Yüceler Kurultay’ını ilk defa bir Müessisler Meclisi meydana getirir. Ondan sonra Kurultay âzası, kendilerini şahıs şahıs kuşatan ve en küçük uygunsuzluk tezahüründe tasfiyeye uğratan sebepler dışında, ebedî olarak yerinde kalır. Dinç ihtiyarlık engel teşkil etmez. Kendi kadrosu içinden “Başyüce”yi seçer. Kurultayın seçtiği “Başyüce” devlet reisidir, devletin ismi de “Başyücelik”tir. “Başyüce” 5 yıl için seçilir.
“Yüceler Kurultayı” vicdan ve “Başyüce” irade...
Anlaşılıyor ki “Başyüce”, İslâmın “ulülemr” diye isimlendirdiği, büyük içtimai irade ve icra makamını, bu makama en küçük nefs ve hırsı karıştırmamak ve kendi öz nefsaniyeti bakımından mâdum (var olmayan, mevcut olmayan, yokluk) kalmak borcu altında, şahsiyle dolduran ideal ferttir.
Ütopyanın anlaşılması bakımından kâinatın silüetine yansıyanları kısa kısa gözden geçirelim;
“Başyüce”lik Emirleri;
Kanun; Kanun ruhumuzun, ana ölçüye sımsıkı bağlı özü şudur; vatanda, hayalimizdeki cemiyete çekirdek olacak tek kadınla tek erkek kalıncaya kadar, gerekirse bütün topluluğu tırpandan geçirmek ve hamleyi takip edici yeni cemiyetin üstün selâmet şartları karşısında, hamlemizi, adalet ve merhametin en ileri tecellisi şeklinde kabul etmek lâzımdır.
Zevk ve Terbiye; Gâye, umumî abdesthaneleri, meçhul kahramanların içtimai ve ahlâkî isyan fermanlariyle ve duvar dipleri “Eşeklerin abdesthanesi” yaftası altında çiş eden sıra sıra insanlarla dolu, en küçük göz, kılık, eda, ve tavır yasağı tanımaz nesillerin kapladığı bir diyarı, inkılâpların en çetini olan ve neticelerin neticesini belirten terbiye, zevk, muaşeret ve güzellik ölçüleri zaviyesinden üstün hayata çıkarmaktır.
Kumar; Kumar fiilinin herhangi bir cepheden suçlusu, cezasını görmeye sevk edilmeden evvel, bulunduğu mevkiin umumî bir mahallinde, göğsüne şu yafta yapıştırılmış olarak tulûdan guruba kadar teşhir edilecektir. “Türk ahlâk inkılâbının bir numaralı haini, kumarbaz!!!”
İçki ve Zehir; Prensip şudur; Çoğu en az miktarda sekir veren bir içkinin en küçük zerresi bile haram ve yasaktır. Umumî ve merkezi yasak ölçüsü; “Sekir veriici her şey haramdır” meâlindeki Hadîsin şümul dairesidir.
Zina ve Fuhuş; Zina, erkekle mukabil cinsiyetin herhangi bir unsuru arasında, meşru olmayan birleşme; fuhuş da bu hadisenin meslek sanatıdır. Ve her tezahür şekliyle mutlak olarak yasaktır.
Faiz; Faizin kat’i tarifi şudur; Umumiyetle borç diye alınan ve verilen herhangi bir şeyin, mislinden fazla olarak iadesini peşin bir akidle iki taraf arasında kararlaştırmak ve bu kararı yerine getirmek. Ve bizim cemiyetimizde her şekliyle mutlak olarak yasaktır.
Kahvehane; İşsizlik veya mânasız ve faydasız işin her mensubu, cemiyetten kıymet çalan ve enerji israf eden bir hain mevkiindedir. Ve öldürülmüş zaman ve yok edilmiş faaliyet müessiseleri baştan başa kapatılacaktır.
Külhanbeylik; Yeniçerilik ocağı kapatılınca, aynı ruh, kendisini korumak ve yeni tecelli zeminini kurmak insiyakiyle halk kitleleri içine sığınmış ve oradan sivil bir kılığa bürülü olarak sızmaya başlamıştır. Külhanbeylik, efelik ve benzeri tabirlerin belirttiği hâl, tâ kökünden kazınacak ve bu halden cemiyet sathında ve ruhunda hiçbir iz ve tohum bırakılmayacaktır.
Vatan Dışı; Türk vatanını bütün hain ve muzlim yabancı unsurlardan temizlemek dâvasında ana ölçü; “Ya bizden ol, ya bizden ayrıl”dan ibarettir. Ve bizden olması isteği peşinen reddedilecek yegâne sınıfın Yahudi olması, Dönmelerin esasen bizden olduğu vehmini vererek bizden olmadığını asırlar boyunca göstermiş bulunmasındandır. Rum ve Ermenilerin bizden olmaları muhal değildir. Bu takdirde samimiyetle sevk dairemize giren her Rum ve Ermeni bizden olur.
Sinema; Büyük Doğu inkılâbı, en büyük mikyasta kıymet ve ehemmiyet verdiği, sinema şubesini de, bizzat himaye ve teşvik edeceği ve her biri yepyeni bir buluş ifade edecek olan yerli filimlerle canlandırmak dâvasındadır.
Dans; Vatan kurtarıcısı çapında eski bir Fransız devlet adamının (Georges Benjamin Clemenceau), dansa dair sorulan suale, sırf bir yatak içinde kadınla erkeğin fiilini kastederek verdiği “Niçin ayakta?” cevabı kadar dansı izah edebilecek bir tarif olamaz. Dans, Büyük Doğu mefkûresinin en şiddetli yasakları arasındadır.
Parazitler; Gerçekten âciz ve çaresiz bir insanın, mahrem plânda ve Allah için birinden isteyeceği yardım müstesna olarak, umumî ve içtimaî plâna akseden her türlü dilenme ve dilencilik şekli, dinin kat’iyetle yasak ettiği bir fiil halinde en şiddetli takibe uğrayacaktır.
Heykel; Bizde âbide, taş ve tunç kütlelerini mücerrede doğru tefsir eden blokların ve nakışların üstündeki muazzam kitabelerdir. Önemli olan şahısları değil, bağlı olunan fikir ve gayeyi, tunca, mermere ve her yere nakşetmektir.
Matbuat; Aynı fikir ve iman bütünü içinden yönetime zıt ve yanlışlarını düzeltici her şey söylenebilir, fakat “bütün”e dokunulamaz.
Yine Basın; Büyük Doğu nizamında hükûmet, tenkit ve teşhire tâbi tutulmak bakımından, en hakîr fertten daha zaiftir ve ispat edilmek şartiyle her isnada açık hedeftir. Şu var ki, isnadını ispat edemeyen, aynı isnadın veya iftiranın gerektirdiği cezaya uğrar.
Radyo; Büyük Doğu dâvasının özlediği radyo, ilk mektepte çocuğu, yüksek okulda genci, orduda eri, fabrikada işçiyi, köy odasında rençberi, hâsılı evinde herkesi kucaklayıcı ve insana yaşanmaya değer hayatı belletici muazzam bir üniversitedir.
Üniversite; Bizim üniversitelerimizin adı “Külliye”dir. Üniversitelerimizi böyle anacak ve isimlendireceğiz. Zaten “külliye”nin küllî delâleti yeter. Metodu dinamik olan Büyük Doğu Külliyesinin cümle kapısında Allah Sevgilisinin şu ölçüsü vardır. “Bir günü bir gününe eş geçen hüsrandadır.”
Batıda Tahsil; Bu mücerret ifadenin kastettiği müşahhas dâva, Batı âlemine gönderilecek talebe meselesidir; ve bu mesele, (bugün için yaklaşık) ikiyüz yıllık halledilmemiş dertlerimizden biridir. Batı âlemine gönderilecek talebe, bir taraftan her şeyi öğrenmeye muhtaç bir tavır temsil ederken, öbür taraftan her şeyi bilen bir iç edânın da sahibi olacaktır. Yani bir taraftan en basit bir talebe, öbür taraftan en muğlak (anlaşılması zor) bir âlim... Kendi gayesinin âlimi...
Ecnebi Mütehassıs; Ve nihayet bütün vekâletlerin çerçevelediği bütün iş ve tatbik sahaları dâhil olarak, ecnebi mütehassısın bulundurulabileceği tek yer yoktur.
Harf Dâvası; Kavim üstü, küllî bir şümulle bütün mü’min beşeriyete atfedilip edilemeyeceği bir ilim meselesi olan harflere “Arap Harfi” ismini vermek mümkün oluyor da, doğrudan doğruya ve münhasıran Lâtinlerin malı olduğu ilmen sabit harflere nasıl “Türk Harfleri” denebiliyor?
Kıyafet ve Şapka; Dâva ne şalvara, ne de kavuğa dönmekte. Madde unsurlarının, bizzat madde sıfatiyle hiçbir kıymet ve haysiyeti yoktur. Her şey mânada...
Kadın Kılığı; Bütün cihana örnek diye takdim etmekle mükellef olduğu kılığını, bir taraftan mücerret kadın zarafet ve şahsiyetinin en ileri ifadesi, öbür taraftan da İslâmî ve ahlâkî edeplerin en mükemmel tecellisi halinde âbideleştirecektir. Büyük Doğu âleminin kadını, bu kılığa girdikten sonra, artık ona ev, mektep, salon, daire, konser, konferans, merasim; zatiyle dini bir yasak belirtmeyen her yer açık ve serbesttir.
Vaizler; Bundan böyle, dîni bilgi, tasavvufî zevk, umumî irfan, muaşeret edebi, terbiye, zarafet, derinlik, telkin ve tebliğ sanatı bakımından tamamlığı kat’i ve resmî olarak çerçevelenmiş şahıslar dışında hiçbir ferde muazzez ve münezzeh cami kürsülerinde yer yoktur.