Bir olayı sadece tek bir an üzerinden değerlendirip tabiri caizse tez canlı hareket edip hemencecik etiketleme yapmakta üstümüze yok.
"Görünen köy kılavuz istemez" deyip kestirmeden kararlar veriyoruz.
Duygularımızı en uçlarda yaşıyoruz; iyi bir şeye de kötü bir şeye de aşırı yüksek tepkiler veriyoruz.
Anı yaşamak güzeldir; ancak olayları sadece o anın penceresinden görüp peşin hüküm vermek doğru değildir.
Bazen anlık tepkiler vermek yerine, geniş bir çerçeveden bakmak, bir nefes alıp acele etmeden karar vermek gerekir.
Hayatın düz bir çizgide ilerlemediğini düşünürsek, yaşadığımız ya da yaşayacağımız herhangi bir olayın ilk bakışta göründüğü gibi olmama ihtimali oldukça yüksektir.
"Nasıl yani?" dediğinizi duyar gibiyim.
Dostlar, hikaye bu ya...
Fakir bir yaşlı adamın dillere destan, muazzam güzellikte beyaz bir atı varmış.
Kral bile bu ata hayranmış ve satın almak için adama servetler teklif edermiş.
Fakat ihtiyar her seferinde, "Bu at benim için bir eşya değil, bir dost. Dost satılmaz," diyerek teklifleri reddedermiş. Köylüler ise adama akıl vermekten geri durmaz, "Atı satsaydın zengin olurdun, bu fakirlikten kurtulurdun. Yapılan ne büyük akılsızlık!" derlermiş. İhtiyar ise istikrarla tek bir cevap verirmiş: "Karar vermek için acele etmeyin."
Bir sabah kalkmışlar ki at ahırda yok... Köylüler hemen toplanıp ihtiyara yüklenmiş: "Gördün mü? Atın kaçtı ya da çalındı. Şimdi hem parasızsın hem atsız. Ne büyük bir talihsizlik!" İhtiyar gayet sakin yanıtlamış: "Sadece atın ahırda olmadığını söyleyin. Gerisi sizin yorumunuz. Bunun bir felaket mi yoksa bir lütuf mu olduğunu henüz bilmiyoruz."
Aradan birkaç hafta geçmiş. Kaybolan at, yanında 12 vahşi yaban atıyla birlikte köye geri dönmüş. Bu kez köylüler büyük bir coşkuyla koşmuş: "Haklıymışsın ihtiyar! Atın kaybolmadı, sana koca bir servet getirdi. Ne kadar şanslısın!" İhtiyar yine istifini bozmamış: "Yine acele ediyorsunuz. Sadece atın yanında 12 atla döndüğünü söyleyin, o kadar."
Birkaç gün sonra ihtiyarın tek oğlu bu yaban atlarını eğitmeye çalışırken attan düşüp bacağını kırmış. Köylüler yine sahneye çıkmış: "Tüh! Yaşlılığında sana bakacak tek kişinin bacağı kırıldı. Şimdi sana kim bakacak? Ne kadar büyük bir talihsizlik!" İhtiyar yine aynı vakarla: "Acele etmeyin. Sadece oğlumun bacağı kırıldı deyin."
Derken, ülkede amansız bir savaş patlak vermiş. Kral, köydeki eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köyün tüm gençleri savaşa gidip birer birer yok olurken, sadece ihtiyarın bacağı kırık oğlu köyde kaldığı için hayatta kalmış...
Velhasılkelam, ata sporumuz güreşte söylenen o güzel sözle bağlayalım: "Altta kaldım diye üzülme, üste çıktım diye sevinme." Bir olayı sadece kısacık bir an üzerinden değerlendirip iyi yada kötü aşırı reaksiyon verip Sakın ha"Görünen köy kılavuz istemez" diyerek bu kötü oldu bundan sonra herşey kötü olur yada bu iyi oldu bundan sonra herşey iyi olur deme olayları uçlarda yaşayıp ta yanılgıya düşme!
Bu yazıya Hayatın Engelsiz Tarafı www.hayattan.net adresi üzerinden de ulaşabilirsiniz...