Gece Oğuz İline
Düşman gelmiş üstüne.
Kaçıyorken baskından,
Aruz Koca belinden
Düşürmüş yavrusunu,
Kaybetmiş umudunu.
Oğlancığı kaybolmuş,
Onu bir aslan bulmuş.
Yatağına götürmüş,
Beslemiş ve büyütmüş.
Oğuz Boyu zamanla
Gelerek obasıyla,
Konmuş eski yurduna,
Kavuşmuş yaylasına.
Oğuz’un at çobanı,
Görüp Bayındır Han’ı:
— Han’ım bugün sazlıktan
Çıkıp geldi bir aslan.
Adamı andırıyor,
At basıyor, alıyor
Kanını sömürüyor.
Salınarak yürüyor.
Aslan gibi yiyişi,
Adam gibi gidişi!
Aruz demiş ki: —Han’ım,
O benim oğlancığım.
Düşmanın baskınında,
Ürktüğümüz zamanda,
Düşürmüş, yitirmiştim,
O gece kaybetmiştim.
Beyler ata binmişler,
O sazlığa gitmişler.
Aslanı kovalamış,
Oğlanı yakalamış,
Evine getirmişler,
Buna çok sevinmişler.
Su gibi akmış zaman,
Duramamış ki oğlan.
Tekrar sazlığa kaçmış,
Oğuz’u uğraştırmış.
Getirmiş Aruz Koca,
Oğlan fırsat buldukça
Kaçıp gitmiş sazlığa,
Alışmış aslanlığa...
Son getirildiğinde,
Gelerek Korkut Dede,
Oğlana öğüt vermiş:
— Bana bak oğlum, demiş.
Sen insansın, o hayvan!
Hayır gelmez aslandan.
Hayvan arkadaş olmaz,
Onun ile yaşanmaz!
Ata bin güzellikle,
Ok at şu yiğitlerle.
BASAT koydum adını,
Allah versin yaşını...
Basat, o günden sonra
Alışmış insanlara,
Yiğitlere katılmış,
Kılıç çalmış, ok atmış.
Aruz’un Konur Çoban,
Sürüsünü ovadan
Alıp yaylaya gitmiş.
Uzun Pınar’a gelmiş.
Sürü ürkmüş ansızın,
Cini tutmuş çobanın!
Gitmiş sırtında keçe,
Öfkelenmiş erkeçe .
Açılınca ileri,
Görmüş ki birkaç peri,
Kanatlanmış uçmaya,
Konur Koca tutmaya.
Atarak keçesini
Perilerden birini,
Yakalayıp kolundan;
Yanak ve dudağından,
Öperek tamah etmiş,
Ona ilişmiş, atmış...
Demiş ki peri kızı:
— Bekle gelecek yazı.
Tamam olunca vakti,
Verdiğin emaneti,
Almaya gel ey çoban.
Ama sizin Oğuz’dan
Felâket gitmeyecek,
Oğuzlar çok çekecek!..
Peri uçarak gitmiş.
Çoban tir tir titremiş.
Zaman su gibi akmış.
Yayla vakti yaklaşmış.
Yükleyip develeri,
Çekmişler sürüleri...
Bir gün Uzun Pınar’dan,
Dönerken Konur Çoban,
Yine sürüsü ürkmüş,
Konur Koca yürümüş.
Görmüş acayip nesne!
Hayretle demiş: “Bu ne?”
Yol üstünde yatarmış,
Parıl parıl parlarmış.
O peri kızı gelmiş,
Çobana şöyle demiş:
— Emanetin al çoban,
Kalmıştı geçen yıldan...
Çoban dehşete düşmüş,
Çok korkmuş, geri dönmüş.
Sapanla taşa tutmuş,
Tekme ve sopa vurmuş.
Vurdukça o, kabarmış,
Konur Koca korkarmış...
Bayındır Han’la beyler,
Gezmeye gitmiş meğer.
