KALBİMİZDEKİ BAŞKA AKLIMIZDAKİ  BAŞKA   

Mustafa Mete ÖZPINAR

24-03-2026 10:18

Hasret ve hararetle aranmayan; içerisinde dil, din, ırk, renk, mezhep ayırmaksızın kainatın yaradılış sebebi olan sevgi ve merhameti barındırmayan ve hatta bunları öteleyip ötekileştiren bir algıyı kendi tekelinizden haykırsanız da, “hakikat” olarak göremezsiniz.

Çünkü bu, cennetperestliği ihsanın önüne çeker ve “taraf olma” algısını beslediği için yeryüzünü “herkes için” cennet kılma idealini katleder. 

Köylünün biri bir sıkıntısını danışmak için İmam Ebu Hanife’nin ders verdiği mescide gelerek içeri girer.

O esnada namaz kılınmaktadır.

Hemen İmam’ın arkasında saf tutar ama az sonra aklına eşşeği gelir.

Zihninde binbir endişe eşşeğin yularını sağlam bağlayıp bağlamadığı meşgalesi ile namazını tamamlar.

Namaz biter ama, adam namazın hakkını eda edememiş olmanın üzüntüsü içinde iki büklüm olmuştur. 

Çekilen tesbih, edilen dualardan sonra sıra sohbet faslına gelir ve bizim adamcağızın namazda yaşadığı sıkıntı, anlatmak için geldiği derdinden baskın çıkar ve İmam’a sorar; 

“Kapıda bir tane eşşeğim var, namaz bitene kadar aklım onun yularını sağlam bağlayıp bağlamadığım ile meşgul oldu.

İçeri girerken gördüm, senin ise kapıda bir düzine atın var. Ben bir eşşeğin derdi ile namazımın hakkını eda edememişken, sen onca atın varken nasıl kıldırdın namazı?” 

İmam tebessüm eder ve cevap verir; 

“Sen eşşeğini gönlüne bağlayıp mescide gelmişsin, biz ise bineklerimizi gönlümüze değil, kapıya bağladık” 

İrfani bir bakışı gözümüzün de gönlümüzün de içine sokan bu yaşanmışlığın verdiği mesaj bence çok net; 

“Konuşmak dilin, salih amel halin, iman ise kalbin işi” 

Yani bunlar tam olursa kişi, kalplere nüfuz ediyor.

Ama biz bunların “nereye”sini bırakmış “nasıl”ına karar vererek, işin sadece konuşma kısmındayız sanki. 

Zira; siyasetçimiz, arifimiz, alimimiz, tüccarımız, dervişimiz, imamımız, hocamız; bilenimiz, bilmeyenimiz, görenimiz, görmeyenimiz, duyanımız, duymayanımız velhasılı kelam herbirimiz hiç durmadan konuşuyor, konuşuyor, konuşuyoruz. 

Karşıya karşıya olduğumuz problem(ler)in ne kadar büyük olduğunu siyasetçimizin ses tonunun ne kadar yüksek olduğundan; arifimizin hiçbir şey bilmediğini, bizim bilmemiz gerekeni değil, kendi bildiği herşeyi ifade etmek için çırpınışından anlıyoruz.

Alimimiz ne zaman ‘ol’maktan bahsetse, dudağından dökülen sözler ne kadar olamadığını itiraf ediyor sanki. 

Çünkü, kalbimiz başka söylüyor, aklımız başka.

İmanımız başka bir yere çağırıyor, yaşadığımız zaman başka bir yere. İçimiz bizi ölümle doğulacak olan bir hayatın hazırlığına davet ediyor, dışımız ölümü hiç hatırlamadan gününü gün etmenin davetçisi.

Kimsenin kimseye el uzatası yok, derdiyle dertlenesi yok, itimadı yok. Kriz geçirip son nefesini vermek üzere olan hastanın kalbine masaj yapmayı bırakmış saçlarını taramakla meşgulüz. 

Bilinmeyen bir zamanda bilinmeyen bir mekânda toplanmış ve bir anlaşmaya bilmeden hep birlikte imza atmış gibi konuşmalarımızın hemen tamamı ise “eleştiri” üzerine.

Aksaklıkların, eksikliklerin, yanlışların, acıların, gözyaşlarının sebebi olanlar da; elini ve yüreğini taşın altına sokup bir şeyler yaparak bunları düzeltebilecek olanlar da sadece “eleştiriyor”. 

