Memlekete “Anadolu” Adını Veren Kızılcahamam Taşlıca Köyüdür.
Klasik İslam Kaynaklarının “Diyar-ı Rum (Rum ülkesi), Bizans ve batıya katılanların “Thema Anatolia” ve “Analotos” olarak adlandırdığı bu topraklara “Anadolu”nun gizlice de mutasavvıflar diliyle olmuştur.
Türkistan'dan hoca Ahmed Yesevi'nin irşadı ve işareti ile alperenler olarak topraklara yerleşir. Şair R.Tevfik'in dizeleriyle bakarsak yurdumuza:
“Her bir viran köşesinde bir ev/Türbelerinde güzel güzel sunucu var/Hep gaziler ordan gelip geçtiler/Çaylardan abdest alıp içtiler/Memleketler feth eyleyip geldiler/Erenlerin durağandır o eller.
Bu gelişmeler üzerinde hizmetleri ve yaklaşık olarak bin yıldır bize yurtluk edenin dağıtım birimlerinin adlarının çoğu tarihi kişilere sahip mutasavvıf menkıbeleri ile ilişkilidir. Çoğu köyümüz, kasabamız ve şehrimizin adını ya bir gönül eri şeyhin isminden ya da ona atfedilen bir rivayetten almıştır. Çevremize hatırlatmamızı hafızamızda bıraktığımızda “Erenköy”, “Veliköy”, “Tekkeköy”, “Şeyhler”, “Sarı Şeyhler”, “Taşlı Şeyhler” gibi adlar içeren yerleşim merkezleri bulmakta zorlanmayız.
Ordu gibi, insanların yeni yerleştikleri topraklara ısınabilmek, benimseyebilmek için bütünleşebilmek için sözlülerin kendi kutsal değerlerinden bir şeyler katarlar ve orayı uğruna şehit olmaya değer vatandırlar. Bu, bütünleşme süreci öncesinde isimlendirme ile kültür başlar, onu ibadet yerleri ve kurumlar kendi medeniyetinin mührünü kesme ve tapusunu almayı tamamlar.
Bu bağlamda Anadolu adının doğuşu ile ilgili rivayetler ve kayıtlar çeşitli folklor araştırmacılarının ilgisini çekmiştir. Klasik İslam'ın “Diyar-ı Rum (Rum ülkesi), Bizans ve batıya bağlı olanların “Thema Anatolia” ve “Anatolos” bu topraklara “Anadolu” olarak anılan ve bilgin de mutasavvıflar diliyle olmuştur.
Resmi kaynaklara ve özel düzenlemelere göre durumun tarihi boyutu şöyledir.Bu toprakları İslamlaştırmak ve Türkleştirmek için kendisinden önce uzaktaki “gaza” seferlerini devam ettiren Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat (/h.617-634/m.1220-1237) sıcak bir yaz ordusuyla Yabanabad (Kızılcahamam) kazasına bağlı Taşlı Şeyhler Köyü'nde konaklar. Köy Horasan Erenleri veya Gaziyan-ı Rum'un merkezlerinden biridir. Ancak onlar gazaya çıktıklarından köyde Bacıyan-ı Rum (Rum Bacıları) temsilcilerinden “Kırmızı Ebe” (Kırgız Ebe diye de geçer) özelliği bir kadın eren vardır.
Koca Sultan'ın ordusunu ağırlamak, zaten uzun yıllar Bizans Hıristiyanları ile savaştıklarından fakr-u zaruret içinde bulunan köylüler için kolay değildir. “nasıl ağırlayacakları macerası” yaşamışken, sırtında yetim büyüttüğü Oruç sarılı olduğu halde Kırmızı Ebe elinde bir helke(bakraç) ayranla çıkagelir. Kocası gazalarda şehit olan bu cefakâr nur yüzlü ananın içinden, “hem yetim çocuklarına kardeşleri gaza arkadaşlarını göstermek hem de onların içlerini soğuk bir ayranla da olsa serinletmek” gibi karışık duygular geçmiştir.
“Çam sakızı armağanı çobanı” kabilinden, meşelerin arasında kalmak yerinde bulunan küçük bir taş oluğa elindeki bakraç ayranı döker ve başına oturur. Ordunun bütün neferleri sırayla hem içerler hem de mataralarını doldururlar. Fakat bir bakraç ayran koca orduya yeter de artar bile.
Dedik ya bu ana sıradan biri değil. Bacıyan-ı Rum'dan gönül ehlinden, tasavvuf ehlindendir. Bu olayda, Allah ona, “keramet” dediğimiz olağanüstü durumu ihsan eder.
Askerler ayranı içerken ve mataralarını doldururken Kırmızı Ebe ile aralarında süreklilik şu ikili konuşma geçer:
— Doldurun gazilerim,
— Durdur ana,
— Doldurun yavruları
— “Ana dolu”
İhtiyar ananın oluğunu daima gören askerler “ANA DOLU” diyerek buz gibi ayranla Ağustos'un kavurucu sıcağında serinler.
Bu esnada askerler için bir de şu duygu ve düşünce kaplandı: “Bu ülke, askerine sahip olacak, onu her yerde bir bakraç ayranıyla da olsa serinletecek ve Allah yolunda gazaya hazırlayacak “ANALARLA DOLU”.
