DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Mehmet Kasap
Mehmet Kasap
Giriş Tarihi : 06-12-2025 10:26

BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ” “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-16

Matematiksel düzenin hüküm sürdüğü Tek Devlet’te “orijinal olmak eşitliği ihmal etmektir. Dolayısiyle homojen olunamayacak ve ‘Biz’leşilemeyecektir.” Tek Devlet, ideolojisini benimsetmek ve tek tipleştirmek için özellikle gözetim tekniklerini kullanır. Bu gereklidir, aksi durumda İyiliksever’in egemenliğinin dışında başka bir yaşam biçiminin olduğu fark edilebilecek, dolayısiyle uyumu bozabilecek bireyselleşme ortaya çıkacaktır. Oysa makine, nasıl çalışması isteniyorsa ona göre ayarlanır, amacı belirlenmiştir. Tek Devlet numaralarının gözetiminin, tek tip üniforma giymelerinin, kimliksizleştirilmelerinin amacı budur.

Tek Devlet’te özgürlükte tehlikelidir. Düzeni bozan bir hastalıktır, mutluluğun önünde en büyük engeldir. Özgürlük ve suç, aero’nun hareketiyle hızı arasındaki ilişki gibi birbirinden ayrılmaz biçimde ilişkilidir. Nasıl ki aero’nun hızı sıfırken hareket etmiyorsa, numara’nın özgürlüğü sıfır ise suç işleyemeyecektir. Özgürlüğün olmadığı suçun sıfır olduğu Tek Devlet’te mutsuzluk da yoktur.

Olmayan “mektep”ler ve, ne iyi ve güzel idare edilen “maarif” gibi zahir![1]

Tek Devlet’te hemen bütün uygulamalar, hayal gücünün oluşumunu ve kendine karşı direnişi ortadan kaldırmaya yönelik olmasına karşın arka planda sanki hayal gücü ile oluşan “öteki” iktidarın ihtiyaç duyduğu bir gerçekliktir. “Makine”ye maruz kalmalar, kalan numaralara, gelecekte başlarına neler gelebileceğinin ifadesidir.

Tek Devlet’in şeffaflık, cam evler, koruyucular ile her yerde olma hali ve sonuçları, sanki günümüz insanı tarafından pek anlaşılmış gibi durmuyor. Bilakis, günümüzde bireyselliğin, mahremiyetin yakalandığı düşünülse bile, bugün insanlar hayatlarını sosyal medya ağları, internet, telefon, televizyon, kredi kartları aracılığiyle şeffaflaştırmaktadır. Devletlerin “mobese”leri de cabası...

Garip olan yüz yıl önce komünist sistemin bekası için şeffaflaşma, günümüzde de kapitalist sistemin.

18. yüzyılın sonlarında İngiltere’de uygulaması yapılan (cezaevi) “Panoptikon”[2], suçluların cezalarını çekerken bir yandan da topluma karıştıkları zaman düzeni bozmadan, ona faydalı olacak şekilde ıslahlarını gerçekleştiren bir tasarı olarak bilinir, Tek Devlet’te bu uygulama bütün bir ülkeye yayılmıştır. Yani panoptikon sadece şehirde bir hapishaneyken, Tek Devlet’te on milyonluk bir şehir panoptikon halindedir; koruyucular numaraları, numaralar birbirlerini, hem gözetlenen hem de gözetleyen konumundadır. Ayrıca Tek Devlet’te sadece gözetleme değil, sokaklarda membranlar kullanılmakta, konuşulanlar kaydedilerek muhafızlara bilgi sağlanmaktadır. D-503’ü dinleyelim:

“Başucumdaki coşkun, kristal çan çaldı: Saat 7.00, kalkma zamanı. Sağımda solumda, cam duvarların ötesinde sanki yine kendimi, kendi odamı, kendi giysilerimi ve kendi, hareketlerimin binlerce tekrarını görüyorum. İnsana coşku veriyor bu: Kendini muazzam, kudretli bir bütünün parçası olarak duyumsuyorsun. İşte kusursuz güzellik de bu. Tek bir fazladan jest, eğilip bükülme, dönme olmaması.”