Mazlumu,zulme rızası olmayanı, hak ettiğini alamayanı, duyduğu bir zulmü duyurmak isteyeni, hak edilenin hak edene verilmediğini görenip dillendireni, yanlış giden birşeyleri düzeltmek isteyeni anlıyorsunuz ama, adaleti tesis etmesi gerekenin, hakkı inşa etmesi için görevli olanın, haksızlığa yol açanın da eleştirmesi aklımın midesini bulanıyor. 

Tahammülünüzü aşan bu tabloyu eleştirmenin adı ise ihanet, az ileride bizi bekleyen muhtemel tehlikeyi ifade etmenin fitne, gerçeği söylemenin adı sadakatsizlik oluyor ve toplum; birleşmesi, kenetlenmesi gereken konularda ayrışıp milyon parçaya bölünerek, sevgi ve itaat kavramlarını “paket menü” haline getiriyor. 

Böylece hak, hukuk, adalet, hakkaniyet kavramları “taraf” haline geliyor. Bu taraftarlık algısı bilgiyi değil, duyguyu harekete geçiriyor. Yani “taraf” olan, ya sevdiğine itaat ediyor ya da itaat ettiğini sever hale geliyor. 

Sonuçta da bilgi ve duygu birlikteliği ile ibret ve irfana uzanmamız gerekirken; mağdur ola ola gönüllerde bulduğumuz karşılığı mağdur ede ede yitiriyor; uğradığımız zulümlerle kurduğumuz adalet  mevzilerini yaptığımız adaletsizliklerle yıkıyoruz. 

Oysa ki Kitabullah’ın işaret ettiği “salih” kul; bir yüzüyle sulha öbür yüzüyle ıslaha bakan kuldur ve Rahman ancak onları yeryüzünün mirasçıları ilan etmiştir.  

Bu yüzdendir ki topluma onların mevcut ihtiyaçlarını gözetmeden rağbet ettikleri şeyleri verip “adam olmaya” değil, “kendilerine” çağıran ama sulhu gözetmeyen ıslahçılar veya ıslah derdi olmayan sulhçular “salih” olma misyonunu elde edemezler, edemeyeceklerdir de.  

Bu nedenle hasret ve hararetle aranmayan; içerisinde dil, din, ırk, renk, mezhep ayırmaksızın kainatın yaradılış sebebi olan sevgi ve merhameti barındırmayan ve hatta bunları öteleyip ötekileştiren bir algıyı kendi tekelinizden haykırsanız da, “hakikat” olarak göremezsiniz. Çünkü bu, cennetperestliği ihsanın önüne çeker ve “taraf olma” algısını beslediği için yeryüzünü “herkes için” cennet kılma idealini katleder.

Geriye ise doğamayacak ve zaten ölü olan bir fetüsün doğum sancısı kalır. 

İşte bugünkü “eleştiri” kültürümüz de, bu “ölü fetüs” üzerinden hayat buluyor. Zira “bilgiyi eşitleme” çabası içinde, “duyguda birlikteliği” erteliyoruz. 

Tarihimize baktığımızda bunun en bariz örneğini “Alevi-sünni” çekişmesinde görebiliyoruz.

Son bin yıllık tarihimiz içinde yazılı ve sözlü ekola baktığımızda, yazılı ekolün savunucusu olan “sünnilik”, bilgiyi kutsadığı için; sözlü ekolün savunucusu olan “Alevi”lik de “duygu”yu kutsadığı için bu kavga yüzyıllardır devam ediyor. Çünkü sünniler bilgide, Aleviler ise duyguda birlikteliği sağlamaya çalışıyorlar. 

Biz ise duygusal birliğin bilgisel birlikteliği de beraberinde getireceğini yazık ki atlıyor; bilgide müşterek kalamadığımız için de “ötekini” eleştiriyoruz. 

Sadece verdiğim bu örneği toplumsal tüm sorunlarımıza uyarlayın, ne demek istediğimi gayet net anlayacaksınız. 

