Gazetecinin Bileğinde Kelepçe olmamalı..
Bir gazeteci; bu ülkenin kamu düzenini, kolluk refleksini ve devlet dilini ve ölçüsünü bilen bir basın mensubu kıymetli insandır.
Geçtiğimiz günlerde basın hizmeti verdiği ofisinin önünde çıkan olayları haberleştirmek için gittiği olay yerinde sergilediği soğukkanlı ve uzlaşmacı tavra rağmen yere yatırılıp ters kelepçeyle gözaltına alınan bir gazeteci kardeşimiz, bireysel bir hatanın, karmaşa anında yaşanan yanlış anlamalarla büyüyerek kırıcı bir müdahaleye dönmesine maruz kalmıştır.
Ayıp yazık günah…
Bir gazetecinin sokakta olup biteni görüntülemesi, sadece mesleki değil, anayasal bir görevdir.
“Ben gazeteciyim” diyen birine, basın kartı cebinde olmasa da, devletin şefkatle yaklaşması gerekir.
O ifade bir “kimliktir”.
Gazeteciye karşı orantısız güç kullanılması, yalnızca bir bireye yönelmiş müdahale değil; toplumun bilgiye erişme hakkına, halkın gerçeği öğrenme özgürlüğüne yapılan bir baskıdır.
Şunu da teslim etmek gerekir:
Polislik zor bir meslektir.
Geçtiğimiz haftalarda bir Festival sırasında yaşanan üst üste bıçaklı yaralama vakaları ve bir polisin saldırıya uğraması, sahada çalışan emniyet görevlilerinin psikolojisini doğrudan etkilemiş olabilir.
Emniyet personelinin büyük baskı ve stres altında çalıştığı gerçeği yadsınamaz.
Ancak bu stres, sahadaki her yurttaşı potansiyel tehdit gibi görme refleksine dönüşmemelidir.
Çünkü polis teşkilatımız, yalnızca silahla değil; eğitimle, sosyolojiyle ve psikolojiyle donatılmış bir yapıdır.
Eğitim bu gibi kritik anlarda ölçüyü korumak içindir.
Olay sonrası İl Emniyet Müdürlüğü’nün ve ilgili birim amirlerinin konuya hızla müdahil olması;
Gazeteci Recep Yazgan’a geçmiş olsun ziyaretinde bulunan gazeteciler cemiyetlerinin ve siyasi temsilcilerin sergilediği birlik ve duyarlılık, Samsun ve demokrasi adına önemli bir kazanımdır.
Yanlışı sahiplenmeden, doğruda birleşebilmek bir yönetim erdemidir.
Bu anlamda hem mesleki hem idari sorumluluğun devreye girmesi, toplumsal vicdanın yara almasının önüne geçmiştir.
Unutulmamalı bir Gazeteciye uzanan her kelepçe, yalnızca bileğe değil; toplumsal hafızaya vurulmuş bir darbedir.
Özgür basın, demokratik toplumun en temel denge unsurudur.
Eğer gazeteciler sokakta, olay yerinde, kamusal alanda kendini güvende hissetmiyorsa; orada basından önce hukuk düzeni tedirgindir demektir.
Bu olayın ardından soruşturmalar başlatıldı, görevden uzaklaştırmalar yapıldı.
Ancak esas çözüm, kalıcı sistemsel reflekslerin oluşturulmasında yatıyor.
Recep Yazgan’ın yaşadığı bu olay, benzerlerinin yaşanmaması için bir dönüm noktası olasını diliyorum.
Gazeteciye uzanan her kelepçe, özgür haberciliğe vurulmuş prangadır.
Bu pranga çözülmeden ne demokrasi güçlenir, ne toplum özgürleşir.
Bunu unutmayalım. “Gazetecinin sustuğu yerde adalet susar.
Adaletin sustuğu yerde millet körleşir.”
Ali İhsan Öztürk
İHSAN DÜŞÜNMEDEN EDEMİYOR
KADİR DAYIOĞLU
DEĞER MİYDİ YANİ?
Mustafa Cengiz
YEŞİL-BEYAZ 6 PUAN DAHA YAZ!
Ali Rıza Navruz
ŞİMDİ DUR...
Mustafa Mete ÖZPINAR
İLAHİ HESAP ve SAĞLAM İMAN
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
KAYSERİ'DE GEÇEN AY SATILAN KONUT RAKAMI
Mehmet Arpa
NEYİ KAYBETTİK? HER ŞEY NEDEN GRİLEŞTİ?
İhsan Görücü
KENDİNİ ARlNDlRMAYAN BAŞKASlNI ARINDlRAMAZ
Mustafa Göçer
ÇALIŞKAN OLMALIYIZ VE HEP BİRLİKTE ÖDEMELİYİZ
Nilgun Batıyeli
Siyasetçi, Satıcı ve Haberci: Yalanın Üç Hali