Gerçek hürriyet, Batılılaşma tuzağında vaat edilen keyfi başıboşlukta değil, mutlak teslimiyettedir: "Hakk'a teslim ol, hürriyete kavuş!". Bu teslimiyet, fertte vicdan istiklali sağlar. İslam'da siyasetin varlığı tartışılmaz; tartışılması gereken tek husus, doğru siyasetin ne olduğudur.
İdeal nizam, Üstad'ın "Yüceler Kurultayı" mefkûresinde billurlaşır. Bu Kurultay, idareyi sıradan halk yığınlarının (binbir başlı mahlûk) eline değil, "fikir çilesinden ve idrak ıstırabından doğan" gerçek aydınlar asalet sınıfına teslim eder. Bir İmam-ı Gazalî'yi sıradan bir çobanla kemmiyet hesabıyla bir tutan rejim, Firavunlar rejimi derecesinde bâtıldır.
Bu mutlak fikre dayalı idare, Müdahalecilik prensibini esas alır. Bu, hem hayvanî ve nebatî hürriyeti hem de ferdî ve nefsanî tasallutların her türlü zalim istibdadını mahkûm eder. Bu sistemde, fert, kendi üzerindeki gözetim hakkını, kendisini kendisinden daha iyi koruyacağına emin olduğu topluluk cihazına teslim eder. Bu müdahalecilik, tırnağın gömülü olduğu eti acıtmaması gibi, zalim ve nefsanî değil, hakikate esaretten başka bir şey olmayan gerçek hürriyetin tecellisidir. Bu tanım, Put Adam’ın şahsî kibrine dayanan, Çankaya'yı "Cinayet, Utanç ve Rezilliğin Merkezi" yapan keyfi diktatörlüğünden kesin bir sınırla ayrılmaktadır.
KÜFÜR YOBAZLARI VE UCUZCULUK HASTALIĞI
Hakikati tesis ettikten sonra, düşmanı, kendi fikri sefaletinin ve ahlaki zaaflarının aynasında görmek gerekir. Düşman cephesi, dışta Batı emperyalizması ve içte ucuzculuk hastalığı ile karakterize edilen bir antitezler yumağıdır.
Batı ve Küresel Köleliğin Anatomisi
Batı medeniyeti, derinliğine inen ruhî bir temele değil, geniş madde planıyla temasta olan "kuru akıl harikasından" ibarettir. O, sığlığına geniş, uçsuz bucaksız maddeyi formüle eden muazzam bir logaritma cetvelidir. Bu medeniyetin ruhu, ekseriyetle "plastik plânda ve dış görünüş kadrosunu aşmayan bir zevk" düzeyindedir.
Bu sığlığa rağmen Batı, Sovyetler Birliği’nin çökmesinden sonra "Yeni Dünya Düzeni" adı altında eski liberalizm ve demokrasi nizamını rakipsiz olarak pazarlamıştır. Bu düzen, Türkiye gibi ülkeleri "parya statüsünde" tutan bir hegemonya sistemidir. Üstad'ın da uyardığı üzere, bu durum "Avrupalı Tuzağı"ndan başka bir şey değildir. Türkiye, Batı'nın ailesinden saydığı bir millet değildir; istediği kadar Batılı olduğunu iddia etsin, Batı ona içinden daima "Ben benim, sen de sen!" diyerek gülmekte ve onu körü körüne taklit etmeye zorlayarak içten tahribini hedeflemektedir.
Kumandan Mirzabeyoğlu, Körfez Krizi örneğiyle bu tuzağın güncel tezahürünü ortaya koyar.
Türkiye'nin "yurtta sulh, cihânda sulh" politikasızlığı , onu dışarıda Batı piyonu olarak değerlendirilmeye mahkûm etmiş, varlık hakimiyetini yitirmesine neden olmuştur. Bu pasifiyet, öz vatanını işgal altında tutan sürüler tarafından idare edilmeye benzetilmiştir.