Derler ki, işte o gün sonra bu topraklara “ANADOLU” denemiştir.
Bütün bir orduya bir bakraç ayranın yetmemesini otağından şaşkınlıkla seyreden Sultan Alaaddin bu kutlu anayı hürmetle huzuruna davet eder. Kadının yüzündeki nur, taşıdığı heybe ve vakar karşısında güçlü kadar muhteşemdir. Sultan sıradan bir durumla karşı karşıya olmadığının farkındadır. Kırmızı Ebe ile arasında şu konuşma geçer:
— Dile benden ne dilesen Ebe!
— Sağlığını dilerim Sultanım, Allah sizden başımızdan eksik olmasın!
Bu asil cevap karşı irkilen, derinlemesine duygulanan Alaaddin Keykubat tekliflerini tekrarlar diye ısrar ediyor. Bu ısrarla Kırmızı Ebe şöyle diyor:
— Sultanım! Şu kucağımdaki yetim yavrum Oruç için biraz yiyecek ve büyüdüğünde babası gibi kâfire karşı gaza yapmak için ona hayır dua etmenizi dilerim.
Bunun üzerine Sultan;
— Bu topraklar sana ve oğluna yurtluk ve ocaklık ola; buraya atlılar (vergi tahsildarları) uğramaya” diye ferman buyurup Kırmızı Ebe'ye bir ber-at verir.
Bu fermana uygun olarak Taşlı Şeyhler köyü Oruç Gazi'ye vakfedilmiş olur. Oruç Gazi de XIII. yüzyılda bölgenin İslamlaşması ve Türkleşmesi için 90 yaşına kadar gaza yapar ve sonunda şehit düşer. Vasiyeti üzerine cenazesi köye getirilip köyün alt başındaki mezarlığa tanımlanır. Ana, Kırmızı Ebe'nin türbesi de köyün başındadır. Şimdi ebedi istirahatgahlarında yatan bu ana-oğul Anadolu erenleri sanki iki taraftan köylerinin korur gibidirler.
Taşlı Şeyhler, Oruç Gazi ve ahfadı tarafından yüzyıllarca yurtluk olarak iskan edilmemiştir. Köyün sosyo-ekonomik ve kültürel çözümleri Osmanlı Devleti'nin zamanında değişmemiş görünüyor. Celali isyanlarının Anadolu'nun sosyo-ekonomik ekonomik tehdidi nedeniyle 17. ve 18. yüzyıllarda Taşlı Şeyhler Köyü'ne saldırmış ve çevreden toprak talebinde bulunulmuştur. Bu durum köylüler mahkemesinin huzurunda 15.c.Evvel 1141/Ekim 1729'da “Ecdadımız Oruç Gazi Sultan'a, Sultan Alaaddin Rahmetullah Hazretleri bir çiftlik yer vakf edip o zamandan beri tasarruf ettiğimiz topraklar” diye savunmuşlar dava lehlerine sonuçlanmıştır.
Taşlı Şeyhler Köyü'nden vergi alınmaması yüzyılımızın birinci çeyreğine kadar devam ettiği köyün yaşlılarınınca belirtilmektedir. Ancak Cumhuriyetin siyasi, sosyal ve ekonomik düzenlemeleri çerçeve vergi muafiyeti kaldırılmıştır.
Eski adıyla Taşlı Şeyhler, yeni adıyla Taşlıca Köyü'nün Bahattin Özdemir'in müracaatı ile tarihi kazanımı göz önünde bulunduran Kültür Bakanlığı,Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun 12.11.1991 gün ve 2059 sayılı kararıyla köyü tekrar koruma alınarak almıştır. Kararın metni şu şekildedir: Ankara ili Kızılcahamam Taşlıca Köyü'nde bulunan Oruç Gazi Sultan Türbesi, Kırmızı Ebe Türbesi, Ayrantaşı ve Gelin Kayası'nın 2863 ve 3386 sayılı çerçevelerin kapsamına giren taşınmaz kültür varlığı özelliğinden tesciline karar verildi.
Kaynak: Prof.Dr. Seyfettin Erşahin, Tarihte ve günümüzde Kızılcahamam—Çamlıdere Yöresi Ankara 1997. Prof.Dr.Seyfettin Erşahin'in yazdığı verileri kaynak göstererek yayınlamak YASAL VE EMEĞE SAYGIDIR.
Ali Rıza Navruz
BEN RÜZGAR OLMALIYIM
Mustafa Cengiz
BOZDUR BOZDUR HARCA LİMİTLERİ
Bekir Oğuz Başaran
OLMADI, HİÇ, OLMADI
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
SEÇİM OLUR MU, OLURSA NE OLUR?
VÜSELA ALİ-İLETİŞİM(SİZLİK)
İLETİŞİM İNCELİKLERİ -2
Mustafa Mete ÖZPINAR
İÇİMİZDEKİ SAHTE MÜSLÜMANLAR
KADİR DAYIOĞLU
ATATÜRK BULVARI
Ömer Faruk Kotay
DURDURUN DÜNYAYI, İNECEK VAR!!
Çınar Can Özyürek
GAYRİMENKUL PİYASASI
M. Kemal Atik
Düşünce ve Eylem Kıskacında Erdemli İnsan