DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Mustafa Mete ÖZPINAR
Mustafa Mete ÖZPINAR
Giriş Tarihi : 24-03-2026 10:18

KALBİMİZDEKİ BAŞKA AKLIMIZDAKİ  BAŞKA   

Hasret ve hararetle aranmayan; içerisinde dil, din, ırk, renk, mezhep ayırmaksızın kainatın yaradılış sebebi olan sevgi ve merhameti barındırmayan ve hatta bunları öteleyip ötekileştiren bir algıyı kendi tekelinizden haykırsanız da, “hakikat” olarak göremezsiniz.

Çünkü bu, cennetperestliği ihsanın önüne çeker ve “taraf olma” algısını beslediği için yeryüzünü “herkes için” cennet kılma idealini katleder. 

Köylünün biri bir sıkıntısını danışmak için İmam Ebu Hanife’nin ders verdiği mescide gelerek içeri girer.

O esnada namaz kılınmaktadır.

Hemen İmam’ın arkasında saf tutar ama az sonra aklına eşşeği gelir.

Zihninde binbir endişe eşşeğin yularını sağlam bağlayıp bağlamadığı meşgalesi ile namazını tamamlar.

Namaz biter ama, adam namazın hakkını eda edememiş olmanın üzüntüsü içinde iki büklüm olmuştur. 

Çekilen tesbih, edilen dualardan sonra sıra sohbet faslına gelir ve bizim adamcağızın namazda yaşadığı sıkıntı, anlatmak için geldiği derdinden baskın çıkar ve İmam’a sorar; 

“Kapıda bir tane eşşeğim var, namaz bitene kadar aklım onun yularını sağlam bağlayıp bağlamadığım ile meşgul oldu.

İçeri girerken gördüm, senin ise kapıda bir düzine atın var. Ben bir eşşeğin derdi ile namazımın hakkını eda edememişken, sen onca atın varken nasıl kıldırdın namazı?” 

İmam tebessüm eder ve cevap verir; 

“Sen eşşeğini gönlüne bağlayıp mescide gelmişsin, biz ise bineklerimizi gönlümüze değil, kapıya bağladık” 

İrfani bir bakışı gözümüzün de gönlümüzün de içine sokan bu yaşanmışlığın verdiği mesaj bence çok net; 

“Konuşmak dilin, salih amel halin, iman ise kalbin işi” 

Yani bunlar tam olursa kişi, kalplere nüfuz ediyor.

Ama biz bunların “nereye”sini bırakmış “nasıl”ına karar vererek, işin sadece konuşma kısmındayız sanki. 

Zira; siyasetçimiz, arifimiz, alimimiz, tüccarımız, dervişimiz, imamımız, hocamız; bilenimiz, bilmeyenimiz, görenimiz, görmeyenimiz, duyanımız, duymayanımız velhasılı kelam herbirimiz hiç durmadan konuşuyor, konuşuyor, konuşuyoruz. 

Karşıya karşıya olduğumuz problem(ler)in ne kadar büyük olduğunu siyasetçimizin ses tonunun ne kadar yüksek olduğundan; arifimizin hiçbir şey bilmediğini, bizim bilmemiz gerekeni değil, kendi bildiği herşeyi ifade etmek için çırpınışından anlıyoruz.

Alimimiz ne zaman ‘ol’maktan bahsetse, dudağından dökülen sözler ne kadar olamadığını itiraf ediyor sanki. 

Çünkü, kalbimiz başka söylüyor, aklımız başka.

İmanımız başka bir yere çağırıyor, yaşadığımız zaman başka bir yere. İçimiz bizi ölümle doğulacak olan bir hayatın hazırlığına davet ediyor, dışımız ölümü hiç hatırlamadan gününü gün etmenin davetçisi.

Kimsenin kimseye el uzatası yok, derdiyle dertlenesi yok, itimadı yok. Kriz geçirip son nefesini vermek üzere olan hastanın kalbine masaj yapmayı bırakmış saçlarını taramakla meşgulüz. 

Bilinmeyen bir zamanda bilinmeyen bir mekânda toplanmış ve bir anlaşmaya bilmeden hep birlikte imza atmış gibi konuşmalarımızın hemen tamamı ise “eleştiri” üzerine.

Aksaklıkların, eksikliklerin, yanlışların, acıların, gözyaşlarının sebebi olanlar da; elini ve yüreğini taşın altına sokup bir şeyler yaparak bunları düzeltebilecek olanlar da sadece “eleştiriyor”. 