Ucuzculuk ve İç Hastalıklar
Düşmanın en sinsi cephesi, manevi ucuzculuktur. Üstad'ın tespitiyle, Türk aydını "Doğuyu kaybetmiş, Batıyı da bulamamış olan bu çeyrek münevverler" sınıfıdır. Ucuzculuk, asil olanı soysuzlaştıran bir karaktere sahiptir; Tanzimat’tan beri Türk toplumunun ana hastalığıdır.
Bu ucuzculuk, fikri ve ruhi temelleri olmayan Batı taklitçiliği ile beslenir. Bu tipler, kendilerine "ilerici" derken, aslında "küfür yobazları" olarak en modern yobazlık tipini sergilerler. Bunlar, kendileri hakkında nefs muhasebesine girişmekten kaçınan, anlamadan karşı çıkan ve kelimelerin gelişi gidişinden sahte manalar türeten bön adamlardır.
Düşmanın taktiği, temel meseleleri saptırmak ve tevhid akidesini bozmaktır. Bir adamın zıtlarını muhasebeye çekememesi mazur görülebilir; fakat bu hâlin müdafaacısı olmak, yani sahte denge ve ucuz tesellilerin arkasına sığınmak, "muhasebe edebilene düşmanlık, tek kelimeyle hainliktir". Bu tavizsiz hüküm, düşmanın sadece dış güçler değil, bizzat içerideki fikri korkaklık olduğunu ortaya koyar.
Kavmiyetçilik Sefaleti: Psikolocya
Düşmanın kullandığı diğer bir zaaf noktası, ideoloji zeminine çıkarılamayan kavmiyetçiliktir (ırkçılık). Necip Fazıl'ın diliyle, Türkçülük veya Kürtçülük, "bir ideolocya değil, psikolocya!"dır. Kavmiyetçilik, "çayırda zıplayan bir sıpanın kendi fizik imkânından duyduğu memnuniyetten fazla kıymete değer değildir".
Kavmî asabiyetle ortaya çıkan her ne olursa olsun (Türk, Kürt, Arap, vb.), üstün fikir önünde kıymeti düşer ve "ayağı kırık itten fazla bir değer sahibi değildir". Milliyetçilik, ruhi muhtevada aranmalı, İslâm idealine dayanmalıdır. Aksi takdirde, "Türk-İslâm sentezi" gibi garabetlere düşülür. İslâm, tek tek kavimleri değil, ruhu esas alır. Bu tahlil, düşmanın, Türk ve Kürt arasında çatışma yaratarak Sünni kesimi kendi kontrolü dışına çıkarma ve bu yolla Kemalist rejimi ayakta tutma çabalarını da ifşa eder. Düşman, toplumsal zaafları bir silah gibi kullanmaktadır.
Son söz, fikri ve aksiyonu birleştiren mutlak şuurun ihtarındadır: "Fikri yaşamak, yaşamayı da fikir bilmek lâzım". Hakikate esaretin insanlığına talip olan bu divane nesil, düşmanını bütün katmanlarıyla tanımalı ve ona karşı tavizsiz bir tecrit ve hiciv kavgasıyla fikri sahayı temizlemelidir.
KADİR DAYIOĞLU
BÜYÜKLERE MASALLAR...
Mustafa Cengiz
TARAFTAR TRANSFERİ BEKLİYOR!
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
AÇLIK SINIRI NEDİR, NASIL HESAPLANIR, NEYE YARAR?
VÜSELA ALİ-İLETİŞİM(SİZLİK)
İLETİŞİM KALABALIĞI -2
Mustafa Mete ÖZPINAR
GÜNÜMÜZDE ÜNİVERSİTELER
Ali Rıza Navruz
SADETTİN KAPLAN (Ö:11.06.2016)
Mustafa Göçer
İLERLEYELİM ARKADAŞLAR.
Mustafa Acar
TOROS'UM
Ömer Faruk Kotay
İDDİANIZ OLSUN!
Mustafa Temizer
MİLLETTEN MİLLETE UYARI!