“Ben” ve “sen” kavgasının tek sebebi bu; çünkü, kimse ilke ve hakkaniyet kantarına tek başına çıkmak istemiyor. Bu yüzden de herhangi bir çocuğun “benim babam senin babanı döver” tarzı üzerine bina ettiğimiz konuşma kültürümüze nispet kıldığımız atalar, önderler, isimler üzerinden avunarak hayatımızı da, dünyayı cennete çevirme idealimizi de, yegane kurtuluş şansımızı da “eleştiri” üzerinden heba ediyoruz. 

Peki eleştirmeyecek miyiz? 

Tabi ki eleştirelim, zira eleştirinin olmadığı yerde “putçuluk” başlar; ama eleştiri yaparken eleştirdiğimiz şeylerin “neresindeyiz”, savunduğumuz değerleri “ne kadar yaşıyoruz?”; “içinde yaşadığımız dünyada haykırdığımız gerçekleri, içimizde yaşattığımız dünyada yaşatabiliyor muyuz?” durup bakmak gerekiyor. 

Bunu yapabildiğimiz zaman; belki içimizden süzüp damıttığımız hakikatler, içinde yaşadığımız dünyayı dönüştürmeye yetmeyecek ama hiç olmazsa yaşadığımız dünyayı kendimize ait bir yanlıştan kurtarmanın hazzını yudumlayacak; “ne yanlışım var ki beni eleştiriyorlar” demek hamlığından; “nerede nasıl bir yanlış yaptım ki, beni kimsecikler eleştirmiyor” olgunluğuna erişmiş olacak; dostu düşmandan, seveni sevmeyenden, eleştiriyi hakaretten, ikazı temenniden ayırabilecek marifete ereceğiz. 

Bu sayede dilimiz halimizi yalanlamayacak, kalbimizle aklımız birbiriyle anlaşacak, herkesin içinde yapamadığımızı bir başımızayken de yapmayacağız ve yapmayanın “yap” demeye, yürümeyenin “yürü” demeye, okumayanın “oku” demeye, gönül incitenin “incitme” demeye hakkı kalmayacak. 

Öyleyse; dert anlatmak istiyorsak halimizi güzelleştireceğiz ki; sözümüz kalplere işlesin.

Konuşmakla olmuyor zira bu işler.

Marifet konuşmakta olsaydı, her cuma vaazı dinleyenlerin irşadıyla ülkede “günah” diye bir şey kalmazdı veya hitabet için fiyakalı cümle şart olsaydı Firavun Musa’sız kalırdı. 

Peki ne yapalım? 

İlla bişeyleri eleştirmemiz gerekiyorsa kendimizden başlayalım bu işe. 

Ne için yaratıldığımızı; içinde yaşadığımız dünyaya, içimizdeki dünyayı yaşatmak için geldiğimizi fark edelim. Allah’ın rahmetini kaybetme korkusunu, adalet duygusunu, vicdan sızısını, emanet şuurunu diriltelim içimizde ve soralım kendimize; 

En son ne zaman bir fakirin karnını doyurdun? 

Bir yetimin yüreğinde en son ne zaman tebessüm olabildin? 

Bir kardeşinin derdiyle kendi derdin gibi ne zaman dertlendin?  Cebine ve imkânına bakmadan gelecek vaad eden bir öğrencinin yokuna en son ne zaman “var” olabildin? 

Sırtındakini çıkarıp üşüyen bir garibe ne zaman giydirdin? 

Cebinde kalan son parayı bir ihtiyaç sahibine verdiğin anda kalbine yayılıveren sımsıcak muhabbetle en son ne zaman hasbihal ettin?  Herkes bunu yaparsa ne mi olur? 

Merhamet ve sevgide sel gibi olacak; önümüze çıkan kim varsa kucaklayacağız öz kardeşimizi gibi; veya mümin kâfir, canlı cansız bütün yaratılmışa ısısından ve ışığından asla ayırmadan ve esirgemeden sunan güneş gibi ısıtacağız yürekleri. 

Biri gelip de her şeyi yeniden güzel ve doğru etsin diye bir “kurtarıcı” beklemeyeceğiz. Bir siyasetçi gelip düzeltmeyecek ülkeyi, bir arif çıkıp hakkını iade etmeyecek hakikatin, bir yazar yazdığı kitapla yeni baştan örmeyecek gökkubemizi. 

