Türk milletinin Çanakkale zaferini dünya halen kıskanıyor. 18 Mart 1915’te kazanılan Çanakkale Deniz Zaferi, bu milletin vatanı uğruna neleri göze alabileceğinin en büyük nişanesidir.
O gün, bir bayrak uğruna nice güneşler battı. Nice “kınalı kuzular” toprağa düştü.
Ve bizlere, üzerinde özgürce yaşadığımız bir vatan bıraktılar.
Bugün ise o kahramanları anma, hatırlama ve minnet borcumuzu ifade etme günüdür.
Her yıl olduğu gibi; şehitliklerde törenler düzenlenir, anıtlara çelenkler bırakılır, saygı duruşunda bulunulur, İstiklal Marşı okunur.
Şehit kabirleri ziyaret edilir, karanfiller bırakılır, Kur’an-ı Kerim tilavet edilir ve dualar edilir.
Okullarda anma programları düzenlenir, şiirler okunur.
Şehitlikler arasında büyüklük-küçüklük kıyaslaması yapılamaz.
Orada yatan her bir can, bu vatanın eşit değeridir.
Sormak gerekiyor:
Şehitler sadece protokolün, sadece valilerin, kaymakamların sorumluluğunda mıdır?
Bu milletin en çok güvendiği kurumlardan biri olan Türk Silahlı Kuvvetleri var.
Yarın belki biz olmayacağız.
Ama o şehitler…
Onlar hâlâ orada.
Ve sanki bize şöyle sesleniyorlar:
“Biz burada yatıyoruz…
Bizi hatırlayan yok mu?
Bir Fatiha gönderecek, bir dua edecek kimse yok mu?”
Buradan açık bir çağrıda bulunuyorum:
Yarın gerçekleştirilecek Şehitleri Anma ve Çanakkale Zaferi programlarında,
Şehitliklerde de devletimizi, milletimizi ve kahraman ordumuzu görmek istiyoruz.
Bu bir talep değil…
Bu, şehitlerin evlatları olarak en doğal hakkımızdır. Unutmayalım:
Bir milleti ayakta tutan şey, geçmişine gösterdiği vefadır.
Ve vefa, sadece hatırlamak değil…
Unutulmasına izin vermemektir.
1333 senesi Rebiülevvel ayının 18. günü, şehitlikte 1917 olarak tercüme edilmiştir.
Aslında bu tarih, 5 Mart 1915’e tekabül etmektedir. Tüm şehitlikler restore edilmelidir.
Kaynak: Dr. O. Deveci
17 Mart 2026