Mazlumu,zulme rızası olmayanı, hak ettiğini alamayanı, duyduğu bir zulmü duyurmak isteyeni, hak edilenin hak edene verilmediğini görenip dillendireni, yanlış giden birşeyleri düzeltmek isteyeni anlıyorsunuz ama, adaleti tesis etmesi gerekenin, hakkı inşa etmesi için görevli olanın, haksızlığa yol açanın da eleştirmesi aklımın midesini bulanıyor. 

Tahammülünüzü aşan bu tabloyu eleştirmenin adı ise ihanet, az ileride bizi bekleyen muhtemel tehlikeyi ifade etmenin fitne, gerçeği söylemenin adı sadakatsizlik oluyor ve toplum; birleşmesi, kenetlenmesi gereken konularda ayrışıp milyon parçaya bölünerek, sevgi ve itaat kavramlarını “paket menü” haline getiriyor. 

Böylece hak, hukuk, adalet, hakkaniyet kavramları “taraf” haline geliyor. Bu taraftarlık algısı bilgiyi değil, duyguyu harekete geçiriyor. Yani “taraf” olan, ya sevdiğine itaat ediyor ya da itaat ettiğini sever hale geliyor. 

Sonuçta da bilgi ve duygu birlikteliği ile ibret ve irfana uzanmamız gerekirken; mağdur ola ola gönüllerde bulduğumuz karşılığı mağdur ede ede yitiriyor; uğradığımız zulümlerle kurduğumuz adalet  mevzilerini yaptığımız adaletsizliklerle yıkıyoruz. 

Oysa ki Kitabullah’ın işaret ettiği “salih” kul; bir yüzüyle sulha öbür yüzüyle ıslaha bakan kuldur ve Rahman ancak onları yeryüzünün mirasçıları ilan etmiştir.  

Bu yüzdendir ki topluma onların mevcut ihtiyaçlarını gözetmeden rağbet ettikleri şeyleri verip “adam olmaya” değil, “kendilerine” çağıran ama sulhu gözetmeyen ıslahçılar veya ıslah derdi olmayan sulhçular “salih” olma misyonunu elde edemezler, edemeyeceklerdir de.  

Bu nedenle hasret ve hararetle aranmayan; içerisinde dil, din, ırk, renk, mezhep ayırmaksızın kainatın yaradılış sebebi olan sevgi ve merhameti barındırmayan ve hatta bunları öteleyip ötekileştiren bir algıyı kendi tekelinizden haykırsanız da, “hakikat” olarak göremezsiniz. Çünkü bu, cennetperestliği ihsanın önüne çeker ve “taraf olma” algısını beslediği için yeryüzünü “herkes için” cennet kılma idealini katleder.

Geriye ise doğamayacak ve zaten ölü olan bir fetüsün doğum sancısı kalır. 

İşte bugünkü “eleştiri” kültürümüz de, bu “ölü fetüs” üzerinden hayat buluyor. Zira “bilgiyi eşitleme” çabası içinde, “duyguda birlikteliği” erteliyoruz. 

Tarihimize baktığımızda bunun en bariz örneğini “Alevi-sünni” çekişmesinde görebiliyoruz.

Son bin yıllık tarihimiz içinde yazılı ve sözlü ekola baktığımızda, yazılı ekolün savunucusu olan “sünnilik”, bilgiyi kutsadığı için; sözlü ekolün savunucusu olan “Alevi”lik de “duygu”yu kutsadığı için bu kavga yüzyıllardır devam ediyor. Çünkü sünniler bilgide, Aleviler ise duyguda birlikteliği sağlamaya çalışıyorlar. 

Biz ise duygusal birliğin bilgisel birlikteliği de beraberinde getireceğini yazık ki atlıyor; bilgide müşterek kalamadığımız için de “ötekini” eleştiriyoruz. 

Sadece verdiğim bu örneği toplumsal tüm sorunlarımıza uyarlayın, ne demek istediğimi gayet net anlayacaksınız. 

“Ben” ve “sen” kavgasının tek sebebi bu; çünkü, kimse ilke ve hakkaniyet kantarına tek başına çıkmak istemiyor. Bu yüzden de herhangi bir çocuğun “benim babam senin babanı döver” tarzı üzerine bina ettiğimiz konuşma kültürümüze nispet kıldığımız atalar, önderler, isimler üzerinden avunarak hayatımızı da, dünyayı cennete çevirme idealimizi de, yegane kurtuluş şansımızı da “eleştiri” üzerinden heba ediyoruz. 

