1- Adımız Dâvamız Mânamız
BÜYÜK DOĞU
“Kendi içimizde ve kendi cebimizde kaybettiğimiz, sonra körler gibi el yordamıyla eşya ve hadiseleri sığayarak hep dışımızda ve yabancı ceplerde aradığımız, aradıkça kaybettiğimiz, kaybettikçe bulduk sandığımız, bulduk sandıkça kaybımızı derinleştirdiğimiz anahtarın kum üzerindeki yuvası... Büyük Doğu budur. O, hem bir mâna, hem bir madde, hem bir zaman, hem bir mekân ismi; ve belli başlı bir ruhun, kendisiyle beraber bütün insanlığa örnek halinde donatacağı Doğu âlemine remz...”[1]
Üstad’ın meramını değil bir paragraf, bir cümlesinde, bir mısraında anlamak mümkündür. Daha ilk bölüm Adımız’da da bu görülüyor. Üstad, zaten “bizim” olan ve “kendi cebimizde kaybettiğimiz” anahtarın (İdeolocya Örgüsü ki; İslâm’ı siyasete kaynak göstermesi bakımından ilk kitap...)[2] tam bir ütopya halinde “..kum üzerindeki yuvası”nda, Büyük Doğu’da bulunduğunu söylüyor.
Ve, Doğu ve Batı Muhasebesi’ne şöyle başlıyor; “Hakikat” diyor, eğer hakikatse mutlaka her yeri kaplayacak ve ilerisi göründükçe esasta onu da kapladığı meydana çıkacaktır.[3]
2- Doğu ve Batı Muhasebesi
Üstad bu muhasebeyi batının doğuya bakışı, batının kendisine bakışı, doğunun batıya bakışı, doğunun kendisine bakışı, doğu ve batı birarada, batıyı anlamak, kendi içinde batı, kendi içinde doğu, doğuda buhran, bizde buhran, batının ucuzculuğu ve doğunun ucuzculuğu ara başlıklarında tafsilatlı bir şekilde analiz etmiş ve bu şekilde ütopyası olan İdeolocya Örgüsü’nün zeminini hazırlamıştır. Anlaşılması bakımından sayılan bu ara başlıklardan kısa alıntılarla açıklamaya çalışalım;
Batının Doğuya Bakışı:
Bütün bir kâinat üzerinde tam bir gerçeklik ve uygunluk iddia eden küllî ve beşeri bir dâvanın işçileri olarak, kendimizi Doğu-Batı diye mevhum (olmayan) ve müteassıp (bağnaz) bir ayırt edişe bağlayamaz, böyle bir darlığa sığdıramayız[4]... Peki neresi doğu, veya neresi batı? Yine üstad’a bakalım; “..ilk doğu-batı tefrikini yapan Garplıdır. Eski Yunan’da tarih babası Herodot, yalnız kendi kavminden ibaret bildiği ve o zamanlar mânada yalnız kendi kavminden ibaret Garp dünyasını şarktan toslayan Fars kitlelerine bakıp, iki ayrı topluluk arasındaki, mücerret duygu ve düşünce hamurunun iklim farklarına göre iki ayrı âlem sınırladı: Şark ve Garp... Yani kendiliğinden tanımlanmış bir şark veya garp yok, bir şeye, bir noktaya, durulan yere göre her yer şark, her yer garp. Çin’de iseniz Hazar Denizi garp, Türkiye’de veya Azerbaycan’da iseniz Hazar denizi şark... Doğu-Batı yön meselesi “...siyasi kültürde kullanılan Doğu kültüründen muradın; sosyalizm, batı siyasal kültüründen kastedilenin de cumhuriyetten evrilen bir demokrasinin parlamenter yapıyla özdeşleştiğidir.”[5] şeklinde de net biçimde açıklanmıştır.
“Bir zamanlar Arap kavminin, kendisine “Arap” ve başkalarına topyekûn “Acem” demesi gibi, Yunanlı, Fars akınlarının getirdiği vesileyle, artık karşısına kim çıkarsa ona uyacak hazır bir yafta bulmuştu: Barbar... Onca insanlık sadece Yunanlıydı ve kendisini yıkmaya gelen herkes ve herşey barbardı...
Batının Kendisine Bakışı:
Batı kendi kendisini üç esasa irca etmekle başlar; Eski Yunan, Roma ve Hıristiyanlık...Eski Yunan’ın zihnî nizamına teslim olmuş her toprak Avrupa’ya bağlıdır. Roma ise, garplının gözünde “Teşkilâtlı ve temelli insan kudretinin ebedî örneği”dir..Hıristiyanlık... Batı, eski Yunan ve Roma putlarından aldığı ilhamla, daima satıh üzerinde ve “çokçu” bir mizaç taşıdığını görür de, derinliğine ve “tekçi” bir ruhtan mahrumluğunu anlayamaz.
