BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ” “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-10

Mehmet Kasap

30-11-2025 11:48

                4- Ana Kaynak İslâm

            Bu bölüm, Türkün Muhasebesi’nde de vurgulandığı üzere, “Yalnız İslâmiyete inanıyoruz!” diyerek başlıyor ve ancak, her nedense bir türlü bu inancımızla yaşayamadığımız, özellikle Rönesanstan sonra onu ön plana çıkaramadığımız ve “..dünyanın İslâmî gözle görülemediği ve güdülemediği!...” çarpıcı bir şekilde anlatılmaktadır. Bu konuda genel olarak Büyük Doğu’nun, özelde ise İdeolocya Örgüsü hakkında şu şekilde yerli yerinde değerlendirmeler de yapılmıştır; “... bu milletin millet olma bahsi bu evrelerinden (Osmanlı’dan Cumhuriyete geçiş.. m.k.) örnek alınarak çoğaltılması gerekir diye düşünüyorum. Necip Fazıl işte bu işi yapan kişidir. Ne yapmış diye bakarsak Büyük Doğu edep mektebinin yıldızının parladığını görürüz. Halkı ırkıyla, diniyle, diliyle, tarihiyle, gelenek ve görenekleriyle kavgaya salan resmi zevatın aksine, onların cezalarına da göğüs gererek, halkı asliyetine kavuşturma mücadelesini başlattığını görürüz. Barış içinde kocamak, insanın yüzünde tebessüm olarak imanına yansıyor.”[1] bu değerlendirme “Aresin varisleri” olarak şöyle devam ediyor. “...Avrupa savaş demektir. İkinci Dünya Savaşı sonrası, Avrupa’nın ABD’ye düşman icat etme hastalığına tutulduğunu görüyoruz. Ortadoğu’dan Lâtin Amerika’ya, Kore’den Afrika’nın büyük kısmında ABD’nin peşinde, onu kışkırtarak, teknoloji desteği vererek, istihbarat sağlayarak en kötü olanı da, diplomasisini onun emrine vererek savaşlara yardım ediyor.”[2]

            Üstad İdeolocya Örgüsü’ne İslâm’ı ana kaynak olarak belirlemiş ve “Menbâmızın (Kaynağımızın) iki heceli has ismi İslâm, mansabımızın (Kaynaktan sonraki dünya) da yine iki heceli ismi herşey...” diyerek “İslâm ve Kâinat”, “İslâm ve Dünya”, “İslâm ve İnsan”, “İslâm ve Ahlâk”, “İslâm ve Cemiyet”, “İslâm ve Devlet”, “İslâm ve İnkılâp”, “İslâm ve Siyaset”, “İslâm ve Adalet”, “İslâm ve Mülkiyet”, “İslâm ve Ordu”, “İslâm ve Müspet Bilgiler”, ”İslâm ve Güzel Sanatlar”, “İslâm ve Kadın” ve İslâmın dışı Şeriat, içi Tasavvuf tanımiyle “Dışı ve İçiyle İslâm” halinde İslâmın bu toprağın insanına ve bütün bir insanlığa yabancı olmadığını anlatmıştır.

            Meselâ İslâm ve Devlet bahsinde Üstad diyor ki; “İslâm devlete, ruhun uzviyete yapışık olması gibi sımsıkı bağlıdır; asla ayrılmaz ve onsuz uzviyet düşünülemez..” ve “İslâmda idare şekli yok, idare ruhu vardır; ve ulvî ve münezzeh İslâmiyetin, saltanat, cumhuriyet vesaire gibi toprak seviyesinde kalan basit ve iptidai şekil ve kadro tercihlerine karşı herhangi bir alâkası mevcut değildir. O, (...askeri eğitim almış olan bir zihniyete uygun düşer mi bilinmez ama m.k.). Hakka esir bir fert hükümranlığını, başıboşluğa mahkûm bir hürriyet idaresinden üstün tutar; fakat en seçkin cemiyet temsilcilerinin meşveret (danışma, istişare) idaresini hepsinden üstün görür.”[3]

            Meselâ İslâm ve Adalet bahsinde Üstad diyor ki; “Âlemde tek adalet kaynağı, İslâm... Adalet, hakkı, “mâvuzua leh”ine, lâyık olduğu yere koymaktır.... Adalet budur.”[4]

            5-Tarih Hükmü: Nasıl Bozulduk?

            Her şey gibi tarih ölçümüz de gösteriyor ki, bir tarihin bittiği ve bir başkasının başlamak üzere bulunduğu fasledici çizgi üzerindeyiz. Bu çizgi üzerinde “icra-yı hükûmet”, ya hep, ya hiçe varır. Hep için duadayız.

            Ve Ahlâk yaralarımızdan misaller veriyor;

            Dalkavukluk, İhlâs yokluğu,

            İltimas, dalkavukluk, küçükten büyüğe doğru bir koruma tedbiri ise, bu da büyükten küçüğe doğru koruma. Değer ve liyakat ölçüsünün iflâsı..

            Hırsızlık, herkesle herkes arasında...

            Rüşvet, şahıslarda temerküz (bir yerde toplanma) eden mânevi haklandırma iktidarının hakka zıt olarak menfaat karşılığı satılması.

            Fuhuş, en aziz, en kutsî, en mahrem aidiyete vesile teşkil eden hadisenin, herkesle herkes arasında umumî ve hayvanî bir iştirak ifade etmesi.

            İçki, yok olmak ihtiyaciyle şuur ve muvazenenin zehir içmesi. Çünkü ruh boş bırakılmıştır.

            Cinayet, Allah’ın en haşmetli binası insanın, insanlar arasında, insan eliyle ve her türlü kanun ve kaide dışı yıkılması...

            Kumar, hırsızlık fiilinin ve birbirini talan etme hırsının, herkesçe makbul, herkesçe muteber ve bir ilim ve medeniyet tertibine bağlanmış alenî şekli...

            Ayrıca hile, doğruluktan korkuyoruz!

            Ayrıca yalan, hakikatten korkuyoruz!

            Ayrıca nefret, aşktan korkuyoruz!

            Ayrıca inkâr, İmandan korkuyoruz!

            Ayrıca istihza, ciddiyetten korkuyoruz!

            Ayrıca kargaşalık, nizamdan korkuyoruz![5]

            İnsanoğlu, bizde ve bu son devirde alçalmaya bırakıldığı kadar, hiçbir zaman ve mekânda bırakılmadı.

            6- Beklediğimiz İnkılâp

            İslâm, yönetilenlerin rızasiyle oluşacak yönetimi önermektedir. Cumhuriyet, emirlik, krallık isim olarak İslâm’ın önermediği, ancak muamelâtından Müslümanların hayatlarını tehlikede görmediği, kültür ve inancını güvenle yaşadığı bir ortamın sağlandığına bakılarak tercih edilebileceği söylenebilir.

            İdeolocya Örgüsü kapsamında ve  bir asra yaklaşan sürede arz edilen Büyük Doğu Mektebi bütününde sunulan şeriat kavramı, Türkçede ve hukuk terminolojisinde kullanılan “meşru” kelimesiyle aynı yapıdan türemiştir. Kısaca hukuk, adalet, rıza ve karşılıklılık ilkesi diyebileceğimiz bir hukuk terminolojisidir. Siyasal gücü elinde bulunduranlar, kendi güçlerinin üzerine çıkabilecek akım ve güçleri etki altına almak için kendilerinin düşman ilân ettikleri güç ve kavramları kötü örnekleriyle ele alarak olumsuzlaştırırlar. Halkı Müslüman olan bir ülkede İslâm’ın kurallarına uymak suç sayılmamalıdır düşüncesi dile getirildiğinde siyasal gücü elinde bulunduranlarla karşı karşıya gelinmektedir.

            İlk çağda Sokrates’i devletten kovanlar da aynı nedenlere sığınıyorlardı. Demek ki ilk çağdan bu yana siyasal alanda yol alınamamış. Tekrar etmekte fayda var, Şeriat, İslâm dininin kendi ve kendisiyle birlikte yaşamak isteyen azınlıkların hakları da dahil hukuk düzenlemeleridir. Ferde ait olanlar, toplumsal olanlar ve devlete ait olanlar vardır. Devletin şeklinden ziyâde işlevleriyle ilgili kurallardır.[6]

            Üstad ütopyasının zaman ve zeminini Osmanlının 16. yüzyıl başlarına kadar götürüyor ve “Kanuni devrinden beri gerçek inkılâbı bekliyoruz.” diyerek ekliyor;

            -İslâm inkılâbını kim örgüleştirecek? Reformcular mı, nefsani ve havai tefsirciler mi, kışrî (Künhü ve esası olmayan, kabuğa dair)  şeriatçiler mi, ham ve kaba softalar mı, yalancı sofiler mi, yeni müçtehit taslakları mı, yoksa bunlardan hiçbiri olmadığını telkin ederken, kendisine henüz bir sınıf ismi veremediğimiz, mücerret bir ifadeyle gerçek ve derin Müslümanlar mı? Öyleyse gerçek ve derin Müslüman ne demektir ve böyle Müslümanların ruhundan tütecek bir hayat mimarisinin çizgi çizgi müşahhas beyanı nedir?

            Gerçek ve derin Müslümanın üç cephesi vardır; Şeriat, tasavvuf ve bunların hikmetine nüfuz ehliyetinde şahsî ruh ve akıl... Derin ve gerçek müminde akıl, kendi nezaret sahasının son hudut taşı görünen noktadan bütün kâinata bakıcı ve ona göre hakları teslim ve kendi hakkını tahsil edici âzamî bir paya mâliktir. Ve bu âzamî paydır ki, aklın bazı hususlarda asgari derecesini kabul ettirir. Hülâsa ve netice; Her şeyden evvel ve sadece küllî hakikat mizânının İslâmiyet olduğuna iman... İşte bütün nükte buradadır.[7] 

            7- Beklediğimiz İnkılâbın Yönleri

             Bu bölümde ve diğer bölümlerde genel olarak anlatılan, kâinata çizilen bir kontur gibi duran silüete yer yer zum yapılarak işin “nasıl”ı ayrıntılı bir şekilde açıklanmaktadır. Şöyle ki;

            İdeolocya Örgüsünde, İslâm inkılâbının bugüne kadar tatbik mevzuu olmuş içtimai ve iktisadi sistemlerin (mezheplerin; kapitalizm, komünizm, vb) her birini karşısına alıp, “Herbirinizin ayrı ayrı ve parça parça arayıp da bulamadığınız hakikat, birer bütün halinde İslâmiyettedir.” hatırlatmasının yapıldığı görülmektedir.

[1]  Özer, Mustafa, Siyasi Bir Tavır Olarak Büyük Doğu, KEK Vakfı yayınları , 2013 s. 25

[2] a.g.e. s.26

[3] Kısakürek, Necip Fazıl, İdeolocya Örgüsü, Büyük Doğu yayınları, Bütün Eserleri 36, 1986 s.118-119

[4] a.g.e. s.125

[5] a.g.e. s.157-158

[6]  Özer, Mustafa, Siyasi Bir Tavır Olarak Büyük Doğu, KEK Vakfı yayınları , 2013 s. 85

[7] Kısakürek, Necip Fazıl, İdeolocya Örgüsü, Büyük Doğu yayınları, Bütün Eserleri 36, 1986 s.170-182-189

 

 

 

 

 

 

 

 

DİĞER YAZILARI BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ” “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-16 01-01-1970 03:00 BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ” “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-15 01-01-1970 03:00 BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ” “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-14 01-01-1970 03:00 BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ” “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-13 01-01-1970 03:00 BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ” “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-12 01-01-1970 03:00 BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ” “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-11 01-01-1970 03:00 BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ” “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-9 01-01-1970 03:00 BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ”“İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-8 01-01-1970 03:00 BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ” “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-7 01-01-1970 03:00 BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ” “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-6 01-01-1970 03:00 BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ” “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-5 01-01-1970 03:00 BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ” “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-4 01-01-1970 03:00 BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ” “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-3 01-01-1970 03:00 BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ” “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-2 01-01-1970 03:00 BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ” “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-1 01-01-1970 03:00 DEPREM 01-01-1970 03:00