Sizi bugün biraz tasavvufa, tasavvuf terbiyesi almış insanlar dünyasına, “sûfi dünyasına” götüreceğim.
Bu coğrafya ve Balkanlar’da yaşanan “sûfi geleneğe”...
Biliyorsunuz, yine bu coğrafyada “sûfi geleneğin” “neşv ü nema” bulduğu mekanlar cemevi, tekke ve zaviyeler.
**
Yunus, Mevlana Cemaleddin, Hacıbektaş, Ahmet Yesevi, Barak Baba, Sarı Saltuk, Seyrani, Pir Sultan, Fuzuli “sûfi zincirinin” önemli temsilcileri.
**
Tekke ve zaviyeler işlevini kaybedince, “Miskinler Tekkesi”ne dönünce, Halvetiye’nin Şabaniye kolu büyüklerinden Kuşadalı İbrahim Halveti (1774-1846), tekkesini kapatmış, “yeryüzünün her yeri tekke ve zaviye”, demiş. Cumhuriyet ise, çığırından çıkan tekke ve zaviyeleri tümden kapattı. Yasası da “Devrim Yasaları” arasında anılır. Ama kim dinler. Günümüzde “mebzul miktarda!”
**
Şarlatanların, dinbazların dışında kalan tekke/zaviye/tarikat büyüklerinin mesajları evrensel. Bu mesajlardan önemli bir kısmını paylaşmaya çalışacağım. Umarım bir yanlış yapmam.
**
Ortada dolaşan, “ayıpların üstünü açan”, insanların mutsuzluğu üzerine mutluluğunu kuran “tellal/dellal” tipler var. Bir de “tellaklar”.
**
Hamama gidenler bilir. Tellaklar, fazla bahşiş alabilmek için, oklava gibi kirleri, omzunuzun üstünden, önünüze indirir. Oysa tasavvuf, tekke terbiyesi alanlar; “settârü’l uyûp” olmak gerekir diyor. Yani, “ayıpları örtücü” olun… Yine devam ediyorlar; “Öyle ya; Allah’ın, ‘setârü’l uyûp’ olduğu yerde, bizlere ne oluyor?”
**
Tellalı söyledik… Tellağı söyledik… Bir de, “sayyâd-ı bî insafa” yani insafsız avcıya hizmet edenler var. Namık Kemal’in; “Köpektir zevk alan sayyd-ı bi insâfa hizmetten” dizelerinde belirttiği gibi.
**
Halvetiyeyi Şabaniye bağlısı, “ehl-i beyt” muhibbi rahmetli, Fethi Gemuhluoğlu abimiz de “Dostluk üzerine” (1975) sohbetlerinde; “(…) Kan dökücü olmayın. Maktûl olun, katil olmayın. Mazlum olun zâlim olmayın. Size kassâb olmak, sayyâd olmak, dellak ve dellal olmak yakışmaz” demiş.
Eyvallah!..
Elbette bu kelamı kibar, kendisinden sadır olan bir şey değil; o da duyduklarını bize aktarıyor. Yoksa, hafazanallah; Allah saklasın. Kendilerinden bir şey katmaya çok korkarlar, “benlik duygusuna kapılırım!” diye.
**
Mesela, Şabaniye büyüklerinden Ahmet Tahir Memiş Maraşi Efendi (vefatı 1954) şöyle söylemiş; “Aynada baktım özüme Ali gözüktü gözüme!” Bu kelamı kibar, biraz tasavvufla ilgilenenlere yabancı değil. Alevi/Bektaşi edebiyatında ve inancında çok sık rastlanır. Yine, “kainat tek vücuttur zübdesi (özü) insandır”. Sözü de bu cümleden.
**
Dellallara, tellaklara çok rastlarız etrafımızda. Bunlar hep aklıma, ulemadan Mehmet Bahâi Efendi’nin ünlü, Mak. Y. Müh. Ahmet Doğan Işık dostumun, çok önceleri gönderdiği mısraları getirir:
Zahidin her ne kadar ta’nı firavan olsa
Ana gam yemez idik zerrece irfan olsa
Sıdk ile mezheb-i İslâm’da pûyan olsa
Bize mülhid diyenin kendüde îman olsa
Dahleden dinimize bari müselman olsa.
Gerçi kim nefse uyup itmedeyüz sehv ü hata
Bilürüz cürmümüzi itmeyiz inkâr asla
Gam değil aybımızı söylese dâim âda
Kâilüz hak söze biz gerçi Bahaî amma
Bize mülhid diyenin kendüde îman olsa
Dahleden dinimize bari müselman olsa.
**
Son dörtlük berceste olduğu için anlamını vermeye çalışayım: “Düşmanlarımızın ayıbımızı sürekli söylemeleri, bizim için dert değil. Bahâiyiz hak söze inanmışızdır. Ama bize dinden çıkmış diyende biraz iman olsa; dinime karışan da bari müslüman olsa.” İstanbul Boğazı’nda, yoğurdu ile ünlü Kanlıca’nın eski adı Bahâi Koyu’ymuş. Ve Hazretin burada bir yalısı varmış.
**
Gelelim Niyazî Mısrî’ye. Mısrî (Malatya/1618-1639) Halvetiye tarikatı bağlılarından; Mısrîye tarikatının kurucusu, ünlü sûfi… Biliyorsunuz, Halvetiye, “tarikat fabrikası” olarak da anılır. Mısrî’nin, bir çok yayınının yanında, Divan’ı çok ünlü. Bunu, son dönem Melamiliği’nin piri, Muhammed Nur’ül Arabî (1813-1887) şerh etmiş.
**
Muhtemelen, başka şerhleri de var. Bu şerhin, günümüz Türkçesine çeşitli çevirilerine rastlamak mümkün. Ben, Sadettin Bilginer’e ait olanı (1976) tercih ettim. Bunu da, abim, büyüğüm, Halvetiye/Şabaniye bağlısı, hasretle andığım merhum Ziya Tokluoğlu diğer adı ile Mermerci Ziya söylemişti. Sanırım uyarısı, “güvenirlik” noktasındandı…
**
Üstad, ne söylerse güzel söyler;
“Derman arardım derdime derdim bana derman imiş
Burhân arardım aslıma aslım bana burhân imiş
Sağ u solum gözler idim dost yüzünü görsem deyü
Ben taşrada arar idim ol cân içinde cân imiş”