Biz, (ama her birimiz) bilgi- duygu birlikteliği içinde iyiyi bilip, doğrunun uğrunda can verecek erdeme eriştiğimiz için; içimizden çıkan siyasetçi de düzgün olacak, patron da Allah’tan korkacak, müteahhit de vebal diyecek, öğretmen de ibadet eder gibi ders anlatacak, doktor da hastasını emanet bilecek, hakim de istikbali pahasına adaleti savunacak. Tüm bunlar bizi bu dünyaya gönderiliş gayemize yeniden kavuşturacak; içimizdeki dünyaya cennet kokusu aldırdığımız için yaşadığımız dünya da cennete dönecek! 

Farkında olabilme temennisiyle. 

 

 

DİĞER YAZILARI KUR’AN-I KERİM’DE OLMAYANLAR  01-01-1970 03:00 MAHŞERDE ŞAHİDİMİZ BEDENİMİZ OLACAKTIR   01-01-1970 03:00 İSRAİL YOK OLMAKTAN KORKMAYA BAŞLADI  01-01-1970 03:00 GENÇLİĞE SAHİP ÇIKIN DAĞILIYOR  01-01-1970 03:00 RAHMET-MAĞFİRET-KURTULUŞ  01-01-1970 03:00 BELEDİYE BARONLARI  01-01-1970 03:00 SADAKAT ve MUTLU AİLE NİĞMETTİR  01-01-1970 03:00 HANTAVİRÜS SEMPTOMLARI YAYILIYOR  01-01-1970 03:00 MUTLULUĞU ÇOK ÖZLEDİK  01-01-1970 03:00 ÇÖL TOZU TÜRKİYEYE YAYILMAYA BAŞLADIMI? 01-01-1970 03:00 İSLAM ŞİİRİ  01-01-1970 03:00 SUSKUNLUK YOLUNDA SESSİZ ÇIĞLIKLAR VAR  01-01-1970 03:00 TÜRKİYE’NİN SİLAH İMPARATORLUĞU GÜÇLENİYOR  01-01-1970 03:00 KURBANDA DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR  VE DOĞRULAR   01-01-1970 03:00 TÜRKİYE  DÜNYA BASINININ DİLİNDE  01-01-1970 03:00 DÜNYANIN KALBİ YAVAŞLIYOR TÜM DENGELER BİR ANDA ALTÜST OLACAKMIŞ  01-01-1970 03:00 MAYISTA TÜRKİYEYE KAR GELİYOR  01-01-1970 03:00 VATAN UĞRUNA CAN VERENLER  01-01-1970 03:00 500 TONLUK ÖLÜMLER BAŞLADI  01-01-1970 03:00 MÜSLÜMANLAR YENİDEN MÜSLÜMAN OLMALI  01-01-1970 03:00 DÜNYA SİYASETİ DEĞİŞİYOR  01-01-1970 03:00 TARİHİ GERÇEK İRANDA TÜRK HAKİMİYETİ  01-01-1970 03:00 BİR MİLLETİN KADERİNİ VİCDANI BELİRLER  01-01-1970 03:00 TÜRKİYEDE DEĞERLER SİSTEMİ ÇÖKTÜ  01-01-1970 03:00 İNSANLIK VEDA HUTBESİNİ ARIYOR  01-01-1970 03:00 .B.D. NİN KORKUSU: MİLLİYETCİLİK   01-01-1970 03:00 DEVLET ve TOPLUMU BEKLEYEN TEHLİKELER  01-01-1970 03:00 EĞİTİME YÖN VERMEK GEREK  01-01-1970 03:00 ALLAH’IN YARDIMI  01-01-1970 03:00 MARAŞTA OKUL BASKINI 9 ÖLÜ 20 YARALI  01-01-1970 03:00 İNSANLIĞI MAHVEDEN İLLET  01-01-1970 03:00 YOLSUZLUK YAPAN ÇALAN ÇARPAN ALÇAKTIR  01-01-1970 03:00 CANİ İSRAİL’İN  BİLİNMEYEN MASKESİ  