Tek Devlet’te şiir dahil hemen her şey mevcut sisteme “... böyle olmadığı halde “mış” gibi eleştirisidir.” Necip Fazıl şiiri; “sezerek yapmak, arayarak bulmak” şeklinde açıklar, “Mutlak hakikati arama işi” olarak da tanımlamaktadır.

Tek Devlet’te ise, “Artık şiir, bülbülün şımarıkça ötmesi demek değil, artık şiir, devlete hizmet demek, şiir yararlılık demek. Matematik Mısralar olmasaydı aritmetiğin dört kuralı bu kadar içten, bu kadar şefkatle sevilebilir miydi? Ya “dikenler” Klasik bir imgedir bu. Koruyucular, gülün dikenleridir. Nazik Devlet Çiçeği’ni hoyrat dokunuşlardan korurlar.”

Tek Devlet’te “hak” gücün bir fonksiyonudur. “Buradan şöyle bir bölüşüm çıkar; bir tonun payına haklar düşer, bir gramın payına ise görevler. Hiçlikten yüceliğe giden yol, ayrı bir gram olduğunu unutmak ve kendini bir tonun milyonlarca parçasından biri gibi hissetmektir.”

“Biz”de Tek Devlet’in şeffaflık, dinleme, takip, koruyucu, operasyon, İyiliksever’in makinesinde atomlarına ayrılma vb ne kadar denetim vasıtası olursa olsun, insanın hayaline, düşüncesine kısaca ruhuna, dahası nefsine dokunulamayacağı, hükmedilemeyeceği, dolayısiyle devrimin sonlu bir olgu değil sonsuzluğu, sürekliliği her fırsatta vurgulanmaktadır. D-503 bu durumu iki kadın (U, Cam apartmanın -evde- lobisinde, resepsiyon görevlisi) ) ve I-330 arasında geçen bir tartışmayla şu şekilde anlatıyor:

-Dinleyin, -dedi I-330 bana- bu kadın anlaşılan sizi benden korumayı görev bellemiş, küçük bir çocukmuşsunuz gibi. Sizin izninizle mi oluyor bu?

-Tüm bunların nedeni, pembe kuponuma kaydolmak istemesi, ama ben... Neyse ki kaydolmayı başaramayacak, senin avucundayım artık, ne zaman istersen...

-Ne? Ne zaman mı? (I-330, dünkü İntegral’deki başkaldırı, isyan zamanında D-503’ün böyle davranmadığını îmâ ediyor)

-Anla lütfen, o ben önceki bendim, şimdi ise...

-Kim bilir nesin... İnsan roman gibidir, son sayfasına kadar nasıl biteceğini bilemezsin. Yoksa okumanın anlamı olmazdı...

Aslında “Biz”in Tek Devlet halinde Lenin’in durağan, yasakçı, kapalı ihtilal hükûmetine (distopik) eleştirilerini, en kapsayıcı I-330’un bu müthiş cümlesi ile bitirmek yerinde olacak sanırım.

“İnsan roman gibidir, son sayfasına kadar nasıl biteceğini bilemezsin. Yoksa okumanın anlamı olmazdı...“

Ama bu şekilde bir son, distopyanın masal anlatır gibi başlayan hikayesine pek uygun olmayacaktı. Olacak ya; İntegral‘in başka gezegenlere gitmek üzere havalanmasından önce Cam apartmanın görevlisi “U”, D-503’ün notlarının son iki sayfasını ki bunlar, İntegral’in işgâliyle ilgilidir, onları okur ve tabii edindiği bu istihbari bilgiyi görevi gereği koruyuculara iletir. İşgâl planı gerçekleşmeyince, D-503’ü dinleyelim;

“Yanımda bembeyaz bir gülümseme, çılgın, lâcivert kıvılcımlar. Dişlerinin arasından kulağıma fısıldayış;

-Bu sizin eseriniz mi? Şimdi “görevinizi yapmış” mı oldunuz? Pekâlâ...

Eli elimden ayrıldı; Valkiriya’nın öfkeyle kanatlanmış miğferi benden uzaklaştı gitti.

Bense bir başıma kaskatı kesilmiştim, susuyordum, herkes gibi subay salonuna yürümeye başladım...