Doğunun Batıya Bakışı:
Şarkın, Garba üç türlü bakışı vardır: İslâmlıktan evvelki derin ve esrarlı, buna rağmen vahdetsiz ve perişan bir çerçeveden bakış, İslâmiyetin kuvveti içindeki her sahada üstün adamın sapık ve düşkün adama, “küfür nerede ve ne türlü olursa olsun tek bir millettir” bakışı, İslâm kadrosunun zaafa düşmesinden sonraki, her türlü bileşeninin doğru ve eğri her örneğiyle, bütün derisini, maddesini esir düşüren, ruhunu da adam akıllı bulandıran ve hiçbir nefs muhasebesine yanaştırmayan bir apışma ve şapa oturma gözüyle bakış...
Doğunun Kendisine Bakışı:
İslâm görüşünce iki millet vardır; Müslümanlarla Müslüman olmayanlar. “Küfür tek millettir.” düsturu İslâm milletinin, kendi zıtlarına da topyekûn ve tek millet gözüyle bakışındaki esası, aslında kendi nefsine bakış olarak billurlaştırır. “Ümmet” Allah Resulünün tâbileri, “Millet” ise tâbiler topluluğunun mücerret kitle ismi olduğuna göre, İslâm’ın bu mefhum zaviyesinden kendisini görüşü, Hazret-i İsa’ya atfedilen bir sözün hikmeti içinde belirtilebilir. “Bizden olmayanlar bize zıttır; bizimle cem etmeyenler dağıtır!” bakışının olduğunu söylemek mümkün değil... Ancak; mahzun ve mütevekkil, şuursuz ve bilgisiz bir sâdıklar topluluğunu, her ne pahasına olursa olsun, devam ettiren muzdarip ve mütevahhiş (ürken, korkan, yadırgayan) nefs bakışı..[6]
3- Türkün Muhasebesi
Irkımıza, din tarihlerinde, ikinci insan tohumu Nuh Peygamberin oğlu Yafes’e kadar bir çizgi uzatılan biz, Doğu ve Batı hesaplaşmasında topyekûn Doğunun mümessili olduk. Gün geldi, bilerek veya bilmeyerek Batı dünyasını çiğnedik, gün geldi Batı dünyasına çiğnendik. İkincisi birincisinden sonra oldu ve bir bitince gayet tabii olarak iki geldi. Bir türlü göremediğimiz ve bir türlü bize gösterilmeyen şey, bugünkü dünyadır.
400 yıldır anlayamadığımız, bilemediğimiz, göremediğimiz, örgüleştiremediğimiz, seçemediğimiz, yapamadığımız, duyamadığımız, sezemediğimiz, bulamadığımız, eremediğimiz kendi öz kaynağımızdan ibaretti ve bu kaynak her evin içinde, her köyün ortasında ve her şehrin meydanındaydı. Bilemedik, göremedik, anlayamadık. Tek cümleyle her şey, evet tek zerresi feda edilemez bir bütün halinde İslâma nüfuz etmekti. Edemedik. Nüfus edilecek olan buydu; nüfuz edilecek olan budur!..[7]
[1] Kısakürek, Necip Fazıl, İdeolocya Örgüsü, Büyük Doğu yayınları, Bütün Eserleri 36, 1986 s.10
[2] Özer, Mustafa, Siyasi Bir Tavır Olarak Büyük Doğu, KEK Vakfı yayınları , 2013 s.21
[3] Kısakürek, Necip Fazıl, İdeolocya Örgüsü, Büyük Doğu yayınları, Bütün Eserleri 36, 1986 s.13
[4] a.g.e. s.15
[5] Özer, Mustafa, Siyasi Bir Tavır Olarak Büyük Doğu, KEK Vakfı yayınları , 2013 s.23
[6] a.g.e. s.21-64
KADİR DAYIOĞLU
BÜYÜKLERE MASALLAR...
Mustafa Cengiz
TARAFTAR TRANSFERİ BEKLİYOR!
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
AÇLIK SINIRI NEDİR, NASIL HESAPLANIR, NEYE YARAR?
VÜSELA ALİ-İLETİŞİM(SİZLİK)
İLETİŞİM KALABALIĞI -2
Mustafa Mete ÖZPINAR
GÜNÜMÜZDE ÜNİVERSİTELER
Ali Rıza Navruz
SADETTİN KAPLAN (Ö:11.06.2016)
Mustafa Göçer
İLERLEYELİM ARKADAŞLAR.
Mustafa Acar
TOROS'UM
Ömer Faruk Kotay
İDDİANIZ OLSUN!
Mustafa Temizer
MİLLETTEN MİLLETE UYARI!