Peki eleştirmeyecek miyiz? 

Tabi ki eleştirelim, zira eleştirinin olmadığı yerde “putçuluk” başlar; ama eleştiri yaparken eleştirdiğimiz şeylerin “neresindeyiz”, savunduğumuz değerleri “ne kadar yaşıyoruz?”; “içinde yaşadığımız dünyada haykırdığımız gerçekleri, içimizde yaşattığımız dünyada yaşatabiliyor muyuz?” durup bakmak gerekiyor. 

Bunu yapabildiğimiz zaman; belki içimizden süzüp damıttığımız hakikatler, içinde yaşadığımız dünyayı dönüştürmeye yetmeyecek ama hiç olmazsa yaşadığımız dünyayı kendimize ait bir yanlıştan kurtarmanın hazzını yudumlayacak; “ne yanlışım var ki beni eleştiriyorlar” demek hamlığından; “nerede nasıl bir yanlış yaptım ki, beni kimsecikler eleştirmiyor” olgunluğuna erişmiş olacak; dostu düşmandan, seveni sevmeyenden, eleştiriyi hakaretten, ikazı temenniden ayırabilecek marifete ereceğiz. 

Bu sayede dilimiz halimizi yalanlamayacak, kalbimizle aklımız birbiriyle anlaşacak, herkesin içinde yapamadığımızı bir başımızayken de yapmayacağız ve yapmayanın “yap” demeye, yürümeyenin “yürü” demeye, okumayanın “oku” demeye, gönül incitenin “incitme” demeye hakkı kalmayacak. 

Öyleyse; dert anlatmak istiyorsak halimizi güzelleştireceğiz ki; sözümüz kalplere işlesin.

Konuşmakla olmuyor zira bu işler.

Marifet konuşmakta olsaydı, her cuma vaazı dinleyenlerin irşadıyla ülkede “günah” diye bir şey kalmazdı veya hitabet için fiyakalı cümle şart olsaydı Firavun Musa’sız kalırdı. 

Peki ne yapalım? 

İlla bişeyleri eleştirmemiz gerekiyorsa kendimizden başlayalım bu işe. 

Ne için yaratıldığımızı; içinde yaşadığımız dünyaya, içimizdeki dünyayı yaşatmak için geldiğimizi fark edelim. Allah’ın rahmetini kaybetme korkusunu, adalet duygusunu, vicdan sızısını, emanet şuurunu diriltelim içimizde ve soralım kendimize; 

En son ne zaman bir fakirin karnını doyurdun? 

Bir yetimin yüreğinde en son ne zaman tebessüm olabildin? 

Bir kardeşinin derdiyle kendi derdin gibi ne zaman dertlendin?  Cebine ve imkânına bakmadan gelecek vaad eden bir öğrencinin yokuna en son ne zaman “var” olabildin? 

Sırtındakini çıkarıp üşüyen bir garibe ne zaman giydirdin? 

Cebinde kalan son parayı bir ihtiyaç sahibine verdiğin anda kalbine yayılıveren sımsıcak muhabbetle en son ne zaman hasbihal ettin?  Herkes bunu yaparsa ne mi olur? 

Merhamet ve sevgide sel gibi olacak; önümüze çıkan kim varsa kucaklayacağız öz kardeşimizi gibi; veya mümin kâfir, canlı cansız bütün yaratılmışa ısısından ve ışığından asla ayırmadan ve esirgemeden sunan güneş gibi ısıtacağız yürekleri. 

Biri gelip de her şeyi yeniden güzel ve doğru etsin diye bir “kurtarıcı” beklemeyeceğiz. Bir siyasetçi gelip düzeltmeyecek ülkeyi, bir arif çıkıp hakkını iade etmeyecek hakikatin, bir yazar yazdığı kitapla yeni baştan örmeyecek gökkubemizi. 

Biz, (ama her birimiz) bilgi- duygu birlikteliği içinde iyiyi bilip, doğrunun uğrunda can verecek erdeme eriştiğimiz için; içimizden çıkan siyasetçi de düzgün olacak, patron da Allah’tan korkacak, müteahhit de vebal diyecek, öğretmen de ibadet eder gibi ders anlatacak, doktor da hastasını emanet bilecek, hakim de istikbali pahasına adaleti savunacak. Tüm bunlar bizi bu dünyaya gönderiliş gayemize yeniden kavuşturacak; içimizdeki dünyaya cennet kokusu aldırdığımız için yaşadığımız dünya da cennete dönecek! 

