiği bir gerçek.
Beşikten mezara kadar üretmek ve tüketmek gibi vazgeçilemez olgularımız sebebiyle başkalarına ihtiyacımız söz konusu.
İlk çağlardan beridir bunu yapıyoruz.
Bir başkasının ürettiğine,hizmetine,güvenine,desteğine,saygısına ihtiyacımız olduğu gibi onun da bize...
Bir başkası olmadan hayatın akışı sağlanamaz.
Yani...
Beslenmeden barınmaya,sağlıktan güvenliğe,maddiyattan maneviyata kadar birbirimizi tamamlayan pazılı parçaları gibiyiz.
En basitinden ayağımıza bir papuç giyebilmemiz için...
Birinin papuç üretmesi,birilerininde bunu satıyor olması bizi birbirimizi sosyal varlık ilişkisi içine sokmaya yetiyor.
Bir taraftan üretim bir taraftan tüketim zincirinin halkalarıyız vesselam.
Bu anlattıklarımızı çoğumuz biliyoruz diye tahmin ediyorum.
Buna rağmen ilişkilerimizin kalitesi nasıl?
İlişkilerimizde ne derece ahlaklı,dürüst ve güvenilir olduğumuz noktası meselenin mihenk noktası.
Çünkü...
Bizi biz yapan insan olarak değerli kılan şey insan kalabalıkları oluşturmuş olmak değil...
Bu toplulukların içinde yaşanan ulvi davranış biçimleridir.
Bu davranış biçimleridir ki insanı değerli kılmaktadır.
Onun ötesi sadece kalabalık yığınlardır.
İşte bu pencereden baktığımızda günümüz insan ilişkileri bir değer arz etmemektedir.
Samimiyetsiz,sahte,kaba,riyakar,vefasız,çıkarcı,kibirli,hoşgörüsüz...
Ne yazık ki birbirimize çok acımasız ve gaddar davranıyoruz.
Üç kuruş menfaat için yılların dostluğunu bir anda silip atabiliyoruz.
Birbirimize olan güvenimiz hiç kalmadı.
Sanki bir seferlik alışveriş dışında birbirimize hiç ihtiyacımız olmayacakmış gibi davranıyoruz.
Memur vatandaşsız,esnaf müşterisiz,müteahhit işçisiz,doktor hastasız hayat olabilirmiş gibi düşünüyoruz.
Konu komşu hatırı,arkadaş dost vefası,esnaf müşteri saygısı,öğrenci öğretmen saygınlığı kıymetli madenler misali zor bulunur oldu.
Nezaket,zarafet,hoşgörü,anlayış,güleryüz,sevgi...
Yardımseverlik,konukseverlik,duygusallık gibi duygular hastaya ilaç deseniz yok artık.
İnsanı insan yapan hayatı güzel ve tatlı kılan bu değerler olmayınca...
Şiddet,asabiyet,cinayet,kin,husumet,kibir,kabalık,güvensizlik kol geziyor.
Yüzümüzden düşen bin parça.
Kaygı,stres hayatımızı esir almış durumda.
Evet...
Maalesef...
Yaşadığımız hayatın resmi budur.
Bu karanlık ve sisli tablonun böyle olmadığını iddia edecek çok az kişi vardır sanırım.
Bu girdaptan çıkmak mümkün mü derseniz,pekala mümkündür diye düşünüyorum.
Yeter ki...
Bir günlük,bir aylık,bir yıllık değil bir ömürlük birbirimize ihtiyacımız olduğunu unutmayalım.
Hiç bir şey yapmasak da...
Sadece her gün rastgele birine selam verip teşekkür edebiliriz.
Birinin gönlünü hoş edebiliriz.
Allahın verdiği kelamımızı güzel kullanmaya çaba gösterelim.
Birine istemeden bir iyilik yapalım.
Belki bakarsınız bir gün biri de size gülümser.
Yeter ki bir yerden başlayalım.
İyilik bumerang gibi dönüp dolaşıp bizi bulacaktır.
Zira selam vermek ve tebessüm etmek parayla değil sonuçta.
Bu hayatın ağır hengamesi içerisinde esas insanı es geçiyoruz farkında olmadan.
Biraz frene basalım.
Gideceğimiz yere nasıl olsa varacağız.
Ağır ağır giderek etraftaki manzarayı ve insanı kaçırmayalım.
Saygılarımla...