Dere, bayır gezmişler;
Pınardan su içmişler.
Görmüşler ki bir kütle,
Sadece kemik, etle...
“Başı, kıçı belirsiz”
Bir alâmet şekilsiz!
İnip tekme vurunca,
Kütle büyümüş, koca
İri yarı hâl almış;
Her vurmada kabarmış.
Aruz, attan atlamış.
Tekme vurmuş, taşlamış.
Kütle birden yarılmış,
İçinden bir şey çıkmış!
İnsan gibi ip iri,
Kendi anormal biri...
Başın orta yerinde,
Gözü varmış tepede.
Aruz ona, acımış
Kucaklayarak almış.
Eteğine de sarmış,
Bayındır’a yalvarmış:
— Bana veriniz Han’ım,
Var ya Basat oğlanım.
Ona kardeş edeyim,
Birlikte büyüteyim...
Han, vermiş kendisine
Alıp gitmiş evine.
Bir dadı getirmişler,
Sütünden emzirmişler.
Tepegöz bir kez emmiş,
Tüm sütünü bitirmiş.
İkincide kanını,
Üçüncüde canını!..
Oğlanı emzirmeye,
Sütüyle beslemeye,
Getirmişler sütana.
Dayanmamış oğlana.
Dadılar ölüp gitmiş,
Tüm Oğuz hayret etmiş!
Koyarak kazanlara,
Süt vermişler oğlana.
Bir yudumda içermiş!..
Ona süt de yetmezmiş.
Beslemiş, büyütmüşler,
Oğlanı yürütmüşler.
Oynamaya başlamış,
Ama çok yaramazmış.
Kimisinin burnunu,
Bazısının kolunu...
Oynarken koparırmış,
Alıp onu yutarmış!
Halkın canı çok yanmış,
Tümü bezmiş, ağlamış.
Oğuzlar şikâyete,
Gitmişler Aruz Bey’e...
Aruz onu çağırmış,
Öfkelenip bağırmış.
Biraz nasihat etmiş,
Tepegöz tekrar etmiş.
Dövüp, sövüp, men etmiş.
Artık canına yetmiş...
Kovarak onu evden,
Kurtulmuş Tepegöz’den...
Tepegöz’ün anası,
Gelmiş o kahrolası!
Oğlunun parmağına
Bir yüzük takıp ona:
— Seni bu yüzük oğlum,
Her şeyden korur yavrum.
Ok delmez bedenini,
Kılıç kesmez tenini.
Bu sendeyken hiç korkma,
Sakın ola çıkarma...
Tepegöz dağa çıkmış;
Yol kesmiş, kervan basmış.
Büyük haramî olmuş,
Kötü ünü duyulmuş.
Çocuk, çoban dememiş
Tuttuklarını yemiş!
Oğuz’un yiğitleri
Toplanarak erleri,
Tepegöz’ün izini
Sürüp bulmuş yerini.
Yanına yaklaşmışlar,
Bir hayli ok atmışlar.
Hiç biri kâr etmemiş,
Kılını titretmemiş.
Tepegöz sinirlenmiş,
Bağırıp debelenmiş.
Koparmış bir ağacı,
Dememiş gardaş, bacı
Fırlatmış damlara,
Boyamış alkanlara.
Elli, altmış insanın,
Yere dökmüş al kanın.
Oğuz’a hücum etmiş,
Hepsini helâk etmiş.
Alplar başı Kazan’a
Bir darbe vurmuş ona!
Kazan perişan olmuş,
Dünyası da dar olmuş.
Kardeşi Kara Göne,
Yıkılmış döne döne.
Uşun Koca’nın oğlu,
Kırdırmış kafa, kolu.
Düzen Oğlu Alp Rüstem,
Daha kimleri desem!..
Demir giyimli Mamak,
Bilcümle olmuş helâk!
Aruz’a kan kusturmuş,
Kıyan Selçuk’a vurmuş.
Ödü patlayıp ölmüş.