Farkında olabilme temennisiyle. 

 

 

Mustafa Mete ÖZPINAR

Mustafa Mete ÖZPINAR

DİĞER YAZILARI KUR’AN-I KERİM’DE OLMAYANLAR  MAHŞERDE ŞAHİDİMİZ BEDENİMİZ OLACAKTIR   İSRAİL YOK OLMAKTAN KORKMAYA BAŞLADI  GENÇLİĞE SAHİP ÇIKIN DAĞILIYOR  RAHMET-MAĞFİRET-KURTULUŞ  BELEDİYE BARONLARI  SADAKAT ve MUTLU AİLE NİĞMETTİR  HANTAVİRÜS SEMPTOMLARI YAYILIYOR  MUTLULUĞU ÇOK ÖZLEDİK  ÇÖL TOZU TÜRKİYEYE YAYILMAYA BAŞLADIMI? İSLAM ŞİİRİ  SUSKUNLUK YOLUNDA SESSİZ ÇIĞLIKLAR VAR  TÜRKİYE’NİN SİLAH İMPARATORLUĞU GÜÇLENİYOR  KURBANDA DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR  VE DOĞRULAR   TÜRKİYE  DÜNYA BASINININ DİLİNDE  DÜNYANIN KALBİ YAVAŞLIYOR TÜM DENGELER BİR ANDA ALTÜST OLACAKMIŞ  MAYISTA TÜRKİYEYE KAR GELİYOR  VATAN UĞRUNA CAN VERENLER  500 TONLUK ÖLÜMLER BAŞLADI  MÜSLÜMANLAR YENİDEN MÜSLÜMAN OLMALI  DÜNYA SİYASETİ DEĞİŞİYOR  TARİHİ GERÇEK İRANDA TÜRK HAKİMİYETİ  BİR MİLLETİN KADERİNİ VİCDANI BELİRLER  TÜRKİYEDE DEĞERLER SİSTEMİ ÇÖKTÜ  İNSANLIK VEDA HUTBESİNİ ARIYOR  .B.D. NİN KORKUSU: MİLLİYETCİLİK   DEVLET ve TOPLUMU BEKLEYEN TEHLİKELER  EĞİTİME YÖN VERMEK GEREK  ALLAH’IN YARDIMI  MARAŞTA OKUL BASKINI 9 ÖLÜ 20 YARALI  İNSANLIĞI MAHVEDEN İLLET  YOLSUZLUK YAPAN ÇALAN ÇARPAN ALÇAKTIR  CANİ İSRAİL’İN  BİLİNMEYEN MASKESİ  TÜRKİYENİN MAARİF MODELİ  İNSAN OLMAK- OLABİLMEK  VİCDANIN YÜKSELİŞİ  ŞEREFLE BİTİRİLMESİ GEREKEN EN AĞIR GÖREV HAYATTIR   1.NCİ KÖRFEZ SAVAŞINDAN BUGÜNLERE  İRAN’A SALDIRI  ORTADOĞUYA SALDIRIDIR  İSLAM PEYGAMBERİ  KANOLA YAĞI NEDİR FAYDALARI ZARARLARI NELERDİR  GAZETECİYE ZULÜM EDİLMEZ   CANLAR KATLEDİLİYOR DÜNYA HALEN SUSUYOR    FAİZ KISKACINDA BATIYORLAR  EVDEKİ BEREKETİ ÇOĞALTMANIN EN GÜZEL YOLU   İSLAM  TÜRK MİLLETİ ve TÜRKİYE  ÇOK AKILLI OLMALIDIR  İRAN’A SALDIRANLAR ORTADOĞU HAYALİ İÇİNDE   VİCDANIN YÜKSELİŞİ  TÜRK’ÜN ÇANAKKALE GURURU   İSLAM ALEMİNİN BAYRAMI HAYIRLARA VESİLE OLUR İNŞAALLAH   İNSAN OLMAK- OLABİLMEK  BİR BAYRAMA DAHA UYANACAĞIZ    KADİR GECESİ'NİN  ANLAMI ve ÖNEMİ   EĞİTİM ve ÖĞRETİMİN NERESİNDEYİZ  DUALARIMIZI KABUL EYLE  YARABBİ   ORUCUN FAZİLETİ  PUTLARIN Z E K A T  İRAN’A SALDIRI  ORTADOĞUYA SALDIRIDIR  İSLAMİYET KAİNATA GÖNDERİLDİ  KUL HAKKI ÇOK ÖNEMLİ  MANEVİYAT ve SAĞLIK