“Tarihlerin dediği gibi Hazret-i Âdem’in zuhuru üzerinden altı, yedi bin sene geçmiş değildir. Bu âlemin kurucusu ve bu mahlûkatın yaratıcısı olan Allah, mevcudatı böyle altı, yedi bin senede halk buyurmamıştır. Bu müddetin her bin senesinde, Kâinatın Hâlikı, bir Peygamber, bir kitap ve bir din inzal buyurmuştur. Peygamberlerin her biri Allah’tan aldıkları ahkâmı kullarına tebliğ etmişlerdir. Her peygamberin vefatından sonra, diğer bir peygamberin gönderilmesine kadar, o peygamberin ümmetinden en mükemmeli, en âkili, en kâmili ve en âlimi, nebîsinin vârisi olarak vazife görür. İşte bu gibi zevat sayesinde hükümdarlara, meliklere ve hâkimlere lüzum kalmamıştır.
“Âlemin kurucusu olan Allah, mükemmel bir surette halk buyurduğu insanların, dünyevî, uhrevî cismanî ve ruhanî bütün ihtiyaçlarını, berzah âlemine, haşir gününe kadar tatmin edecek şekilde, muhtelif kitaplarla muhtelif Peygamberler göndermiştir. Allah kendi ahkâmını kullarına tebliğ edecek olan Peygamberlerini insanların en mükemmellerinden seçmiştir. Uzun seneler içinde insanlar, peygambersiz, kendi başlarına bırakılmamışladır.
“Allah’ın kullarına gönderdiği ahkâma şeriat denir. Bu müddetler içinde gelip geçen âlimler, hâkimler ve feylosoflar bütün bilgilerini bu kitaplardan almışlardır. Bu kitapların haricinde herhangi bir menfaat ummak, seraptan su ummak gibi olur.
“Peygamberlere nazil olan kitapların Kur’an’dan sonra en mükemmeli ve en mufassalı, Musa Aleyhisselâma inen Tevrat idi. Tevrat bin sûreden müteşekkildi ve her sûrede bin âyet vardı. İnsanlar binlerce sene Tevrat’la amel etmişlerdir.
“Musa Aleyhisselâmdan sonra İsa Aleyhisselâma İncil nâzil olmuştur. İncil, insanların muhtaç olduğu bütün ahkâmı içine almadığından İseviler bazı hükümleri Tevrat’tan almaya mecbur olmuşlardır. Yahudi feylosoflarından birisi, hile ve desise kullanarak, İsa Aleyhisselâmın dinine bazı yanlış hükümler karıştırmıştır. İsevilerin muteber tuttukları dört İncil kitabının birçok yerlerinde birbirine zıt ve muhalif hükümler görülüyor ki, bu da İsa dinini nasıl tahrif ettiklerini gösterir.
“Eflâtun, Sokrat, Aristo, Calinos, Fisagores, Batlamyos gibi Yunan hükeması, bunlardan evvel ve sonra gelen hâkimler, İskenderiye Medresesi, Roma Hukuku, Berahime, Buda vesair hukukların hepsi tahrif yoluyla, başka bir ifadeyle çalınarak, peygamberlere gönderilen kitaplardan alınmıştır.
“Bu devirlerin sonunda, en mükemmel, en mufassal, en müdellel ve hak olan, bütün hükümleri toplayan ve bütün kemalleri birleştirici, bütün faziletleri kavrayıcı ve bütün şeriatleri kuşatıcı, beşer aklının üstünde bir takım sırları ve ölçüleri toplayıcı kitap, Kur’an’dır.
“Kur’an, Allah Resullerinin ekmeli ve mahlûkların efdali olan Peygamberimize nâzil olmuştur. Hükümler, kıyamete kadar bakidir, değişiklik kabul etmez. Kur’an çerçevesinin ve sınırlarının dışında hiçbir menfaat düşünülemez. Kur’an ölçülerinin dışında bir menfaat tasavvuru, bâtıl hayallerin en zavallısıdır. Bütün ilimler, fenler ve sanatlar, esrarını Kur’an çerçevesi içinde bulabilirler. İncil’in Tevrat’ı neshetmesi gibi, Kur’an da bütün eski dinleri ve münzel kitapları kaldırmıştır. Ebediyyen yürürlükte ve itibarda olan yalnız Kur’an’dır.”[1]
Efendi Hazretlerinin bir Yargıtay üyesinin suallerine verdiği “cevaplarında” bu bölümü görünce ve konu da ütopya olunca araya girmek hâsıl oldu. Deniyor ki:
“Ütopyaların oluşumunda efsaneler, destanlar ve mitlerin büyük katkısı olmuştur. Kayıp Atlantis Kıtası (Antik metinlerde Atlantis'ten ilk kez Yunan filozof Platon'un, MÖ 360 civarında yazdığı Timaeus ve Critias diyaloglarından gelir. Bu yazılarda Atlantis, kibrin dünyanın en büyük uygarlığını nasıl yok ettiğine dair bir alegori, uyarıcı bir hikaye olarak hizmet ediyor.), Mahabharata Destanı (Hindistan’ın iki büyük destanından biri. Dinsel içeriğinin yanı sıra yüksek edebi niteliğiyle de değer taşır. Kaurava ve Pandava aileleri arasındaki egemenlik mücadelesini anlatan bir kahramanlık öyküsüne, bu öykü çevresinde gelişen bir dizi efsaneye ve didaktik anlatıya yer verir.), Cockaygne Diyarı (Yoksulların cenneti olarak bilinen Cockaygne Diyarı efsanesi, Hıristiyanlıkta Mesih İsa’nın dirilişinden sonra yaşanacak, mutluluk ve bolluk içinde geçecek bin yıl inancı, birer Altın Çağ yansıması olarak karışımıza çıkmış ve ütopyanın temel unsurları arasındaki yerlerini almışlardır.), Cennet (Filozofların ütopyaları bu dünyaya ilişkindir. Oysa dinlerin ütopyaları, yani cennetleri, öte dünyaya aittir.), Altın Çağ Düşüncesi ("Altın Çağ", ek olarak, ilkel bir barış , uyum , istikrar ve refah dönemini ifade eder. Bu dönemde, insanların beslenmek için çalışmak zorunda kalmadıkları, bol miktarda yiyecek sağlayan toprak sayesinde barış ve uyum hakimdi.), Binyıl İnancı. (Hıristiyanlıkta Mesih İsa’nın dirilişinden sonra yaşanacak, mutluluk ve bolluk içinde geçecek bin yıl inancı, birer Altın Çağ yansıması olarak karışımıza çıkmış ve ütopyanın temel unsurları arasındaki yerlerini almışlardır.) Ütopya hem hepsi hem hiçbiridir. Cockaygne, ütopyalardaki başlıca sürükleyici güç olan arzu unsurunu katar. Cennet ve Altın Çağ, ahenk unsurunu katar, Binyıl umut unsurunu katar. İdeal Kent ise, ütopyaya tasarım unsurunu katar. İdeal Kentte filozof-mimar-zanaatkâr olarak insan, Jove (Jüpiter, Zeus ya da Baştanrı anlamında kullanılır), ile birlikte ortak yaratıcıdır. Bu noktada her ütopya arzu-ahenk-umut-tasarım unsurlarının farklı oranlarda birleşmesinden tecelli etmektedir ve sadelik de bu düzenin ana ilkesidir.”[2]
Görüleceği üzere örnek verilen ütopya misallerinde “arzu” var, “ahenk” var, “umut” var, hattâ “tasarım” bile var, yetmedi ana ilke olarak “sadelik” gösteriliyor, peki olmayan veya gizlenen ne? Güya Semavi dinler... Ortaya koydukları fikirlerle düşünce dünyasını etkileyen filozofların semavi dinlerden ve onların esaslarından habersiz olmaları düşünülemez... Efendi Hazretlerinin açıklamalarından sonra Antik Çağdan günümüze kadar ortaya konan ütopyalarda semavi dinlerin ele alınmayışı yahut gizlenmeleri daha iyi anlaşılmaktadır. Meğer bütün ütopyaların bir tamamı semavi dinlerin biraz biraz parçaları, bölümleriymiş.. Efendi Hazretleri sadece neredeyse tüm batılı filozofların düşünce tarihlerine düştükleri “dipnotlarını” açık etmiş... Kaldı ki Gazali dahil başkaları da bu durumu açıklamışlar;
“Bütün geçmiş düşünürler, İslam felsefesi üzerinde araştırmalarıyla ünlü Henry Corbin’ın da işaret ettiği gibi peygamber olarak görülmüş ya da onlardan beslendikleri varsayılmıştır. Nitekim döneminin düşünce tarihçileri ve filozofları olarak görebileceğimiz Ihvân es-Safâ, Şehristânî, Endülüslü İbn es-Sa’id, İbn en-Nedîm, Ebû Hâtim er-Râzî vb. düşünürler Thales, Aneksimendros, Pisagor, Sokrates, Platon gibi Eski Yunan düşünürlerinin İslam dinsel bildirilerinde adları geçmemekle birlikte peygamber olabileceklerini ya da en azından peygamberlerden esinlendiklerini belirtmişlerdir. Nitekim ünlü filozofu Amirî bilgi ve hikmetin peygamberlerle nasıl ilişkilendirildiğini şöyle ifadelendirmektedir: “Ant olsun ki biz Lokman’ana hikmet verdik (Lokman, 12) ayeti gereğince hikmetle nitelendirilen ilk kişi Lokman hekimdir. O peygamber Davud zamanında yaşamış ve sürekli olarak Şam bölgesinde oturmuştur. Aktarıldığına göre, Yunanlı filozof Empedokles, onun yanına gider gelirmiş; bu nedenle hikmeti ondan öğrenmiştir… Lokman hekimle olan arkadaşlığı yüzünden Yunanlılar onu bilge olarak kabul etmişler ve ilk bilge olarak onu görmüşlerdir…
Bilgelikle nitelendirilenlerin bir diğeri Pisagor’dur; onun bilgelikle nitelendirilme nedeni ise, Davud’un oğlu Süleyman’ın öğrencileri Şam bölgesinden Mısır’a gidince onlarla görüşme olanağı bulmuştur. Bu görüşmeden önce Mısırlılardan geometri öğrenmiş, ardından Süleyman’ın öğrencilerinden fizik ve metafizik öğrenmiştir. Bu üç bilimi, Yunanistan’a götürmüş,.. Bu bilimleri peygamberlik kandilinden yararlanarak geliştirdiğini ileri sürmüştür…
KADİR DAYIOĞLU
BÜYÜKLERE MASALLAR...
Mustafa Cengiz
TARAFTAR TRANSFERİ BEKLİYOR!
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
AÇLIK SINIRI NEDİR, NASIL HESAPLANIR, NEYE YARAR?
VÜSELA ALİ-İLETİŞİM(SİZLİK)
İLETİŞİM KALABALIĞI -2
Mustafa Mete ÖZPINAR
GÜNÜMÜZDE ÜNİVERSİTELER
Ali Rıza Navruz
SADETTİN KAPLAN (Ö:11.06.2016)
Mustafa Göçer
İLERLEYELİM ARKADAŞLAR.
Mustafa Acar
TOROS'UM
Ömer Faruk Kotay
İDDİANIZ OLSUN!
Mustafa Temizer
MİLLETTEN MİLLETE UYARI!