Oğuz iyice ürkmüş .
Yurdu bırakıp kaçmış.
Tepegöz yola çıkmış.
Yedi kere çevirmiş,
Tekrar yurda getirmiş.
Oğuz tarumar olmuş,
Korkut Ata’yı bulmuş.
Tepegöz’e göndermiş,
“Kesim keselim ” demiş.
Korkut Ata gidince,
Bir selâm vermiş önce:
— Oğul Tepegöz dinle,
Anlaşalım seninle.
Oğuz oldu perişan!
Var ise sende vicdan,
Barış yapalım, anlaş,
Oğuz İlden uzaklaş.
Derler: “Haraç verelim,
Bıraksın da gidelim...”
Tepegöz demiş: — Ata,
Ben asla yapmam hata.
Çok kolay olmaz öyle,
Git de Oğuz’a söyle.
Bir günde altmış adam,
Başka bir şey alamam.
İki hizmetçi versin,
Yemeğimi pişirsin...
Onlar yapsın aşımı,
Ben de koyup başımı,
Rahat yatar, uyurum
Kavga etmem, dururum...
Çok kızmış Korkut Ata,
— Tepegöz, yapma hata…
Çıldırdın mı Tepegöz!
Bu nice lâf, nasıl söz?..
Vay vay anam, vay babam;
Bir günde altmış adam!..
Sen, Oğuz’un hepsini
Tüketirsin neslini!
Günde iki insanı,
Beş yüz adet hayvanı,
Bırak git, verelim de,
Oğul buna evet de...
Anlaşmışlar böylece,
Sürüp gitmiş günlerce.
Sıra dönmüş dolaşmış,
Kapak Han’a ulaşmış.
Kapak Han’ın hatunu
İkinci kez oğlunu,
Vermemek için yine
Bulamamış bahane.
Feryat, figan ağlamış.
Buna çare aramış.
Basat da bu sırada,
Otururmuş otağda.
Akından yeni gelmiş,
Azıcık soluk almış.
O hatun, çıkıp gelmiş
Gözyaşlarını silmiş.
Hıçkırarak söylemiş,
Görelim neler demiş:
— Ey acuna sığmayan,
Tehlikeden korkmayan,
Hiçbir erden yılmayan,
Tekenin boynuzundan
Daha sert, katı yaylı
Kara çelik kılıçlı...
Oğuz da adı belli,
Yiğit, aslan yürekli
Han medet eyle bana,
Başım kurbandır sana...
Basat şaşırıp kalmış!
O an biraz bunalmış:
Hatuna demiş: — Ana,
Ne oldu böyle sana?
Sen neler söylüyorsun,
Benden ne istiyorsun?..
Demiş ki yaşlı kadın:
— Oğul bunu duymadın.
Yalan dünya yüzünde,
Çıktı bir Tepegöz de...
Oğuz’u kondurmadı,
Yurdunda durdurmadı.
Kılıç, onu kesmedi,
Ok, kargı işlemedi.
Alplar başı Kazan’a
Bir darbe vurdu ona,
Yuvarlandı kayadan,
Perişan oldu Kazan!
Kara Göne kardeşi,
Kırıldı burnu, dişi...
Meydanın düzlüğünde,
Büğdüz Emen elinde
Feryat figan eyledi,
Melundan dayak yedi.
Aksakallı Aruz Han,
Kan tükürdü ağzından!
Oğul o yaşlı baban,
Görmüş müydü böyle an?
Kardeşin Kıyan Selçük,
Düşerek boynu bükük,
Şehit oldu, can verdi.
Seni nasıl severdi.
Çoğunu yaraladı,
İki hizmetkâr aldı.
Bir çift evladım vardı,
Bir verdim, biri kaldı.
Sıra döndü dolaştı,
Geldi bana ulaştı.
Hiç aman bilmiyorlar,
Onu da istiyorlar!
Oğulsuz ne yaparım?
Medet et bana Han’ım...