BULUŞUYOR  TÜRK KÜLTÜRÜNÜ TANIYALIM  İSLAMDA MANEVİYATIN DEĞERİ  YOBAZLIK NEDİR NASIL OLUR? HAKİMİYET ve DEMOKRASİ  İSLAMİYET KAİNATA GÖNDERİLDİ  MÜNAFIKLIK ve KÜFÜR YOLLARI   İSLAM ALEMİNİN YENİDEN MÜJDECİSİ   HAYATIMIZI MANEVİYATLA SÜSLEMEK  RAMAZAN’IN ÖNEMİ  RAHMET PINARINI YAŞAMAK  NEFİSLERİ İSLAH ETMEK   FAİZ NASIL DOĞDU KİM İCAD ETTİ? HZ.NUH’UN GEMİSİNİ YÜZDÜREN SU  TÜRKİYE’NİN YERLİ ÜRETİM GÜCÜ  TÜRKİYE’DE DİN EĞİTİMİ  YARADILIŞTAKİ MÜKEMMELLİK  NEREYE SÜRÜKLENİYORUZ BELLİ DEĞİL  DOĞRULUKTAN AYRILMA   AMERİKANIN YAPTIĞI KATLİAMLAR  İSLAMDA SÜNNET YOKTUR DİYENLER OKUSUN  DÜŞMANLARIMIZ DEĞİŞİYOR  RAMAZAN GELİYOR ÇOK ŞÜKÜR  İNSAN, İNSANI KISKANMAMALI   PARANIN ALAMAYACAĞI GÜÇLER  BAKIŞ AÇINI DEĞİŞTİR  HAYATIN DEĞİŞSİN   GERÇEK VATAN SEVGİSİ NASIL OLMALI  AMENTÜ’NÜN ÖNEMİ  VATAN SEVDASI  İNSANLIĞA ÜÇ MESAJ  DUA HALİNDE BİR ÖMÜR  EĞİTİMLE GÜZELLEŞEN HAYATIMIZ  DEPREMİN ÖTEKİ YÜZÜ  İNSANIN İBLİS HALİNE DÖNÜŞÜ  CUMHURİYET İSLAMİ YÖNETİM  ŞEKLİDİR  ALLAHIM    FİLİSTİN VE İSRAİL GERÇEĞİ   CENAB-I HAKK’IN NAZARGAHI  MİLLETE ADANMIŞ ÇİLELİ BİR HAYAT  FITRAT ÜZERİNE YAŞAMAK  GÖNÜLLER DAR OLMASIN  BAŞIMIZA GELENLER  CANIM VATANIM CANIM TÜRKİYEM  AY YOLCULUĞU A.B.D. YALANI  SAKIN BUNLARI ALIP YEMEYİN  HZ.ÖMER’İN ÖRNEK HAYATI  MİLLİ MÜCADELENİN BİLİNMEYENLERİ  CANIM VATANIM CANIM TÜRKİYEM  SEVAD-I AZAM ve HÜRRİYET  HER GÜNE BİR İYİLİK SIĞDIR    DÜNYA İMTİHAN DÜNYASIDIR  HERŞEY YARADAN HAKKIN EMRİNDEDİR  KUR’AN-I KERİM HAYAT REHBERİDİR  MİLLİ YARAMIZ VAR  GÜL ve ÖMÜR MİLLİ BİRLİK ŞARTTIR  HAYAT ÇOK KISA  İNSAN ve İNSANIN ÖZÜ  KALB’LERE SEVGİ DOLSUN  KOSKOCA MEDENİYET PARAM PARÇA  DOĞUNUN UYANIŞI İLE BATININ  KORKUSU NİHAYET BAŞLADI   HÜRRİYET’İN DEĞERİ  ŞEHİTLERE VEFA BORCU  KUR’AN-I KERİM HAYAT REHBERİDİR  HER GÜNE BİR İYİLİK SIĞDIR  HUZUR “İSLAM”DADIR  İMAN YOLUNDA DOĞRU OLMAK GEREK  TARİH DİYE YALAN YAZILMAZ  KAN AĞLAYAN TÜRK DÜNYASI  3.NCÜ ve SON BÖL.  KAN AĞLAYAN TÜRK DÜNYASI -2.NCİ BÖL.  KAN AĞLAYAN TÜRK DÜNYASI -1 GÖZ RAHATSIZLIĞININ PERDE ARKASI 3.NCÜ ve SON BÖLÜM GÖZ RAHATSIZLIĞININ PERDE ARKASI  2.NCİ BÖL.  GÖZ RAHATSIZLIĞININ PERDE ARKASI 1.NCİ BÖL.  