Sosyal medyada gezinirken Yazar Nuran Taydaş Hanımefendi’nin bir videosuna denk geldim.
Şöyle diyordu:
“Kapılar çoğu zaman yolda olanlara açılır. Soru soranlara… Merak edenlere… Düşen ama yeniden kalkanlara… ‘Ben kimim, neden buradayım, neyi arıyorum?’ diye kendine dönüp bakabilenlere…”
Bu sözler üzerine kafa yormamak elde değil.
Düşünüyorum da insan dediğin, çoğu zaman yoldadır esasında.
Yaşam dediğimiz şey de bir bakıma insanın kendini inşa etme sürecidir.
İnsanoğlu, kendini inşa etmek için çıktığı bu yolda debelenir, mücadele eder, çırpınır. Yeri gelir dev dalgalarla boğuşur, yeri gelir akıntıya karşı kürek çeker.
Bazen yorulur, bazen tökezler, bazen de düştüğü yerden yeniden ayağa kalkmak zorunda kalır.
Bu yolculuğun sonu değil, kendisi de yani yolda olmakta.
Emin olun öğretir insana.
İnsan yolun, yolculuğun sonunu görmek için mücadele eder ama günün sonunda yola da âşık olabilir.
İşte o zaman yolun nereye çıktığı ya da sonu değil, yol önem kazanır.
Yolun sonu değil, yol öğretir. Düşündürdükleriyle, sordurduklarıyla, zorluklarıyla ve yahut kolaylıklarıyla öğretir.
Keramet belki de yolu tamamlamakta değil, yola çıkmakta, yolda olabilmektir.
“Aramakla bulunmaz; ama bulanlar hep arayanlardır.” diye boşuna mı denmiştir?
Bu yazıya Hayatın Engelsiz Tarafı www.hayattan.net adresi üzerinden de ulaşabilirsiniz.