(Kaynak kişi: Mustafa KARAASLAN – Zeki YILDIRIM)
Yakup adında oğsüz genç, bir ağanın gapısına azap durmuş.Bu ağasının, Gınalı isminde bir gızı varmış. Zaman geçtikçe bunlar, birbirlerine aşıh olmuşlar.İki sevgili, başga bir kimseyle evlenmeyeceklerine yemin etmişler. Eskiden ağalar, gızlarını ancah gendisi gibi zengin olan ağa çocuhları ile evlendirirlermiş.Birbirlerini gördükçe sarmaş dolaş olurlar, deliler gibi sevişirlermiş.Aşhları köyde dillere destan olmuş. Ağa, öz gızının gapısındaki azabı ile arasının iyi olduğunu oğrenince, Yakup’u köyden govmuş. Bir daha da köye girmesini yasahlamış.Yakup, her gün köyün çevresinde dolaşıp, Gınalı’dan haber almaya çalışırmış. Bir gün suyolunda Gınalı ile buluşarah birlikde gaçma plânı yapmışlar. Yakup’tan bir haber gelince gız, bohçasını alıp pünerin başına gelecek; uzahlara gaçacahlarmış.Bu buluşmadan haberi olan Gınalı’nın babası, gızın suya gitmesini yasahlamış. Her gün pünerin başında bekleyen Yakup, sevdiğini göremeden geri dönermiş.Aradan aylar geçmiş. Babası, Gınalı’yı bir ağanın oğluna nişanlamış. Yakup, Gınalı’nın hasretiyle yanıp tutuşuyo; bir kere olsun Gınalı’yı görebilmek için can atıyomuş. Gınalı da Yakup’tan gelecek haberi bekleyip durmuş.Yakup, köye geleni, köyden dışarıya gideni takip ediyo, beklediği haberi bir türlü alamıyomuş.Düğün günü gelip çatmış. Gınalı, Yakup ile aralarındaki yemini hiç bozmamış. Yakup’tan başgasına verilirse, ağı içerek gendisini öldürmeyi, başga birine yâr olmamayı ahlına goymuş.Yakup bir gün köyün kenarında dolaşırken davul ve zurna sesini duyunca çoh heyecanlanmış. Suyolundaki bir ağacın gölgesine oturmuş. Tam bu sırada yaşlı bir gadın pünere gelmiş. Yakup, gadından köyde davul ve zurnanın kimin için çaldığını sormuş:— Nine köyünüzden davul ve zurna sesleri geliyo. Muradına erecek olan kimdir?Yaşlı gadın testisini yere goyarah derin bir nefes aldıhdan sona şöyle demiş:— Her davul çaldığında murada eren mi olur aslan oğlum! Bu davul bir gişiyi sevindiriyo ama iki gişiyi de ağlatıyo... Herkeş düğünde, senin burada işin nedir? Bizim uşahlar düğünü seyrediyolar. Beni de suya gönderdiler. İş olsun diye suya geldim...Çoh marahlanan Yakup, yaşlı gadına sormuş:— Nineciğim düğün kimindir?Yaşlı gadın bir yandan suyunu doldururken, Oğsüz Yakup’a şöyle demiş:— Zenginlerin, zenginlerin yavrum! Ah Oğsüz Yakup ah!.. Sen de zengin olsaydın, davul ve zurnalar senin için çalacahdı yavrum... Babası, Gınalı’yı zorla evlendiriyo. Gızın Yakup adında bir sevdiği vardı. Gınalı’nın babası, oğlanı köyden govdu. Oğsüzün yüzü ne zaman gülmüş ki! Gızcağız Yakup’tan haber bekleyip duruyo. Yakup ölü mü, sağ mı kimse bilmiyo ki...Bu haber, Oğsüz Yakup’un dünyasını garartmış. Böylece yaşlı gadından Gınalı’nın hâlâ yeminine bağlı galdığı haberini oğrenmiş. Gadın köye giderken Yakup, pünerin başında şaşgın şaşgın dolaşmaya başlamış.O, böyle çaresizce düşünürken pünere iki çerçi gelmiş. Onlarla bir müddet gonuşmuş. Gınalı’nın köylüsü olmadıhlarını oğrenince çerçilere başından geçenleri anlatmış. Onlardan yardım istemiş. Çerçilerden yaşça büyük olan Oğsüz Yakup’a şöyle demiş:— Oğlum, olmuş bitmiş bir iş için sana nasıl yardım ederiz? Hem bizler garip insanlarız. Köyden kimseleri de tanımayız...Oğsüz Yakup, çerçilere yavralmaya başlamış:— Emmiler! Siz ahşam köyde misafir olursanız, sizi düğün evine götürürler. Orada sıra ile türkü söyletirler. Gadınlar da bir perde arhasından türkü söyleyenleri dinler. Biriniz söylüyeceğiniz türkünün içinde “Gınalı’yı püner başındabeklediğimi” derseniz gız duyar, buraya gelir. Ne olur emmiler, bana bir iyilik yapın!..Büyük çerçi, köyün adetlerini Oğsüz Yakup’dan oğrenince içinden ona acımış. Sona da Oğsüz Yakup’a şöyle demiş:— Yavrum, sana iyilik yapacağız derken köylüden dayah yerik! Sabah gızın gaçtığını oğrenirlerse belki bizi öldürürler! Bu iş çoh tehlikelidir. Sana söz vermeyelim. Yine de bir fırsat olursa icabına baharız...Oğsüz Yakup, pünerin başında umutsuzca beklemeye başlamış.Çerçiler köye gidip, ahşama gadar ticaret yapmışlar. Düğün evine yahın bir köylüye misafir olmuşlar. Ev sahibi, onları düğün evine götürmek istemiş. Çerçilere şöyle demiş:— Ağalar, bizde âdettir. Bir evde düğün olduğunda başga evlerde düğün bitene gadar yemek yapılmaz. Buyurun düğün evine gidelim, demiş.Çerçilerin büyüğü ev sahibine şöyle cevap vermiş:— Ağam, âdetlerinizi bilmeyiz. İleri-geri lâf eder de birinin gönlünü gırarız, diye gorharım. Biz gelmezsek olmaz mı?Ev sahibi, misafirlerini evde tek başına bırahmanın ayıp olacağını, gendisinin de mutlaha düğünde bulunması gerektiğini söyleyip çerçileri de alarah düğün evine götürmüş.Yemekler yenilip, erkekler ve gadınlar ayrı ayrı odalarda toplanmışlar. Davul ve zurna ile oyunlar oynanmış. Gecenin ilerleyen vahdınde sıra ile türkü söyleme faslı başlamış. Sıra çerçilere geldiğinde düğünün kâyesi çerçilere şöyle demiş:— Haydi, misafir ağalar, sıra sizde. “Ağıda gelen ağlar, düğüne gelen oynar.” Bir türkü de siz söyleyeceksiniz, demiş.Çerçi, işini sağlamlaştırmah için şöyle söylemiş:— Ağalar, bizi mazur görseniz. Bir yanış yapar da birisinin galbini gırar, düğünün dadını gaçırırım diye gorhuyorum...Kâye:— Misafir ağalar, düğünde söylenenlerden kimseler alınmaz. Sizler garip adamlarsınız. Köyümüzün gonuğusunuz. Sözleriniz hiç birimizi incitmez. Âdetimiz gereği türkü söyleyeceksiniz, gurtuluşunuz yohtur… demiş.Çerçiler, işlerini sağlama almışlar. Odada bir sessizlik olmuş, herkeş çerçinin söyleyeceği türküyü marah ediyomuş.Gadınlar da yan odadan söylenen türküleri dinliyolarmış. Yaşça büyük olan çerçi türküsünü söylemeye başlamış.
Bittim’ola Şam elinin hurması,
Soldum’ola alagözün sürmesi?
Haleb’in, Anteb’in telli dunnası
Dostun sana selam saldı Gınalı.