01-01-1970 03:00 TÜRKİYENİN MAARİF MODELİ  01-01-1970 03:00 İNSAN OLMAK- OLABİLMEK  01-01-1970 03:00 VİCDANIN YÜKSELİŞİ  01-01-1970 03:00 ŞEREFLE BİTİRİLMESİ GEREKEN EN AĞIR GÖREV HAYATTIR   01-01-1970 03:00 1.NCİ KÖRFEZ SAVAŞINDAN BUGÜNLERE  01-01-1970 03:00 İRAN’A SALDIRI  ORTADOĞUYA SALDIRIDIR  01-01-1970 03:00 İSLAM PEYGAMBERİ  01-01-1970 03:00 KANOLA YAĞI NEDİR FAYDALARI ZARARLARI NELERDİR  01-01-1970 03:00 GAZETECİYE ZULÜM EDİLMEZ   01-01-1970 03:00 CANLAR KATLEDİLİYOR DÜNYA HALEN SUSUYOR    01-01-1970 03:00 FAİZ KISKACINDA BATIYORLAR  01-01-1970 03:00 EVDEKİ BEREKETİ ÇOĞALTMANIN EN GÜZEL YOLU   01-01-1970 03:00 İSLAM  01-01-1970 03:00 TÜRK MİLLETİ ve TÜRKİYE  ÇOK AKILLI OLMALIDIR  01-01-1970 03:00 İRAN’A SALDIRANLAR ORTADOĞU HAYALİ İÇİNDE   01-01-1970 03:00 VİCDANIN YÜKSELİŞİ  01-01-1970 03:00 TÜRK’ÜN ÇANAKKALE GURURU   01-01-1970 03:00 İSLAM ALEMİNİN BAYRAMI HAYIRLARA VESİLE OLUR İNŞAALLAH   01-01-1970 03:00 İNSAN OLMAK- OLABİLMEK  01-01-1970 03:00 BİR BAYRAMA DAHA UYANACAĞIZ    01-01-1970 03:00 KADİR GECESİ'NİN  ANLAMI ve ÖNEMİ   01-01-1970 03:00 EĞİTİM ve ÖĞRETİMİN NERESİNDEYİZ  01-01-1970 03:00 DUALARIMIZI KABUL EYLE  YARABBİ   01-01-1970 03:00 ORUCUN FAZİLETİ  01-01-1970 03:00 PUTLARIN 01-01-1970 03:00 Z E K A T  01-01-1970 03:00 İRAN’A SALDIRI  ORTADOĞUYA SALDIRIDIR  01-01-1970 03:00 İSLAMİYET KAİNATA GÖNDERİLDİ  01-01-1970 03:00 KUL HAKKI ÇOK ÖNEMLİ  01-01-1970 03:00 MANEVİYAT ve SAĞLIK BULUŞUYOR  01-01-1970 03:00 TÜRK KÜLTÜRÜNÜ TANIYALIM  01-01-1970 03:00 İSLAMDA MANEVİYATIN DEĞERİ  01-01-1970 03:00 YOBAZLIK NEDİR NASIL OLUR? 01-01-1970 03:00 HAKİMİYET ve DEMOKRASİ  01-01-1970 03:00 İSLAMİYET KAİNATA GÖNDERİLDİ  01-01-1970 03:00 MÜNAFIKLIK ve KÜFÜR YOLLARI   01-01-1970 03:00 İSLAM ALEMİNİN YENİDEN MÜJDECİSİ   01-01-1970 03:00 HAYATIMIZI MANEVİYATLA SÜSLEMEK  01-01-1970 03:00 RAMAZAN’IN ÖNEMİ  01-01-1970 03:00 RAHMET PINARINI YAŞAMAK  01-01-1970 03:00 NEFİSLERİ İSLAH ETMEK   01-01-1970 03:00 FAİZ NASIL DOĞDU KİM İCAD ETTİ? 01-01-1970 03:00 HZ.NUH’UN GEMİSİNİ YÜZDÜREN SU  01-01-1970 03:00 TÜRKİYE’NİN YERLİ ÜRETİM GÜCÜ  01-01-1970 03:00 TÜRKİYE’DE DİN EĞİTİMİ  01-01-1970 03:00 YARADILIŞTAKİ MÜKEMMELLİK  01-01-1970 03:00 NEREYE SÜRÜKLENİYORUZ BELLİ DEĞİL  01-01-1970 03:00 DOĞRULUKTAN AYRILMA   01-01-1970 03:00 AMERİKANIN YAPTIĞI KATLİAMLAR  01-01-1970 03:00 İSLAMDA SÜNNET YOKTUR DİYENLER OKUSUN  01-01-1970 03:00 DÜŞMANLARIMIZ DEĞİŞİYOR  01-01-1970 03:00 RAMAZAN GELİYOR ÇOK ŞÜKÜR  01-01-1970 03:00 İNSAN, İNSANI KISKANMAMALI   01-01-1970 03:00 PARANIN ALAMAYACAĞI GÜÇLER  01-01-1970 03:00 BAKIŞ AÇINI DEĞİŞTİR  HAYATIN DEĞİŞSİN   01-01-1970 03:00 GERÇEK VATAN SEVGİSİ NASIL OLMALI  01-01-1970 03:00 AMENTÜ’NÜN ÖNEMİ  01-01-1970 03:00 VATAN SEVDASI  01-01-1970 03:00 İNSANLIĞA ÜÇ MESAJ  01-01-1970 03:00 DUA HALİNDE BİR ÖMÜR  01-01-1970 03:00 EĞİTİMLE GÜZELLEŞEN HAYATIMIZ  01-01-1970 03:00 DEPREMİN ÖTEKİ YÜZÜ  01-01-1970 03:00 İNSANIN İBLİS HALİNE DÖNÜŞÜ  01-01-1970 03:00 CUMHURİYET İSLAMİ YÖNETİM  ŞEKLİDİR  01-01-1970 03:00 ALLAHIM  01-01-1970 03:00   FİLİSTİN VE İSRAİL GERÇEĞİ  01-01-1970 03:00  CENAB-I HAKK’IN NAZARGAHI  01-01-1970 03:00 MİLLETE ADANMIŞ ÇİLELİ BİR HAYAT  01-01-1970 03:00 FITRAT ÜZERİNE YAŞAMAK  01-01-1970 03:00 GÖNÜLLER DAR OLMASIN  01-01-1970 03:00 BAŞIMIZA GELENLER  01-01-1970 03:00 CANIM VATANIM CANIM TÜRKİYEM  01-01-1970 03:00 AY YOLCULUĞU A.B.D. YALANI  01-01-1970 03:00 SAKIN BUNLARI ALIP YEMEYİN  01-01-1970 03:00 HZ.ÖMER’İN ÖRNEK HAYATI  01-01-1970 03:00 MİLLİ MÜCADELENİN BİLİNMEYENLERİ  01-01-1970 03:00 CANIM VATANIM CANIM TÜRKİYEM  01-01-1970 03:00 SEVAD-I AZAM ve HÜRRİYET  01-01-1970 03:00 HER GÜNE BİR İYİLİK SIĞDIR  01-01-1970 03:00   DÜNYA İMTİHAN DÜNYASIDIR  01-01-1970 03:00 HERŞEY YARADAN HAKKIN EMRİNDEDİR  01-01-1970 03:00 KUR’AN-I KERİM HAYAT REHBERİDİR  01-01-1970 03:00 MİLLİ YARAMIZ VAR  01-01-1970 03:00 GÜL ve ÖMÜR 01-01-1970 03:00 MİLLİ BİRLİK ŞARTTIR  01-01-1970 03:00 HAYAT ÇOK KISA  01-01-1970 03:00 İNSAN ve İNSANIN ÖZÜ  01-01-1970 03:00 KALB’LERE SEVGİ DOLSUN  01-01-1970 03:00 KOSKOCA MEDENİYET PARAM PARÇA  01-01-1970 03:00 DOĞUNUN UYANIŞI İLE BATININ  KORKUSU NİHAYET BAŞLADI   01-01-1970 03:00 HÜRRİYET’İN DEĞERİ  01-01-1970 03:00 ŞEHİTLERE VEFA BORCU  01-01-1970 03:00 KUR’AN-I KERİM HAYAT REHBERİDİR  01-01-1970 03:00 HER GÜNE BİR İYİLİK SIĞDIR  01-01-1970 03:00 HUZUR “İSLAM”DADIR  01-01-1970 03:00 İMAN YOLUNDA DOĞRU OLMAK GEREK  01-01-1970 03:00 TARİH DİYE YALAN YAZILMAZ  01-01-1970 03:00 KAN AĞLAYAN TÜRK DÜNYASI  3.NCÜ ve SON BÖL.  01-01-1970 03:00 KAN AĞLAYAN TÜRK DÜNYASI -2.NCİ BÖL.  01-01-1970 03:00 KAN AĞLAYAN TÜRK DÜNYASI -1 01-01-1970 03:00 GÖZ RAHATSIZLIĞININ PERDE ARKASI 3.NCÜ ve SON BÖLÜM 01-01-1970 03:00 GÖZ RAHATSIZLIĞININ PERDE ARKASI  2.NCİ BÖL.  01-01-1970 03:00 GÖZ RAHATSIZLIĞININ PERDE ARKASI 1.NCİ BÖL.  01-01-1970 03:00 DOĞUNUN UYANIŞI İLE BATININ  KORKUSU NİHAYET BAŞLADI   01-01-1970 03:00 5 BİN YILLIK TARİH DİM DİK AYAKTA  01-01-1970 03:00 KUNDAKTAKİ BEBEKLER ÖLDÜRÜLDÜ  01-01-1970 03:00 YARADANI ZİKRETMEK  01-01-1970 03:00 A ve B TİPİ KİŞİLİKLER  01-01-1970 03:00   KİŞİSEL GELİŞİM ÇOK ÖNEMLİ  01-01-1970 03:00 KELİME-İ ŞAHADET  01-01-1970 03:00 MİLLETLER DEĞERLERİYLE YAŞAR  01-01-1970 03:00 ALLAH’A KULLUK EDEBİLMEK  01-01-1970 03:00 KAPİTALİST SOYGUNLARI  01-01-1970 03:00 KELİME-İ ŞAHADET  01-01-1970 03:00 TEFEKKÜR ve HAYAT  01-01-1970 03:00 AMACINA İYİ SARIL   01-01-1970 03:00 K A Y B E T T İ K  01-01-1970 03:00 TÜRK KÜLTÜRÜNÜ  TANIYALIM  01-01-1970 03:00 HOCALI KATLİAMININ İÇ YÜZÜ   01-01-1970 03:00 KUR’AN İNSANLIĞI YAŞATIYOR  01-01-1970 03:00 MÜSLÜMANLARA  YAPILAN ZULÜM ve İŞKENCELER  01-01-1970 03:00 KORKULARIMIZ  01-01-1970 03:00 AMACINA İYİ SARIL   01-01-1970 03:00 SULTAN ALPARSLAN’IN IŞIK TUTAN SÖZLERİ   01-01-1970 03:00 KUR’AN İNSANLIĞI YAŞATIYOR  01-01-1970 03:00 GENÇLİK KÜLTÜRÜNDEN KOPARILIYOR  01-01-1970 03:00 HUZURU KENDİMİZ KAYBEDİYORUZ  01-01-1970 03:00 VİCDAN ve İNSAN  01-01-1970 03:00 ALLAH’A SITK İLE BAĞLAN BU DÜNYA BOM BOŞ  01-01-1970 03:00 KORKULARIMIZ  01-01-1970 03:00 ÇIPLAK GEZMEK MODA OLDU  01-01-1970 03:00 VİCDAN ve İNSAN  01-01-1970 03:00 ALLAH’A KULLUK EDEBİLMEK  01-01-1970 03:00 ADALETİ YAŞATIN HERKESE  LAZIM   01-01-1970 03:00 HAYAT GERÇEKLERİ  01-01-1970 03:00 KAPİTALİST SOYGUNLARI  01-01-1970 03:00 DÜNYADAKİ “TÜRK” NÜFUSU  01-01-1970 03:00 DEĞİŞİMİN İÇ YÜZÜ  01-01-1970 03:00 HUZURU KENDİMİZ KAYBEDİYORUZ  01-01-1970 03:00 DOĞRULUK ve SAMİMİYET  01-01-1970 03:00 HUZURU KENDİMİZ KAYBEDİYORUZ  01-01-1970 03:00 HAYAT GERÇEKLERİ  01-01-1970 03:00 GENÇLİK KÜLTÜRÜNDEN KOPARILIYOR  01-01-1970 03:00 TOPLUM ÇÜRÜYOR  01-01-1970 03:00 GENÇLİK KÜLTÜRÜNDEN KOPARILIYOR  01-01-1970 03:00       DOĞRULUK ve SAMİMİYET  01-01-1970 03:00 DEĞİŞİRKEN KİRLENİYORUZ  01-01-1970 03:00 VİCDAN ve İNSAN  01-01-1970 03:00   AİLE KÜLTÜRÜ ve HUZUR  01-01-1970 03:00