“Ama hayır ben değilim, ben değilim! Kimseye bir şey söylemedim, bir tek şu beyaz, dilsiz sayfalar...” Kulağıma bir konuşma çalındı (I’ydı bu);

-”Soyluluk” mu? Ama çok sevgili profesör, bu sözcüğün basit bir filolojik incelemesi bile gösterir ki, bu bir ön yargıdır, eski, feodal dönemlerin kalıntısıdır. Oysa biz...

D-503 için yapılacak tek şey, “U”dan hesap sormak ve onu ortadan kaldırmak. Edindiği ağır bir piston kolunu rulo yaptığı notlarının arasına gizleyerek bir şekilde “U”yu yakalar, onu öldürürken komşu odalardan kimse görmesin diye perdeleri indirir, D-503;

- Eminim, piston kolunu kafasına indirirdim, eğer son anda şöyle bağırdığını duymasaydım:

-Lütfen... Lütfen... Tamam... Ben... Hemen şimdi.

Zangır zangır titreyen elleriyle ünifini çekip yırttı, löp löp, sarı, sarkmış bedeni yatağa sırt üstü uzandı... O anda fark ettim, sanmıştı ki, perdeleri indirmemin nedeni, yani istediğim... Bu arada “dışsal bir etmen” Telefon çaldı.

-D-503 mü? Aha... Velinimet konuşuyor. Hemen bana geliniz!.. Gittim...Tek gördüğüm O’nun devasa, dökme demirden elleriydi ve dizlerinin üstünde duruyorlardı.

-Demek siz de öyle mi? İntegral’in mühendisi siz misiniz? Siz ki yüce fatih olmaya namzettiniz. Siz ki adınızla Tek Devlet’in tarihinde yepyeni, parlak bir sayfa açacaktınız..

-Haydi, neden susuyorsunuz, öyle değil mi, cellat mı diyeceksiniz?

-Öyle -diye yanıtladım boynumu eğerek. (Bundan sonra D-503 düşüncelerinde başlara dönecek, oditoryumda masalara bağlanarak Yüce Operasyon’a razı olacaktır.)

-Ne olmuş? O sözcükten korktuğumu mu sanıyorsunuz?

Velinimet, konuşmasını kâfirlerin Cehennem ateşinde yanmasına getirerek, “..o müşfik Tanrı da tam bir cellat değil midir? Hem çarmıhlarda Hıristiyanlarca yakılanlar, yakılmış Hıristiyanlardan daha az mıdır? ... İnsanın sökülemez aklıselim beratı, kanla yazılmıştır.” Birden:

- Yaşınız kaç?

- Otuz iki.

- Dinleyiniz: Acaba bir kez bile aklınıza gelmedi mi, onların -henüz isimlerini bilmiyoruz ama eminim sizden öğreneceğiz- onların tek istediğinin İntegral’in mühendisi olduğunuz, sırf sizi kullanmak için...

- Hayır! Olamaz ! -diye bağırdım ve koşarak çıktım I-330’u aradım, bulamadım...

Güvenlik Bürosu’nda, I-330’la birlikte hareket eden koruyuculardan birisi; D-503 anlatıyor: “Birden yıldırım hıziyle beynimde çaktı; her şey en mahrem yerlerine kadar karşımdaydı. O, o da onlardandı... Ve D-503 kurtuluşunu, Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail’i kurban etmek üzere bıçağı kaldırınca, gökten koç inmesine benzetir. (Kitabın yazarı Yevgeni Zamyatin, kurban için (Hz.) İshak diyor, kendisi Yahudi olmalı.m.k.)

Ve kâinatın sonlu olduğunu bulan komşusu da dahil, bunlarla birlikte olan tüm numaraları, yani isyancıları en yakın oditoryumda masalara bağlayarak Yüce Operasyondan geçirirler. Ertesi gün D-503 Velinimet’in huzuruna çıkar ve ona mutluluğun düşmanları hakkında bildiği her şeyi anlatır. Bunun daha önce neden zor geldiğini de;

-O sıralar hastaydım, ruhum vardı, diye açıklar.

Sonra Velinimet’le birlikte Gaz Odasında I-330 Velinimet’in Makinası’na çıkma baskısına rağmen hiç konuşmadan, bayılıncaya kadar tebessümle D-503’e bakar, diğerleri ise daha ilk seferde konuşurlar, ne yazık ki, bu onların ertesi günü Makina’ya çıkan basamakları boylamalarını engelleyemeyecektir.