Gadınların bulunduğu odada Gınalı da, türküyü işitmiş. Dostunun selamını almış ama, onun nerede olduğunu marah ederek türküyü iyice duyabilmek için, perdenin yanına oturmuş. Çerçinin söyleyeceği yeri iyi annayabilmek için, tüm dikkatini çerçinin türküsüne vermiş.Damadın gardaşı da türküde “Gınalı” isminin geçmesine çoh bozulup, küfürler ederek çerçiye saldırmış.— Sen gardaşımın nişanlısına Oğsüz Yakup’tan selâm getirdin. Gınalı’nın adını ağzına alanların dillerini keserim!.. deyince araya adamlar girerek dövüşü aralayıp, damadın gardaşını azarlamışlar.:— Düğünün ahengini bozma! Bu adamlar senin, Gınalı’nı nerden tanıyacahlar?.. Diyerek sona da düğün evinden uzahlaşdırmışlar.Bundan sona çerçiden özür dileyerek türküsüne devam etmesini istemişler.Gadınların odasında da Gınalı, Yakup’un nerede olduğunun marahı içinde gulağını çerçiden gelecek habere verip dinliyomuş.Çerçi, orada bulunanlara:— Arhadaşlar, ben size söylemişdim. Bilmeden gusur işlerim. Bah bir arhadaşın galbi gırıldı. Arhadaş, bu türküye neden alındı bilmiyom. Bu türküyü bizim oralarda herkeş bilir ve söyler. Şu yaşıma gadar böyle bir olayla hiç garşılaşmadım. Beni bağışlayın, türkünün sonunda başga gişileri gızdırmış olmayayım. Türkünün gerisini söylemesem olmaz mı?.. Diye gendini sağlama almaya çalışmış.Bu sefer de herkeş, türkünün sonunu marah etmeye başlamış. Düğünün kâyesi çerçiye şöyle demiş:— Misafir ağa, sen o densizin gusuruna bahma. Hepimiz onun adına senden özür diliyoruz. Sen türkünün geri galanını söyle de sıranı sal...Çerçi, içinden şöyle demiş: “Ulan, nasıl olsa ben bu işe bulaşdım. Bari Yakup’un yerini ve Gınalı’yı nerde beklediğini söyleyeyim de gızcağız oğrensin. Bu gece Gınalı’yı gözetleriz. Eğer Gınalı çıhıp giderse, gece biz de sessizce gaçarız” deyip, türkünün devamını söylemeye başlamış:
Bir dalda biter de üç çeşit alma,
Her yüze güleni dost olur sanma...
Çevrile çevrile garşımda durma,
Dostun sana selâm saldı Gınalı.
Bittim’ola Şam elinin gülleri,
Soldum’ola alyanağın alları?
Oğsüz Yakup gelmiş bekler yolları,
Dostun sana selâm saldı Gınalı.
Gınalı, Yakup’un gendisini nerede beklediğin duymah için sabırsızlannıyomuş. Çerçi, türküsüne şöyle devam etmiş.Âşık çerçiyim de oldum şivara,Gulunun işini Mevlâ uvara .Oğsüz Yakup deller geldi pünere,Dostun sana selâm saldı Gınalı.Düğün evindekiler, söylediği türkü için çerçiye çoh teşekkür etmişler.Herkeş, evine giderek kalabalıh dağılmış. Sabaha dinlenmiş olarah kalhabilmek için köylüler uykuya geçmişler. Çerçiler de odalarına çekilmişler. Bir türlü gözlerine uyhu girmemiş. Aralarında nöbetleşerek, Gınalı’yı gözetlemeye başlamışlar.Biz gelelim Gınalı’ya. Türküyü sonuna gadar dikkatlice dinleyen Gınalı, Yakup’un gendisini beklediği yeri oğrenmiş. Herkeş uyhuya geçtikden sona, bohçasını alarah kimseye görünmeden dışarı çıhıp pünere doğru gitmiş.Nöbetteki çerçi, hemen arhadaşını uyandırıp Gınalı’nın evden çıhdığını haber vermiş. Onlar da eşşeklerini yükleyerek gecenin garanlığında yola düşmüşler.Sabah erkenden uyanan damadın gardaşı, Doğruca Gınalı’nın evine giderek gapısından seslenmiş. Cevap alamayınca odaya girmiş. Gınalı’nın yatağını boş görünce bağırıp, çağırmaya başlamış. Bunun üzerine bütün köylüler uyanıp Gınalı’nın gaçtığını oğrenmişler.Köylüler, sağa sola dağılarah çerçileri aramaya başlamışlar. Ne Gınalı’nın, ne de çerçilerin izine rastlayamışlar.Böylece iki aşıh muratlarına ermişler. Darısı bekârların başına…
Derleyen: Ahmet Karaaslan