Ağlamış yaşlı kadın,
Gözü dolmuş Basat’ın:
— Diktiğim otağları,
Yurttaki çadırları,
Yıkan o zalim midir,
Melûnun derdi nedir?..
Atlarımı tavladan,
Devemi katarından,
Sürüden getirdiğim,
Şölenimde kestiğim,
Koyunumu ağıldan,
O hain mi dağıtan?
Aksakallı babamı,
Akbürçekli anamı,
“Oğul!” diye ağlattın,
Demek bunları yaptın!..
Kara dağımın yükseği,
Güçlü belimin desteği,
Gözlerimin aydını,
Akan suyun taşkını,
Kardeşimden ayrıldım.
Eyvah eyvah ben yandım!
Kınalayıp elini
Çıkardığım gelini,
Ayırdı kardeşimden,
Ben giderim peşinden.
Ey melun şimdi seni,
Keseceğim gövdeni!..
Basat böyle ağlamış,
Bağrını yumruklamış.
Esir verip hatuna,
Göndermiş obasına.
Esiri alan hatun,
Sıradaki oğlunun,
Yerine verip gelmiş,
Aruz’u müjdelemiş.
Aruz Koca sevinmiş,
Oğuz’a haber vermiş.
Oğuzlar toplanmışlar,
Görüşüp ağlaşmışlar.
Yeme-içmeler olmuş,
Basat, halka konuşmuş:
— Beni dinleyin beyler.
Ben yokken olmuş neler?
Tepegöz zulüm etmiş,
Oğuz’u perişan etmiş.
Şimdi kardeş uğruna
Tepegöz’ün yoluna,
Çıkıp buluşacağım;
Yaman vuruşacağım.
Ne buyurursunuz siz,
Haydi bana deyiniz?..
Kazan Han demiş: — Oğlum,
Bunları unut yavrum.
Aman ha Basat evlât!
İşlemez kılıç, pusat.
Ejderha oldu melun,
Belâsıdır Oğuz’un!
Sandım kara bir kaplan,
Ya da kükremiş aslan!
Getirdim kara dağdan,
Çevirdim kalın sazdan,
Gökyüzünden indirdim,
Melunu yenemedim!
Er ol, bey ol ey Basat
Giderim dersin fakat,
Aksakallı babanı,
Akbürçekli ananı,
Oğul, gidip ağlatma.
Sakın yoluna varma!..
Aruz demiş ki: — Oğlum,
Basat’ım aslan yavrum,
Ocağımı boş koyma;
Sözümü dinle, varma...
Meğer Basat ant içmiş,
Kavga etmeyi seçmiş.
Sadağını bağlamış,
Kılıncını kuşanmış.
Yayını takıp kola,
Ana ve babasıyla
Helâlleşerek çıkmış.
Yanında kimse yokmuş.
Geçmiş çaydan, dereden;
Görmüş onu tepeden.
Salahana kayada,
Yuva kurmuş mağrada.
Yastık yapmış bir taşı,
Yatmış güneşe karşı.
Horlayıp uyuyormuş,
Kimseyi duymuyormuş.
Sadaktan oklar almış,
Meluna hedef almış.
Tepegöz’ün karnına,
İkincisi sırtına,
Başka biri bağrına,
Sonrası kafasına...
Oklar hiç işlememiş,
Tepegöz şöyle demiş:
— Kalkınız ihtiyarlar.
Buradaki hayvanlar,
Bizi rahat koymuyor,
Sinekler uyutmuyor...
Basat yine ok atmış,
Bu sfer melun tutmuş.
Tepegöz yerden kalkmış,
Etrafına bir bakmış.
Basat’ı görüp demiş:
“Bize bir kuzu gelmiş!..”
Oğlanı kovalamış,
Çabucak yakalamış.
Getirince inine,
Koyarak çizmesine:
— Ey ihtiyarlar bakın,
Benim kalkmama yakın,
Bu kuzuyu kesiniz,
Ateşte çeviriniz!..
