Ütopya günlük dilde “düş ülke” ya da “düş ülkü”, “hayallerimizde yaşattığımız ideâl yer” anlamında kullanılmıştır.
Günlük halk kullanımında ütopya kavramı, gerçek hayattaki görüşümüze, reel yaşantımıza uygun değilse, gerçeklikten kopuk hayalî düşünceye sahip olmak anlamında kullanılmıştır.
Siyaset felsefesindeki kullanımında ise günlük dildeki hayâlci kullanımını aşarak hâli hazırda uygulanan siyaset yaşamına, medeniyet algısına düşünsel bir eleştiri olarak bakılmakta ve kullanılmaktadır.
Ütopya kavramı değerler felsefesinde siyaset felsefesi ile alâkalı kullanılmaktadır. Kavramı düşünce tarihinde ilk kullanan kişi Rönesans düşüncesi ile beraber Thomas More olmuştur.
Ütopyaların tasarladıkları medeniyet düşüncesinde yer alan belli başlı özellikleri şöylece sıralayabiliriz.
Ütopyalar, içinde bulundukları topluma eleştiri getiren, siyasal ve bütüncül bir medeniyet tasarımıdır.
Medeniyet tasavvuru içinde birey-toplum ilişkisinde ütopyalar hep devletten yana tavır takınmış ve bireyi anlamsızlaştırmıştır. Devlet arı kovanı düzeninde işleyen mekanik bir makine düzeninde tasavvur edilmiştir. Ütopyalar bu yönüyle bir sistem ve düzeni öngörürler.
Ütopya toplumları değişime kapalı, açık topluma düşman, değişimi engelleyen toplumlardır. Onlara göre değişim fikri statik toplumu devindirerek onları harekete geçiren virüslerdir. Ütopyanın hedefi ise, toplumu zirve noktasına ulaştırmak, mükemmelleştirmektir. Nihai amaçtan sonra ise değişime ihtiyaç duymamakta ve böyle bir toplumun mükemmel olduğu düşünülmektedir
Ütopyalar kusursuz olarak tasarlanmış siyasal devlet tasarılarıdır. Fakat kusursuz devlet düzenin işlemesinde bir sorun ortaya çıkarsa, toplumu korumak için her yola başvurulabilir.
Ütopyalar aslında medeniyet tasavvurunda çözümsüzlüğün ve umutsuzluğun hâkim olduğu siyasal, sosyal ve toplumsal arayışların ürünleri olarak dönemin olaylarına öneride bulunmaktadır.[1]
İslâm medeniyetinin temel kaynakları Kur’an ve sünnettir. Kur’an-ı Kerim, Cenab-ı Hakk’ın kelâmıdır (Kelâmullah). Kelâm olan yerde mütekellimle (konuşan) beraber bir de muhatap vardır. Buradaki muhatap medeniyetin asli unsuru olan insandır.
Bir medeniyet, insanların sadece ferdî inanç, ahlâk ve kültürünü göstermez; aynı zamanda bunların ötesinde insanlık için birtakım hedefler de gösterir, göstermelidir de; zira insan ve toplum hayatını bu hedefler etrafında düzenlemelidir. Özellikle ilâhi dinler bu gâyeye hizmet etmişler ve hepsi de insanlığın durumu hakkında yeni yorumlar getirmişler, katkılarda bulunmuşlar, ideâller belirlemişler ve insanlığın kültürel kazançlarını artırmışlardır. Bu bakımdan ilâhî dinler, hassaten İslâmiyet, büyük medeniyetlerin hem kaynağı ve kurucusu olmuş, hem de onların hedeflerini ve ideâllerini belirlemiş, onların özgürce düşünmeleri için düşünce ve tasavvur ufuklarını aydınlatmış ve genişletmiştir.[2]
Medeniyet tasavvurunun ne olduğunu ele almadan önce, tasavvurun ne demek olduğuna kısaca temas etmekte yarar var. Kelime anlamiyle bir şeyin zihindeki tasarımı ve kavramı; somut ya da soyut varlıklara ait düşünce manâsına gelir. Lugatlerde, “bir şeyi zihinde canlandırmak, tasarlamak” anlamındaki tasavvur, herhangi bir varlık hakkında bilgi edinme sürecinin ilk aşamasını oluşturur. Bu anlamıyla tasavvura mefhûm da denir.[3]
İslâm bireyin hem dünya hem de ahiret hayatını düzenleme anlamına gelen doğru bir hayat tarzı için teslimiyete dâvet etmektedir. İslâm’da kurtuluş amacı her iki dünya için de güdülmektedir. Nitekim Kur’an’da “dünya” ve “ahiret” kelimeleri birlikte geçmektedir. Bu yönüyle İslâm, sadece ilkesel ve değersel bilgiler yığını değil aynı zamanda bu değer ve ilkelere uygun kuşatıcı bir hayat düzeninin üretilebildiği pratik bir sahadır/alandır. Dolayısiyle İslâm, sadece bir tasdik meselesi değil; aynı zamanda temsillerin devletler/toplumlar arası ilişkiler formunda yaşantıya dönüşmesi gerektiğini salık veren bir tasavvur meselesidir. Nitekim İslâm sadece hayatın kutsal bir amacı olduğunu vaz etmekle kalmaz aynı zamanda bireysel ve toplumsal hayatın tüm boyutlarında gerçekleşen her türden ilişkinin hangi meşru zeminde gerçekleşmesi gerektiğine de dikkat çekmektedir. Bu veçhe ile ifade edilmelidir ki İslâm sadece soyut bir metafizik olmadığı gibi değişken değerler setine sahip amorf bir din de değildir. İslam bireysel ve toplumsal hayatın farklı örgütsel boyutlarında (sosyal, siyasal, ekonomik vb.) gerçekleşen ilişkilere yönelik açık bir değerler setine sahiptir. Dolayısiyle İslâm bu değerler setinden hareketle kendi tasarımları ve araçlarıyla uluslararası ilişkiler disiplinine düşünsel ve teorik teklifler üretmeye de açık bir sahadır. Bu değer setiyle İslâm, zaman ve mekân kayıtlarından bağımsız evrensel bir “kod”dur. Nitekim Rum (30)/30 ayetinde geçen “Öyleyse sen dosdoğru bir inançla yüzünü dine, Allah’ın fıtratına çevir ki O insanları bu (fıtrat) üzere yaratmıştır. Allah’ın yaratışında değişme yoktur.” ifadeleri açık bir şekilde bu evrensel yaradılış gerçeğine dikkat çekmektedir. Devam Edecek
[1] AKYÜZ, Yakup, Dr. Öğr. Üyesi, Medeniyet Tasavvuru Ve Karatay Medresesi
[2] KARACA, Mustafa Dr. Öğr. Üyesi Medeniyet tasavvuru ve tarihî seyri İslam Medeniyeti Tasavvurunun Kaynağı
[3] ERDEM, Hüsamettin, Prof. Dr. Medeniyet Tasavvurunun Anlamı Medeniyet Tasavvuru ve Karatay Medresesi EDİTÖR Dr. Öğr. Üyesi Ömer Faruk Erdem Murat Ayvacı