Kıbrıs Barış Harekâtı'nın.. Unutturulmak İstenenleri

Nilgun Batıyeli

20-07-2026 11:56

Kıbrıs Barış Harekâtı'nın..
Unutturulmak İstenenleri

Bugün başta Avrupa Birliği olmak üzere birçok çevre 20 Temmuz 1974 Barış Harekatı’nı yalnızca "işgal" olarak nitelendiriyor.

Oysa tarihe tek bir günden bakmak, gerçeğin yalnızca bir bölümünü görmektir.

Gerçekleri perdelemek amacını taşımaktadır.

Kıbrıs'taki Türk varlığı 20 Temmuz 1974 ile başlamadı.

O tarih, adadaki Türk varlığının korunması için yaşanan tarihî sürecin bir dönüm noktasıydı.

Kıbrıs'ta Türk varlığı, Osmanlı döneminden günümüze kadar adanın ayrılmaz bir parçası olmuştur.

Dolayısıyla 20 Temmuz'u değerlendirmek isteyen herkes, o güne gelinceye kadar yaşananları da aynı dürüstlükle değerlendirmek zorundadır.

Bunun başlangıcı 20 Temmuz değil, 21 Aralık 1963'tür.

Tarihe "Kanlı Noel" olarak geçen bu dönemde Kıbrıs Türkleri sistematik saldırılara maruz kaldı.

Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar hayatını kaybetti; köyler boşaltıldı, binlerce insan evlerini terk etmek zorunda bırakıldı.

Bu acıların en unutulmaz simgelerinden biri ise Kumsal Baskını oldu. Binbaşı Nihat İlhan'ın eşi Mürüvet İlhan ile üç küçük çocuğu Murat, Kutsi ve Hakan, evlerinin banyosunda katledildi.

Bugün "Barbarlık Müzesi" olarak korunan o ev, yaşanan trajedinin sessiz tanığı olmaya devam ediyor.

1963 ile 1974 arasında Kıbrıs Türk toplumu, sürekli bir güvenlik tehdidi altında yaşadı.

Ardından 15 Temmuz 1974'te Enosis hedefiyle gerçekleştirilen darbe, adadaki krizi daha da derinleştirdi.

Beş gün sonra, 20 Temmuz 1974'te Türkiye, Garanti Antlaşması'nın kendisine tanıdığı haklara dayanarak Barış Harekâtı'nı başlattı.

Ne yazık ki acılar bununla da sona ermedi. Muratağa, Sandallar ve Atlılar'da yaşanan katliamlar, Kıbrıs'ta sivillerin ödediği ağır bedelin en acı örnekleri arasında tarihe geçti.

Bugün yalnızca 20 Temmuz'u konuşup, onu hazırlayan on bir yıllık süreci görmezden gelmek; tarihin önemli bir bölümünü yok saymaktır.

1963'te yaşanan Kanlı Noel'i, Kumsal Baskını'nı, Muratağa, Sandallar ve Atlılar'da yaşanan katliamları ve Kıbrıs Türklerinin maruz kaldığı acıları hatırlamadan yapılan değerlendirmeler eksik kalmaya mahkûmdur.

Avrupa Birliği'nin, Kıbrıs'ta yaşanan tarihî gerçeklerin tamamını dikkate almadan tek taraflı bir söylemi benimsemesi, adalet ve tarafsızlık ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.

Barış ve insan hakları savunulacaksa, bu yalnızca bir tarafın acıları üzerinden değil, adada hayatını kaybeden tüm sivillerin acıları görülerek yapılmalıdır.

Merhum Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın yıllarca vurguladığı gibi:

"Bu adada iki halk yaşamaktadır. Bir tarafta Türk halkı, diğer tarafta Rum halkı."

Ve tarih bize göstermiştir ki, kalıcı barış ancak bu gerçeğin kabul edilmesiyle mümkündür.
Tarihi ne kadar değiştirseniz, çarpıtsanız da yaşanmış acıları unutturmak mümkün değildir.

Kıbrıs Türk Cumhuriyeti dün de bugün de yarın da Türk kalacaktır.

DİĞER YAZILARI Ne Yiyorduk, Ne Yiyoruz, Yarın Ne Yiyeceğiz? 01-01-1970 03:00 PANDORA'NIN EMANETİ: UMUT 01-01-1970 03:00 15 Temmuz: Hatırlamak mı, Kutlamak mı? 01-01-1970 03:00 HER ÇAĞIN KRONOS'LARI VARDIR 01-01-1970 03:00 BİR ROMAN KARAKTERİ NASIL HAYAT BULUR? 01-01-1970 03:00