TATVAN ÇAĞLAYAN İLKOKULU ANILARIMDAN (1)
Bu ilginç anım birkaç bölüm daha devam edecektir.
Çağlayan mahallesi, Tatvan’a yaklaşık iki kilometre uzaklıkta bir mahalleden daha çok köy gibi bir yerdi. İki derslanenin arasında yaklaşık dört metre kare bir bölümü vardı.
Tatvan ile mahalle arasındaki ulaşım, belediyenin küçük bir dolomuşı ile bir sabah, bir de akşam olmak üzere iki kere sefer yaparak oluyordu.
Arıdağı Köyü İlkokulu müdürü iken geçirdiğim bir soruştumada can düşmanım müfettiş Giresunlu Abdullah Yıldız, raporunda sürgün edilmemi istemiş, çok samimi olduğum Bitlis İl Milli Eğitim Müdürü sayın Nazmi Barut, eşimle birlikte tayinlerimizi Çağlayan İlkokulu’na yapmıştı. Sürgünümüz için rapor veren müfettiş, atamamın yapıldığı bölgede yine grup başkanlığındaydı. Tayinlerimizin yapıldığını öğrenince, daha biz göreve başlamadan okula giderek okul müdürü Mahmut Akçınar’a şöyle demiş:
— Okuluna Ahmet Karaaslan adında bir öğretmen atandı, çok dikkat edilmesi gereken biridir. Sürekli dersleri aksatır, görevini istenilen biçimde yapmaz. Eğer sen onun yanlışlarına göz yumarsan seni da yakarım…
Kendisi de ülkücü görüşte olan okul müdürü, benim de ülkücü görüşte olduğumu öğrenince müfettişin kendisine söylediklerini bana aktarmıştı
Havalar soğudukça ulaşımda güçlükler çekmeye başladık. Tek başına olsam, her şartta yürüyerek de gidebilidim. Eşim, okula gidiş ve dönüşlerde hızlı yürüyemiyor, kalbi çarpmaya başlıyordu.
İl Milli Eğitim Müdürü Nazmi Barut’u, Tatvan’ın çarşısında görünce ona biraz sitem ettim, arkasından tayinlerimizin Uluer İlkokulu’na yapmasını istedim.
Nazmi Barut:
— Ahmet, senin tayinini yapamam, ama hoca hanım bir dilekçe ile başvursun da tayinini yapayım.
Bu söz üzerine derhal bir dilekçeyi yazarak eşimin tayininin Uluer İlkokulu’na yapılmasını istedik.
Eşimin tayini yapılmadan önce Cumhuriyet Bayramı töreni vardı.
Tatvan’da on üç tane İlkokul vardı. En küçüğü ve az kadrosu olan Çağlayan İlkokulu’ydu. Cumhuriyet Bayramı töreni, ilçenin ana caddesi üzerinde yapılıyordu. Sıkıyönetim olduğu için törende çok katı kurallar belirlenmişti. Tören günü de hava çok soğuktu, buna rağmen “hiçbir öğretmen kaban giymeyecek, bayanlar da çanta ve şemsiye taşıyamayacaktı. Onlar da protokolün önünden asker gibi geçeceklerdi; herkes, koyu takım elbise giymek zorundaydı....”
Okulların çoğundaki bayanlar, müdürleriyle anlaşarak protokolün arkasından geçtiler. Çağlayan İlkokulu müdürü Mahmut Akçınar da eşime: “Hoca hanım, istersen sen de protokolün arkasından dolaşarak geçebilirsin” deyince, eşim de diğer bayanlar gibi protokolün arkasından geçmişti.
Kasım ayının ilk günlerinde eşimin tayini Uluer İlkokulu’na yapıldı. Oğlum Alparslan da aynı okulda ana sınıfına başlayınca ailece biraz rahatlamıştık.
Bu atamada okul müdürü Mahmut Akçınar’ın da tayini, kendi isteği ile Tatvan-Ahlat arasındaki Kıyı Düzü Köyü’ne çıktı. Okul müdürünün tayini çıkınca ben ve Adıyamanlı Mehmet Pirinç ile iki öğretmen kalmıştık. Mehmet’ten daha kıdemli ve yöneticilikte tecrübem nedeniyle Mahmut Akçınar, müdürlüğü bana devretmek istedi, mesai saatleri içinde okulda bulunamadığım zaman, müfettişler ile başım belâya gireceğini düşünerek almadım. Tüm işlerinde Mehmet’e yardım edeceğime söz verdim. Mehmet Pirinç, “ben müdürlükten anlamam” diye diretmesine rağmen onun üzerine yıktık. Okula Nail Topbaş adında Afyon Çay’dan bir öğretmen atandı.
Mehmet, dört ile beşinci sınıfları, ben de birinci sınıfı alıp sabahçı, Nail de ikinci ve üçüncü sınıfları alarak öğleci olduk.
Bir gün, okuldan eve geldiğimde eşimin morali çok bozuktu. Abdullah Yıldız’ın gelerek “Cumhuriyet Bayramı töreninde protokol önünden geçmediği” hakkında savunmasını istediğini söyledi. Hiçbir kimseden şikâyet olmadığı halde, Müfettiş Abdullah Yıldız törende, beni ve eşimi gözetleyip kusur aramaya gelmişti. Diğer on iki okulun bayan öğretmenleri arasında tek yanlış yapan eşim miydi!..
Bunu şikâyet ederek, muhakkikliğini de üzerine alıp gelmiş, acizliğin ve alçaklığın bu kadarı şeytanın bile aklına gelmezdi!
Eşim, önce müfettişi reddetmiş.
Müfettiş:
— Hoca hanım, sana savunma vermiyorum, seni müfettiş olarak tanımıyorum diye yaz...” diye ısrar ediyormuş.
Eşim:
— Seni müfettiş olarak tanımıyorum, senin bize düşmanlığın var. Sana savunma vermiyorum, seni müfettiş olarak tanımıyorum... deyince
Müfettiş de okul müdürü Kadir Ayber’i şahit tutup, “Beni, millî eğitim müdürünü, valiyi reddediyor...” diye tutanak hazırlarken Kadir Ayber, devreye girerek Sema’ya ifade vermesini rica etmiş.
Sema savunmasında törende protokolün önünden geçtiğini, iddianın yalan ve uydurma olduğunu yazmıştı.
Olaydan ilköğretim Müdürü Selahattin Menteş’in haberi olmuş, Sema’yı çağırarak ondan bilgi aldıktan sonra:
— Sen hiç merak etme hoca hanım, onlar bu iddiayı ispat edemezler, diyerek eski müdür Mahmut Akçınar’ı telefon ile arayarak; Sema’nın protokol önünden geçtiği yolda ifade vermesini tembihlemişti.
Geriye bir Mehmet Pirinç kaldı. Ona da ben söyleyince iddiayı ispat edecek, olaya şahit olan kimse kalmadı... bundan sonra müfettiş kazdığı kuyuda boğulacaktı.
Bir gün Abdullah Yıldız, Mehmet Pirinç’e bir pusula göndermişti. Pusulada şöyle yazıyordu:
“Sayın Mehmet Pirinç,
Çağlayan İlkokulu Müdür yetkilisi
Ben, Mehmetçik ya da Tuğ İlkokulu’nda olurum. Mutlaka beni gör. Seninle bir işim vardır...”
Mehmet, müfettişten bayağı korkmaya başlamıştı, pusulayı bana gösterdi. Kendisine biraz cesaret verdim ve “Sen okul müdürüsün, aynı zamanda sınıf okutuyorsun. Müfettişin peşinde gezmek zorunda değilsin. Seninle işi olan kişi, okuluna gelerek seni görmesi gerekir. Sakın gitme... eşek gibi gelsin, dedim.
Mehmet çağrıya gitmedi.
Beş yaşındaki oğlum Alparslan’ın dişi ağrıyordu, Tatvan’da diş hekimi olmadığı için, 31 Aralık Cuma günü İlköğretim Müdürlüğü dairesi içindeki öğretmen sağlık ocağı tabipliğine, oradan da Bitlis’e sevk yaptırması için eşime söylemiştim. Eşim okulundan kendi üzerine sevki yaptırmıştı. 31 Aralık Cuma günü öyle bir kar yağdı ki, Bitlis-Tatvan arası yolu ulaşıma kapandı.
Üç ocak 1983 pazartesi Alparslan’ı Bitlis’e götürerek dişini çektirdim, o gün için okula gidemedim. Benim yerime okul müdürü Mehmet sınıfı ödevlendirerek ders vermiş, ders defterini de doldurmamıştı. Ek ders ücreti alabilmem için Müdür, bana, ders defterindeki boş yeri doldurmamı söyledi., Başına bir iş açacağını bildiğim için doldurmadım, ek ders ücreti de tahakkuk ettirmedim. Devam Edecek