Evet, devlet ömrünü tamamlasa da ölmeye razı olmuyor, ama boranların, yıldırımların, yangınların soluğu henüz kimsenin duyamadığı çok uzaklarda... Yine de toplumların süredurum kanununu unutmamak lâzım.. Burada Yevgeni Zamyatin’in sabrı ortaya çıkıyor, boranların, yıldırımların, yangınların soluğunu (devrim) çok uzaklarda diyerek benim bu masalımı “yemişler, içmişler muratlarına göçmüşler...” dememe fırsat vermiyor Masal buya; “Biz”deki asıl kahramanı I-330’a kıyıyor, işbirlikçi D-503’ü de Velinimet’in masasına oturtuyor... SON

 

Kayseri, Ekim 2025

Mehmet KASAP

 

 

 

 

[2] Bentham, Jeremy, İngiliz ahlak filozofu, yasa reformcusu olan ve utulitarizmin (Utilitarist, hangi seçeneğin herkes için en çok mutluluk getireceğine bakar ve ona göre bir karar verir. Pragmatist ise en uygun ve işe yarar seçeneği tercih eder.) kurucusu. Yaşadığı dönemin İngiltere’sinde hukuk ve ceza teorisinin yetersizliklerinin farkındadır. Ketnleşmenin yaratmış olduğu istihdam, yoksulluk ve bağlantılı olarak suçun mahiyeti-ceza ilişkisi, hapishane koşullerı çözüm bekleyen sorunlardı. Konunun teori kısmını kendince açıkladıktan sonra bir gözetim evi/hapishane (Panoptikon) tasarısı geliştirmiştir. Bu proje Bentham ile bilinmesine rağmen aslında kardeşi samuel’in projesidir. Samuel’in hedefi; merkezi denetim ilkesine dayanarak bu sayede çok sayıda işçinin denetim altında tutulmasını sağlamaktır. Bentham kardeşinin amacını çok yönlü hale getirerek, tasarıyı farklılaştırır. Ve Panoptikon doğar. Proje gözetim altında tutulacak her türlü insanın bulunduğu her türlü kuruma ve özellikle bakımevi, okul, rehabilitasyon merkezi, hastane, fabrika, ıslahevi gibi nezaret altında tutma, hapis, tecrit, çalıştırma ve eğitim amaçlarına hizmet edebilen Panoptikon’a dönüşür. (Emine Cengiz, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Zamyatin’in Biz (My) Adlı Eseri Üzerine Bir İnceleme)

 

 

Mehmet Kasap

Mehmet Kasap

DİĞER YAZILARI BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ” “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-15 BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ” “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-14 BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ” “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-13 BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ” “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-12 BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ” “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-11 BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ” “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-10 BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ” “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-9 BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ”“İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-8 BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ” “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-7 BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ” “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-6 BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ” “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-5 BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ” “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-4 BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ” “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-3 BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ” “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-2 BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ” “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-1 DEPREM
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1GALATASARAY1843
  • 2FENERBAHÇE1842
  • 3TRABZONSPOR1838
  • 4GÖZTEPE1835
  • 5BEŞİKTAŞ1832
  • 6RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ1826
  • 7SAMSUNSPOR1826
  • 8GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ1824
  • 9KOCAELİSPOR1823
  • 10CORENDON ALANYASPOR1821
  • 11GENÇLERBİRLİĞİ1819
  • 12ÇAYKUR RİZESPOR1818
  • 13TÜMOSAN KONYASPOR1818
  • 14KASIMPAŞA1816
  • 15HESAP1816
  • 16ZECORNER KAYSERİSPOR1815
  • 17İKAS EYÜPSPOR1814
  • 18MISIRLI189
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
BURÇ YORUMLARI
  • KOÇ
    Koç Burcu
  • BOĞA
    Boğa Burcu
  • İKİZLER
    İkizler Burcu
  • YENGEÇ
    Yengeç Burcu
  • ASLAN
    Aslan Burcu
  • BAŞAK
    Başak Burcu
  • TERAZİ
    Terazi Burcu
  • AKREP
    Akrep Burcu
  • YAY
    Yay Burcu
  • OĞLAK
    Oğlak Burcu
  • KOVA
    Kova Burcu
  • BALIK
    Balık Burcu
ANKET OYLAMA TÜMÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA