BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ” “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-3
Bütün güç padişahta toplanmıştı. Yasama, yürütme ve yargı yetkilerini elinde bulunduran padişah, devlet yönetiminde tek otorite olup, ortak olunamaz bir iktidara sahipti. Klâsik dönemde padişahın otoritesi ve merkeziyetçi yönetim anlayışı, kul ve tımar sistemleri aracılığıyla merkezden taşradaki sınır bölgelerine kadar imparatorluğun her tarafına etkin bir şekilde götürülebilmekteydi. Eski Türk devletlerinin merkezî yönetimleri, Osmanlılara gelinceye kadar çok zayıftı. Merkeziyetçi yönetim anlayışını geliştiren Osmanlılar, eski Türk geleneği olan ve başlangıçta uyguladıkları ülkenin hanedan ailesine ait olduğu düşüncesini sonraları değiştirmişler ve ülkenin sahibi olarak padişah ve erkek çocuklarını kabul etmişlerdir.[1]
Cumhuriyet Türkiye’si ise kısaca;
Türkiye Tarihi, M.Ö. 3000 yıllarına kadar dayandırılmaktadır. Türkiye’nin üzerinde yer aldığı Anadolu, stratejik konumu nedeniyle Hititler, Lidyalılar, Urartular, Frigyalılar, Persler, Selevkoslar, Bergama Krallığı ve Pontus Krallığı gibi birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Daha sonra Roma İmparatorluğu’nun bir eyaleti olmuştur. Roma İmparatorluğu’nun bölünmesinin ardından Bizans İmparatorluğunun parçası haline gelmiştir. Önemli ticaret yollarının güzergâhında olması nedeniyle ticari anlamda zenginleşmiş ve ciddi bir kültürel birikime sahip olmuştur. 11. yüzyılda Anadolu’ya yapılan Türk akınları ile Türk etkisi altına girmeye başlamıştır. 13. yüzyıla kadar Selçukluların, 15. yüzyılda İstanbul’un fethinin ardından Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetine geçmiştir. Osmanlı Devleti’nin genişleme politikası sonucu 16. ve 17. yüzyıllarda Balkanlar, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’ya kadar geniş bir coğrafya Osmanlı topraklarına katılmıştır. 19. yüzyılda birçok iç ve dış sorunla karşı karşıya kalan Osmanlı Devleti birçok coğrafyada etkinliğini kaybetmeye başlamıştır. Modernleşme kaygısı ile yapılan Islahat ve Tanzimat girişimleri de zayıflamayı engelleyememiştir. (hızlandırdığı açık. m.k.) Osmanlı Devleti’nin çöküşünün ardından 1923 yılında Cumhuriyetin ilânı ile modern bir ulus devlet hedefi ile Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Cumhuriyetin ilânıyla Türkiye Cumhuriyeti adıyla yeni bir devlet kurulmuş olsa da siyasal, sosyal, kültürel, kurumsal, yönetimsel, bürokratik ve kamu yönetimi yapılarının bir çoğunu 19. yüzyıl Osmanlı Devleti’nden devralmıştır. Bu bakımdan Osmanlı Devleti’nin niteliği ağır basmaktadır. Bu dönüşümü yapan kişilerin bir çoğunun Osmanlı bürokrasinden gelmesi geleneklerin, değerlerin, davranışların ve tutumların (olumlu-olumsuz) aktarılmasına neden olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde devletin kuruluşu, cumhuriyetin ilanı, çok partili döneme geçiş ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçiş çok önemli dönüm noktaları olmuştur. Cumhuriyetin kurulduğu dönemde halâ savaş ortamının devam etmesi ve tek parti hâkimiyetinin olması, sağlıklı ve halkın görüş ve düşüncelerini dikkate alan bir yapının oluşmasını engellemiştir.
1950’li yıllardan sonra çok partili hayata geçiş ile beraber toplumsal yapıda ve parlamenter sistemin etkileri daha belirgin hale gelmeye başlamıştır. Bu dönemlerde ise koalisyon hükûmetlerinin uyuşmazlık sorunları bürokrasinin gücünün artmasına neden olmuştur.. Parlamenter sistemin uygulandığı dönemlerde yaşanan sorunlara çözüm arayışı başkanlık ve yarı başkanlık sistemlerinin denenmesi fikrini güçlendirmiştir. 16 Nisan 2017 tarihli halkoylaması ile hükûmet sistemi değişikliğine gidilmiştir. 24 Haziran 2018 tarihli seçimin sonucuyla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi uygulanmaya başlanmıştır. Ancak diğer ülkelerde uygulanan salt başkanlık sistemleri ile aynı olmayıp Türkiye’ye özgü bir takım farklılıklar taşımaktadır.[2]
İdeolocya Örgüsü’nde öngörülen Devlet ve İdare Teşkilâtı aşağıdaki tabloda da kolayca okunabileceği gibi Başyüce’ye bağlı Merkez ve Taşra Teşkilâtından müteşekkildir. Merkez Teşkilâtı Yüceler Kurultayı, Başvekâlet ve Yardımcı Kuruluşlar; (Merkez Akademyası, Yüce Din dairesi ve Halk Divanı), Başyücelik Akademyası da; (İlim ve Tefekkür Kolu, Edebiyat ve Güzel Sanatlar Kolu ve Fen ve Keşifler Kolun) dan oluşmaktadır.
Başyücelik Hükûmeti, bir Başvekil ve onbir vekilden mürekkeptir. “Vekil” tâbiri, doğrudan doğruya “Başyüce”ye izafetledir. Her biri üçer Müsteşarlığa bölümlü olan vekâletler, memur olduğu vazife bütününün, birkaç vekâlet çapında en girift ve en dolgun iş manzumesini belirtir.
Maarif Vekâleti;
İlim ve Güzel Sanatlar,
Halk Terbiyesi ve Evleri,
Umumi Öğretim Müsteşarlıkları..
Savaş Vekâleti;
Kara Kuvvetleri,
Hava Kuvvetleri,
Deniz Kuvvetleri Müsteşarlıkları.
İktisat Vekâleti;
Sanayi,
Ticaret,
Ziraat Müsteşarlıkları.
Maliye Vekâleti;
Bütçe ve Umumî Muvazene,
Vergiler ve Resimler,
Bankalar ve İnhisarlar Müsteşarlıkları..
Sağlık ve Bakım Vekâleti;
İyileştirme,
Güzelleştirme,
Çoğaltma Müsteşarlıkları...
Adliye Vekâleti;
Mahkemeler,
Islâhhaneler,
Kanunlar Müsteşarlıkları...
Matbuat ve Propaganda Vekâleti;
Matbuat,
Propaganda,
Turizma Müsteşarlıkları...
Hâriciye Vekâleti;
Şark,
Garp,
Haber Alma Müsteşarlıkları...
Dâhiliye Vekâleti;
Mülkî Teşkilât,
Belediyeler,
Umumî İnzibat Müsteşarlıkları...
Nâfia Vekâleti;
Tesisler,
Yollar,
Münakale Vasıtaları Müsteşarlıkları...
Düzenleme Vekâleti;
Teşkilât Düzeni,
İş Düzeni,
Sigorta ve Tekaüt Sandığı Müsteşarlıkları...
[1] Armağan, Abdüllatif, Akademik Bakış Cilt 5 Sayı 9 Kış 2011
[2] Akbay, Can, Gedik Universitesi, Türkiye’de Kamu Yönetimi s.234-235