Deyip, yatmış oraya
Hemen geçmiş uykuya.
Basat hançer çıkarmış,
Çizmeyi içten yarmış:
— Ey Yapağılı, Yünlü
Bu melun ve tek gözlü,
Tüm Oğuz’u ağlatmış,
Obaları dağıtmış.
Yürekleri dağlamış,
Haraca da bağlamış...
Zayıf yanı neresi,
Neyle olur ölmesi?..
İhtiyarlar demiş ki:
— Bilmiyoruz inan ki.
Her tarafı kemiktir,
Sadece gözü ettir.
Basat ayağa kalkmış,
Gözünü açıp bakmış.
İyice incelemiş.
Onlara şöyle demiş:
— Uyanmadan koca leş,
Çabuk yakın bir ateş!
Şişi koyun ocağa,
Başlasın kızarmağa.
Şiş ocakta kızınca,
Basat almış usulca.
Önce besmele çekmiş,
Sonra şöyle söylemiş:
— Ya Allah, ya Muhammet
Basat kula yardım et!..
Kızgın şişi kaldırmış,
Tam gözüne bastırmış.
Tepegöz gözünü tutmuş.
Ardından nara atmış.
Basat mağraya girmiş,
Melun bunu bilirmiş.
Mağranın kapısını,
Tutup iki yanını,
Demiş ki: — Bre erkeç ,
Gel altımdan tek tek geç.
Şu sakar koç, bu toklum
Geçin, gidin koyunum...
Geçen tüm koyunların,
Koçların, tokluların...
Başını sıvazlamış,
Teker teker yoklamış.
Basat koç yakalamış,
Sesizce boğazlamış.
Sonra onu yüzerek
Derisini giyerek,
Tepegöz’e yönelmiş,
Kapı önüne gelmiş.
Tepegöz bunu bilmiş.
Başından tutup gülmüş:
— Sakar koçum de hele!
Nereden bildin böyle,
Gözden helâk olurum?
Şöyle gel sakar koçum!
Bakayım kuyruğuna,
Mağaranın duvarına,
Seni öyle çalayım;
Duvarı yağlayayım!..
Basat başını koçun
Uzatarak boynuzun,
Tepegöz, postu almış
Kaldırıp yere çalmış.
Basat’a demiş: — Oğlan,
Nasıl kurtuldun burdan?..
Basat demiş ki: — Melun!
Tuttun koçun boynuzun.
Bacağın arasından,
Geçip, çıktım kapıdan.
Allah’ım yardım etti,
Fırsatın elden gitti...
Tepegöz demiş: — Oğlan,
Ey mert ve yiğit insan;
Parmağımda yüzük var.
Gel de yanıma kadar,
Al, tak öz parmağına
Kılıç işlemez sana...
Melun yüzüğü atmış,
Basat da onu tutmuş.
Takınca parmağına,
O da gitmiş yanına.
Yüzük yerini bildirmiş,
Hançer ile saldırmış.
Basat yüzüğü çıkarmış,
Yere atıp kaçarmış.
Tepegöz nara atmış,
Ortalığı çınlatmış:
— Kurtuldun mu ey oğlan?
Git şu kümbeti dolan.
Görür müsün kümbeti?
Çok büyüktür kıymeti!
İçinde hazinem var,
Almasın ihtiyarlar.
Altın, mücevher boldur.
Gir de heybene doldur...
Basat kümbete girmiş,
Her taraf mücevhermiş!
Görünce çok altını,
Kayıp etmiş aklını.
Melun kapıya gelmiş,
Basat’a şöyle demiş:
— Sen kümbete girdin mi
Hazinemi sevdin mi?..
Basat demiş ki: —Girdim,
Gerçekten çok beğendim...
Tepegöz demiş: — Oğlan,
Ettiğin yetti ulan!..
Öyle bir çarpayım ben,
Kümbetin içinde sen,
Darmadağın olasın,
Bir tek parçan kalmasın!
Basat demiş: — Ya Allah,
Lâ ilâhe illâllah.
Muhammed Resulûllah.
Ya Hakk, Ya Sübhanallah...
O an kümbet yarılmış,
Yedi kapı açılmış.
Kapıların birinden,
Basat çıkmış kümbetten.
Melun kümbete vurmuş,
Yapı yerle bir olmuş:
— Ey oğlan kurtuldun mu,
Sana bir şey oldu mu?..
Basat demiş: — Kurtuldum,
Zaten içinde yoktum.
Bana yardım etti Hakk,
O galiptir muhakkak...
Tepegöz demiş: — Sana,
Ölüm yokmuş baksana!
Gördün mü mağarayı?
Kapısından kayayı,
İterek içeri gir.
Artık bu işi bitir.
Orda iki kılıç var,
Duvarda asılılar.
Bir kınsız, biri kında
Kınsız olanı al da,
Beni ancak o keser.
Çektiğim bana yeter!
Basat mağraya girmiş,
Biraz seyredip durmuş.
Kınsız inip, çıkarmış
Parıl parıl parlarmış.
Anlamış ki sihirli,
Demiş: “Buna tedbirli
Yapışayım, alayım.
Kılıcımla tutayım.”
Tutunca kılıcıyla,
Kılıç da kabzasıyla,
İki parça bölünmüş.
Basat bir an düşünmüş.
Demiş: “Bu şaşırtıcı!”
Bak ne yaptı kılıcı...
Ağaç bulup getirmiş,
Kınsız onu da kesmiş!
Asıldığı zincire
Okuyla vurup yere,
Düşürünce duvardan,
Yakalamış sapından.
O anda bir oh çekmiş.
Tepegöz’e yönelmiş.
Demiş: — Melûn nicesin?
Hani çıkmıyor sesin!
Tepegöz demiş: — Oğlan,
Kurtuldun mu kılıçtan?
Ölüm yok mudur sana,
Sen belâ oldun bana!
Tek başıma Aruz’a
Neler yaptım Oğuz’a!
Gözümden ettin beni.
Dilerim Allah seni,
Benden beter eylesin,
Canına acı versin...
Neresi doğum yerin,
Söyle oğlan sen kimsin?
Gece içinde yolda
Azarsan fırtınada,
Kaybedersen yönünü;
Göremezsen önünü,
Neye göre gidersin
Kimden ümit beklersin?
O büyük savaşlarda
Yaptığınız akında,
Sancağı taşıyan kim?
Alpınızı bileyim...
Aksakallı babanın,
Akbürçekli ananın,
Adı nedir ey oğlan?
Saklamaz ki er olan...
Basat demiş ki: — Dinle.
Senin işin benimle.
Onları sorup durma,
Boşa çeneni yorma!
Güneydir doğum yerim,
Kerim Allah ümidim.
Savaşta sancak tutan,
Alpımız Bayındır Han.
Akında önde giden,
Salur Kazan at tepen.
“Sorar olsan babamı,
Koca ağaçtır adı.”
Anamın adın sorsan,
O da kükremiş aslan.
Yüce Oğuz’dan neslim,
İsmim Basat’tır benim...
Tepegöz demiş: — Hele!
Ben kardeşim seninle.
Basat, tatlı canıma
Kardeşim kıyma bana!..
Basat demiş ki : —Kavat!
“Kıyma” diyorsun fakat,
Babamı ağlatmışsın,
Anamı sızlatmışsın...
Öldürdün kardeşimi,
Dul bıraktın eşini.
O elâ gözlüleri,
Körpecik bebekleri,
Öksüz koymuşsun zalim!
Yanar benim yüreğim.
Kardeşimin ahını,
Yerde koymam kanını.
Kılıcı çekmeyince,
Başını kesmeyince,
Al kanın dökmeyince,
Derini yüzmeyince...
Bırakır mıyım seni,
Ne sandın ki kendini!
Tepegöz demiş: — Vay vay!
Beni yendin çok kolay.
Oğuz’a saldıraydım,
Yurdunu dağıtsaydım.
Oğlanını, kızını
Yeniden doğanını,
Tümünü öldüreydim,
Adam eti yiyeydim...
Güçlü Oğuz beyleri,
Yaşlıları, gençleri...
Beni kovalasalar,
Bir yere toplansalar.
Mancınıkla taş atsam,
Başım altına tutsam,
Kafama taş düşerek,
Ölseydim ezilerek...
Böyle ölmek isterdim,
Ah bunu bir görseydim!
Yaşlıları ağlattım,
Nice beddua aldım.
Akbürçekli analar,
Doğurduğu balalar,
Çocuk ve delikanlı,
Ak elleri kınalı,
Nice kızlar, gelinler,
Mideme inmiştiler.
Çektiğim göz acısı,
Onların bedduası...
Ahı tutmuş olmalı,
Bu dertten kurtulmalı...
Bu acıyı yürekten,
Öyle ki çekerim ben...
Hiç kimseye vermesin,
Allah hiç çektirmesin...
Zalim böyle söylerken,
Basat davranmış erken,
Bir kılıç darbesiyle,
Gövdeyi, kellesiyle
Birbirinden ayırmış.
Esirlere duyurmuş:
— Tepegöz’ü öldürdüm,
Kellesini sürüdüm.
Oğuz’a koşup gidin,
Babama müjde verin...
Yünlü ve Yapağılı,
Oğuz’a gitmiş atlı.
At Ağızlı Aruz’u,
Müjdeleyip Oğuz’u.
Aruz’u sevindirmiş,
O eşine bildirmiş:
— Gözün aydın ay hatun!
O yiğit Basat oğlun,
Zalimi tepelemiş,
Kellesini getirmiş...
Güçlü Oğuz beyleri,
Ata binip her biri,
Salahana’ya gitmiş.
Basat’ı tebrik etmiş.
Ortaya kellesini,
Gövdesiyle leşini,
Getirip sevinmişler.
Coşup, neşelenmişler.
Korkut Ata gelince,
Dua etmiş dilince:
— Öç aldın Tepegöz’den,
Oğuz kurtuldu yükten.
Melunun çıktı canı,
Kıyan Selçük’ün kanı,
Alındı yiğitlikle
Anılırsın mertlikle.
Ün versin karadağlar,
Yol versin kanlı sular.
Hakk yüzünü ak etsin,
Ömrünü uzun etsin.
Ölüm vakti gelince,
Ecelin erişince,
Arı bir iman versin,
Cennetine göndersin.
Silinsin günahımız,
Çoğalsın imanımız.
Adı güzel Muhammet,
Oğuz’a şefaat et.
Yalvaralım Mevla’ya,
Muhammet Mustafa’ya
Bizleri bağışlasın;
Esirgesin, saklasın.
Ahmet Karaaslan
12/04/2000 – Kayseri
Mustafa Cengiz
KAYSERİSPOR, PLAKAYA GÖZ KOYDU
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
AÇIK, ŞEFFAF, MALİYE POLİTİKASI ŞART!
KADİR DAYIOĞLU
NAZMİ TOKER İLKOKULU
AHMET KARAASLAN
ŞIH VE KÖYLÜ KADIN
Mustafa Göçer
AMARAT KÖYÜ FİDAN DİKME FAALİYETİ
Ali Rıza Navruz
ÖKSÜZ UYKULAR BIRAKTIM YATAĞIMA
Mustafa Mete ÖZPINAR
İNSANLIĞI MAHVEDEN İLLET
HASAN ÇİFTÇİ
31 MART OLAYI (13 NİSAN 1909)
Bekir Oğuz Başaran
HACl BAYRAM-l VELİ
Faruk Ergan
HAKSIZLIĞA SESSİZ KALMAK