DOĞUNUN UYANIŞI İLE BATININ  KORKUSU NİHAYET BAŞLADI   5 BİN YILLIK TARİH DİM DİK AYAKTA  KUNDAKTAKİ BEBEKLER ÖLDÜRÜLDÜ  YARADANI ZİKRETMEK  A ve B TİPİ KİŞİLİKLER    KİŞİSEL GELİŞİM ÇOK ÖNEMLİ  KELİME-İ ŞAHADET  MİLLETLER DEĞERLERİYLE YAŞAR  ALLAH’A KULLUK EDEBİLMEK  KAPİTALİST SOYGUNLARI  KELİME-İ ŞAHADET  TEFEKKÜR ve HAYAT  AMACINA İYİ SARIL   K A Y B E T T İ K  TÜRK KÜLTÜRÜNÜ  TANIYALIM  HOCALI KATLİAMININ İÇ YÜZÜ   KUR’AN İNSANLIĞI YAŞATIYOR  MÜSLÜMANLARA  YAPILAN ZULÜM ve İŞKENCELER  KORKULARIMIZ  AMACINA İYİ SARIL   SULTAN ALPARSLAN’IN IŞIK TUTAN SÖZLERİ   KUR’AN İNSANLIĞI YAŞATIYOR  GENÇLİK KÜLTÜRÜNDEN KOPARILIYOR  HUZURU KENDİMİZ KAYBEDİYORUZ  VİCDAN ve İNSAN  ALLAH’A SITK İLE BAĞLAN BU DÜNYA BOM BOŞ  KORKULARIMIZ  ÇIPLAK GEZMEK MODA OLDU  VİCDAN ve İNSAN  ALLAH’A KULLUK EDEBİLMEK  ADALETİ YAŞATIN HERKESE  LAZIM   HAYAT GERÇEKLERİ  KAPİTALİST SOYGUNLARI  DÜNYADAKİ “TÜRK” NÜFUSU  DEĞİŞİMİN İÇ YÜZÜ  HUZURU KENDİMİZ KAYBEDİYORUZ  DOĞRULUK ve SAMİMİYET  HUZURU KENDİMİZ KAYBEDİYORUZ  HAYAT GERÇEKLERİ  GENÇLİK KÜLTÜRÜNDEN KOPARILIYOR  TOPLUM ÇÜRÜYOR  GENÇLİK KÜLTÜRÜNDEN KOPARILIYOR        DOĞRULUK ve SAMİMİYET  DEĞİŞİRKEN KİRLENİYORUZ  VİCDAN ve İNSAN    AİLE KÜLTÜRÜ ve HUZUR 
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1GALATASARAY3477
  • 2FENERBAHÇE3474
  • 3TRABZONSPOR3469
  • 4BEŞİKTAŞ3460
  • 5RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ3457
  • 6GÖZTEPE3455
  • 7SAMSUNSPOR3451
  • 8ÇAYKUR RİZESPOR3441
  • 9TÜMOSAN KONYASPOR3440
  • 10KOCAELİSPOR3437
  • 11CORENDON ALANYASPOR3437
  • 12GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ3437
  • 13KASIMPAŞA3435
  • 14NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ3434
  • 15İKAS EYÜPSPOR3433
  • 16HESAP3432
  • 17ZECORNER KAYSERİSPOR3430
  • 18MISIRLI3430
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
BURÇ YORUMLARI
  • KOÇ
    Koç Burcu
  • BOĞA
    Boğa Burcu
  • İKİZLER
    İkizler Burcu
  • YENGEÇ
    Yengeç Burcu
  • ASLAN
    Aslan Burcu
  • BAŞAK
    Başak Burcu
  • TERAZİ
    Terazi Burcu
  • AKREP
    Akrep Burcu
  • YAY
    Yay Burcu
  • OĞLAK
    Oğlak Burcu
  • KOVA
    Kova Burcu
  • BALIK
    Balık Burcu
ANKET OYLAMA TÜMÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA