VİCDANIN YÜKSELİŞİ 

Mustafa Mete ÖZPINAR

09-04-2026 12:44

DEĞERLİ OKUYUCU BU YAZIYI DEFALARCA OKUYUN ve ANLATILANLARI LÜTFEN DÜŞÜNÜN 

HER OKUYUCUMU RABBİME EMANET EDİYORUM. SELAMLAR SAYGILAR EFENDİM.  

İsra ve Miraç olaylarını doğru okumak ve örfi bir imkân olan kandil gecelerinin ihyası ile ilgili hakikate ulaşmak adına ilahi hitabın “onlar ki sözün tamamını dinlerler ve en güzeline uyarlar” emrince lütfen sonuna kadar okuyalım; 

Bir gece, kendisine delillerimizden gösterelim diye kulunu Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya (en uzak mescide) yürüten Allah yücedir. Şüphesiz ki O duyandır, görendir.(İsra,1ayet) 

İsra,nın diğer anlamıda gece yürüyüşü demektir. 

Yani Mekke’den etrafı mübarek kılınan Mescid-i Aksa’ya kadar olan kısım ayette geçen kısımdır.

Mescid-i Aksa’dan göğe yükselme olayına da “Miraç” deniyor. Öyleyse yerden yere ve yatay olana “İsra”, yerden göğe dikey olana ise “Miraç” diyebiliriz. 

Benim nezdimde “razı olunmuş” bir hayatın ödülü olan İsra ve Miraç olayları indiği döneme bakılırsa “Rahmani bir teselli” olarak göze çarpar. 

Zira Mirac’ın gerçekleştiği zaman dilimi Alemlere rahmet olanın Hatice(ra)’si ve ona dokunulmazlık zırhı sağlayan amcası Ebu Talip’in vefatına denk gelen ve siyer kitaplarında “hüzün senesi” olarak anılan bir zaman dilimidir. 

Özellikle Alemlere rahmet olanın dayıları olan, Mekke’nin adeta gıda ambarı niteliğindeki Taif’in, ayetin deyimiyle Yeda Ebu Leheb’in (Ebu Lehep ve avanesi) “boykot tehdidi” ile karşı karşıya kalmasıyla kucaklanmak yerine taşlanmasıyla birlikte; sabır adeta taşmış, gözler semaya yönelmiş ve yürekten kopan o sessiz çığlık, semada misliyle karşılık bulmuştur. 

Burada verilen ilahi mesaj açıktır; 

“Yerdekiler senin kıymetini bilmese de, sen semadakiler için çok kıymetlisin!” 

Nitekim bu menfur olay karşılığında bunu yapanlara karşı verilecek ilahi azaba “ordan tek bir kişi dahi iman edecekse buna razı olmam, çünkü ben rahmet peygamberiyim” diyerek karşı çıkmış ve bu karşı çıkışla aslında ilerleyen süreçte Taif’ten çıkıp imanla nasiplenen yiğitlerin İslam’ın ilerleyişine katkısını sağlamıştır. 

“İsra ve Miraç olayı nasıl oldu, ne şekilde oldu, cesetle birlikte mi oldu, yoksa sadece ruhani bir yolculuk muydu?” türünden iyice mitoloji bulaşmış ve herkesin aldığı eğitim, geçtiği tedrisle kendi doğrusunu parlattığı; aykırı düşünene ise “asla” yaşam hakkı tanımadığı konulara hiç girmeyeceğim. Zira bu konu 1500 yıl boyunca yeterince tartışılmış ve konuya ilişkin “genel” bir kabul zaten ortaya konulmuştur. 

Ama benim bu süreçten anlam haritalarıma akan şeyler gayet nettir; 

Birincisi; zorluk ve sıkıntıların arttığı dönemler, rahmetin en yakın olduğu dönemdir. Yani gecenin en karanlık olduğu vakit sabaha en yakın olduğu vakittir. Bu yüzden asla vazgeçme ve başına ne gelirse gelsin umutsuzluğa kapılıp İblis’in tebessümlerini süsleme. 

Bir ikincisi ise gece yürüyüşü olmayanın; yani kendisiyle baş başa kalıp, vicdani muhasebesini yapmayanın; dünyaya geliş nedenini sorgulamayanın, bu sorgulamadaki çıkarımlarını yüreğine ve ömrüne yük etmeyenin, bu yükle gözlerine kum kaçmış halde gecelerini gündüz etmeyenin, insanlığın vicdan yükünü serçe kadar yüreğinde taşımayanların miracı olmaz. 

“Uruc” kökünden gelen ve “yükselmek, yukarı çıkmak, yücelmek” anlamına gelen miraç ise şuurla, gayretle, samimiyetle çabalayıp “ahsen-i takvim” makamına yani insan olma şerefini elde etmek için insanlık davasına ait olanlara ve bu bedeli ödeyenlerin hakkıdır. 

Üçüncüsü ise “sana emanet olarak verilen ne varsa, onlardan uzaklaştıkça sana onları verene ulaşacaksın” gerçeğidir. 

Zira “verilenden ayrılmak onu vereni hatırlamak ve bu hatırlayışla verene yaklaşmaktır” ki bu gerçek, bugünkü tüketim hırsı ile kölesi haline geldiğimiz kapital çağın en çok kanayan yarasıdır. 

Tüm bu anlatımlarımdan yola çıkarak da takdir edersiniz ki; özet olarak sunduğum bu çıkarımların bugün yapıldığı veya gösterildiği gibi sadece “bir geceye, bir ana, bir vakte” denk gelmesi mümkün değildir. 

Zira “son nefese kadar kulluk” ilahi emri de buna işaret edip, inanmış kesimin son nefese kadar bir dinamizm içinde olmasını emretmektedir. 

Peki “Miraç kandili” var mıdır? 

Kandil, bizim kelime hazinemizde karanlığı aydınlatan demek... 

Yani, bir insanın karanlıktayken önünü aydınlatabileceği ve ışığından faydalanabileceği eşya demek. 

Ruh köklerimizi besleyen, bize rehberlik yapan dinamiklerimizde aslında olmayan; ama çok sonraları kendini bu dinin hamisi olarak görenlerce icat edilerek kutlanagelmiş Miraç Kandili dahil diğer kandiller de aynı amaca hizmet ediyor olsa gerek. 

Peki neyi aydınlatacak? 

İç dünyamızı... 

Yüreğimizi... 

Gönül coğrafyamızı... 

Yürek Ülkemizi... 

Sizce aydınlatıyor mu gerçekten? 

Neyi besleyecek? 

Vicdanımızı... 

Merhametimizi... 

Acziyetimizi... 

Dürüstlüğümüzü... 

Omurgamızı... 

Onurlu duruşumuzu... 

Peki besliyor mu gerçekten sizce? 

Diyelim ki, bazılarının ısrarla Âlemlere rahmet olanın adına sözler icat ederek var olduğunu iddia ettiği kandiller var olsun. 

Peki ümmetin sünneti olarak kutlanan bu kandiller inandığınızı iddia ettiğiniz Allah aşkına, neyi aydınlatıyor? 

Bizim kendimizi kurtarma çabamızdan ve cennetperestliğimiz dışında kime ne fayda veriyor? 

İslam dediğimiz değerler bütünü; her müslümanın aktivist olması gerektiğini emrederken ve hayata dinamizm katması gerektiğini ısrarla zikrederken bu mistik anlayış nereye kadar mitolojiden beslenecek? 

Osmanlı döneminde icat edilen ve ondan ötesinde bir geçmişi olmayan bu manzumeler, madem bizim kendimizi besleyecek ve din dediğimiz değerler bütünü sadece bize yarayacak; binlerce sahabe neden evinden yerinden yurdundan binlerce km uzaklıkta ömrünü tamamladı? 

Madem din kendini kurtarmak idi Âlemlere rahmet olanın ev sahibi Ebu Eyüp El Ensari(ra)'nin İstanbul'da ne işi var? 

Bu kutsanan gecelerde gösterilen samimiyet, duyulan pişmanlık, dökülen gözyaşı yaşam süresince devam etmeyecek, yaşama renk katmayacak ve bir başkasının yarasına pansuman olmayacak ise iman dediğimiz kalem bu dünyaya ne yazar? 

Kutlamayalım mı? 

Rabbinle buluşma, secde etme, pişman olma, gözyaşı dökme, samimiyetle yalvarma, tövbe kapısına dikilme demek kimin haddine? 

Sadece bu gece yaptıklarını / yapacaklarını yaşamının tümüne yay ki son nefesin senin miracın olsun. 

Peki aslında dinde olmayan veya daha doğru bir deyimle sadece gelenek olan bir kandil veya zaman dilimi neden rağbet görür ve geleneğe bu kadar bağlı olan insanlar, asıl dini rükünleri neden rafa kaldırır? 

Gelin şimdi de bunu irdeleyelim; 

İlahi hitapta çok az kullanılan ama anlamı çok derin olan bir kelime var; HAMR. 

Kimi mütefekkirlere göre “mayalanmış” anlamına gelen bu kelime Arapça’da daha çok “üzümden yapılmış şarap” olarak kullanılıyor. 

Genel anlama baktığınızda ise ilahi hitabın emriyle yasaklanan şey “aklın örtülmesi veya aklı örten şey” demek. 

Bir çok tefsir alimi “hamr” emrini sadece “içki” kapsamında ele alsa da; bence bu, o günkü bakış açısıyla kabul edilse de bugünkü anlamıyla çok daha geniş kapsama alanına sahip. 

Öyle ya “aklı örten, kirleten, şuuru bulanıklaştıran, idraki zorlaştıran, gerçeğin üstünü örtmeye sebep olan” şeylerden bahsediyoruz. 

Bunu sadece “içki” olarak ele alırsak da bence bu ‘derin’ kelimeyi çok ‘dar’ bir alana hapsetmiş oluruz. 

Peki nasıl anlamalıyız? 

Madem ki “aklı örten” şey olarak tabir ettik bence bu sorunun cevabı açık; 

Seni yaşamayı üstlenmekten alıkoyan, vaktin çocuğu olarak çağın kanayan yaralarından uzaklaştıran, kendi özüne dönmene, kendini doğurmana engel olan, sana verilen kısa vadeli ömrü heba etmene engel olan her şey. 

Mesela? 

Televizyon. 

Gereksiz kullanılırsa sadece insanın gölge ve karanlık yanını ısrarla empoze ettiği için HAMR. 

Sosyal medya. 

Gereğinden çok vakit harcanıyor ve senin “asli” vazifelerini engelliyorsa HAMR. 

Oyun. 

Özellikle yetişkinlerin artık müptelası olduğu uygulamalar kısıtlı zamanı heba ettiği ve kendini unutmanı sağladığı, aklını örttüğü için HAMR. 

Kayıtsız şartsız “taraftarlık”. 

Hakikati aklınla bulmak yerine çoğunluk yapıyor diye mensubu ya da tarafı olduğun her fikir, düşünce, ideoloji hakkaniyet kantarında “necis” olduğu sürece HAMR. 

Sayın sayabildiğiniz kadar ve ilahi hitabın emriyle hepsi yasak. 

Çünkü aklı örtüyor ve insanın “kendisi” olmasının önüne geçiyor. 

Çünkü seni yaratan ve sana HAYY sıfatıyla can üfleyen kudret; senden “diri” bir akıl, “diri” bir ruh, “diri” bir zihin, “diri” bir bilinç, “diri” bir vicdan istiyor. 

Ne dersiniz? Haksız mıyım? 

Kandil veya cuma gecesi gibi “bonuslu” zaman dilimlerine bu kadar rağbet ediyor oluşumuzun sebebi; hamr yoluyla aklımızı örten şeylerin aslında farkında olduğumuz ve halen sol yanımızda buna dair bir pişmanlık, endişe taşıdığımız için bu pişmanlık ve endişeden mümkün mertebe en kısa sürede kurtulmak olabilir mi sizce? 

Peki yukarıdaki kandil bahsinde geçtiği gibi “müslümanlar yüreklerindeki ateşe rağmen neden toparlanamıyor?” 

Öncelikle şunu algılamak gerek bence. 

İnsan, kişisel konfor alanından çıkmadan ne inandığı değerleri yaşayıp taşıyabilir ne de sahip olduğunu iddia ettiği davaya ait olabilir. 

Zira inanç, dildeki iddianın kalpte yeşermesi ve bunun davranışa bürünmesidir. 

Bu çerçeveden baktığımızda ise tablo netleşiyor; 

Alemlere rahmet olanın(sav) yaşamında eminlik ve merhamet ön plana çıkıyor. 

İkinin ikincisi olan Hz Ebukebir(ra)’in yaşamında sadakat ve infak kültürü, 

Hz Ömer’in yaşamında adalet, 

Hz. Osman’ın yaşamında edep ve haya, 

Hz Ali’nin yaşamında ise ilim ve cesaret ön planda. 

Rabbim hepsinden razı olsun. 

Demek ki; Müslümanın “inandım” diyebilmesi için demek ki önce dürüst ve emin olması gerekiyor. 

Sonra sadık olması ve dünya malına meyletmemesi, akabinde amasız bir adalet anlayışına sahip olması, sonra edep ve haya sahibi olması ve nihayetinde de cesur olması ve ilme sarılması gerekiyor. 

“Ama O peygamberdi” diyenleri duyar gibiyim. 

Evet o peygamber idi ve ilahi hitap onu “örnek bir ahlak” üzerine yarattığını beyan ediyor. 

Örnek ne demek? 

Günümüz tabiriyle prototip. 

Yani bundan sonraki modellerin ona benzemesi için üretilen ilk ürün, ilk model… 

Dolayısıyla mevcut tabloda bakın bu örnek insan, onun gibi olacaksınız, ona benzeyeceksiniz demek istenmiyor mu sizce de? 

Anlattığım dört halife ise onun ahlâkının varisleri olarak ona benzemeye çalışarak, onun sancağını ve davasını taşımadılar ve yaşamlarını buna şahit kılmadılar mı? 

Yanlış düşünüyorsam lütfen beni düzeltiniz. 

Dürüst, merhamet sahibi, sadık, paylaşımı yaşam tarzı haline getirmiş, amasız adalete iman etmiş, edep ve haya sahibi, cesur ve ilim uğrunda adanmış birini kim yenebilir, böyle bir karakteri hangi ateş yakabilir? 

Madem ki durum bu, az önce sorduğumuz “neden toparlanamıyoruz” sorusunun da cevabı bu değil mi sizce de? 

Bugün kabul edelim ki hep söylediğim gibi kalbimiz başka söylüyor aklımız başka. İmanımız başka bir yere çağırıyor, yaşadığımız zaman başka bir yere. İçimiz bizi ölümle doğulacak olan bir hayatın hazırlığına davet ediyor, dışımız ölümü hiç hatırlamadan gününü gün etmenin davetçisi. 

Peki sonuç ne? 

Öncelikle ne yaşanırsa yaşansın asla umutsuzluğa bürünüp İblis’in tebessümlerini süslemeyeceğiz. 

Zira iman ediyoruz ki; 

Her hainin karşısına bir Godayva; her Yezit’in karşısına bir Hüseyin, her Firavun’un karşısına bir Musa; her Nemrud’un karşısına bir İbrahim çıkacak ve insanlığın adalet, özgürlük ve anlam arayışı devam edecektir. 

Bu yorgun ama dipdiri umuda rağmen zihni ile kalbi arasındaki “peki neden bugünkü tablo?” kavgasına cevap arayanlara da seslenmiş olalım; 

Kendisini, ısrarla yüzlerce ayetinde “sevgi ve rahmet kaynağı” olarak tanıtan, “Rahmetim gazabımı geçti” diye müjdeleyen bir kudreti korku üzerine bina edilen duygularla sevdirmeye çalışırsanız insanın fıtratı gereği korku ile sevgi yazık ki aynı kalpte barınmaz; zira insan sevdiğinden korkmaz, korktuğunu ise sevemez. 

Korkulacak olan Allah’ın zatı değil O’nun sevgisini, rahmetini, muhabbetini kaybetme korkusudur. Teşbihte hata olmaz bizim sevdiklerimizi üzmekten ödümüzün patlaması gibi bir şey bu. Çünkü hatamızın, yanlışımızın, kusurumuzun ucunda sevdiğimizin “sevgisini kaybetme” korkusu vardır. 

Ama cennetin güzelliklerini anlatan onca ayeti atlayıp cehennem tehditleriyle “hocalık” yapan, gördüğü veya algıladıklarını onun gördüğü veya algıladığı gibi görüp algılamayanları “kafir, zındık, dinden çıkmış, katli vacip” gibi fetvalarla korkutan güruh, “nasıl”ından ziyade “niçin”ini, “şeklinden” ziyade “özünü” öğretmediği / öğretemediği için ve insan(lar) bu konudaki ödevini bizzat kendisi asıl kaynağından öğrenmek yerine başkalarından öğrenmeye hevesli bir toplumda yaşam sürdükleri için riayet değil rivayet üzerine bina edilen bir algının sonucu olarak bugün sözünü ettiğiniz tablolar kaçınılmaz oldu ne yazık ki. 

Bu nedenle de statik kalıplarla düşünen, aynı popülistçe argümanları papağan gibi tekrar edip duran bir toplum var artık ve resmin bütünü bu toplumun içine sürüklendiği zihinsel ve duygusal erozyondan kendi çabasıyla çıkamadığını gösteriyor. 

Hatta bir tık yukarı çıkıp üzerinde tepindiğimiz manevi mirasın dünyada eşi benzeri olmayan zenginliğine rağmen dini anlama ve yaşama konusunda ciddi sıkıntılar olduğunu henüz fark etmiş bile olmadığımızı söyleyebilirim. 

Bu noktada, işin ehlinin, ilim ve irfan sahiplerinin daha fazla yol gösterici olması gerekiyor. 

Treni yeniden rayına sokacak olanlar onlar olabilir ancak onlar da birbirini tekfir etmekle programlanmış durumda. 

Evet bu tabloları gördükçe eminim siz de benim gibi hissediyorsunuzdur;  ‘Sanki durmadan dibi olmayan bir kuyuya düşüyoruz ve yıldızlar hep yukarıda kalıyor!” 

Kimsenin hayatını, doğrularını reçete etmek haddim olmasa da (üzerime düşen uyarı vazifesinin sorumluluğundan kurtulmak adına) yanlış istikametlere doğru savrulduğumuzu görebilenler olarak (başta kendi nefsim) kendimizi ‘değişmez olan’ın rehberliğinde bir an evvel değiştirmemiz; tasavvurumuzu, ufkumuzu, idrakimizi, şuurumuzu, ahlâkımızı, hassasiyetlerimizi yeni baştan inşa etmemiz gerekiyor.  

Bence bunun da yolu yaşadığımız çağı doğru okumaktan, aklımızı örten şeylerden kurtulmaktan ve bu okuyuşla yaşadığımız çağa olan borcumuzu fark etmekten geçiyor. 

Fark edebilenlere selam olsun! 

 

DİĞER YAZILARI GÜNÜMÜZDE ÜNİVERSİTELER  01-01-1970 03:00 HAK’KA TESLİMİYET 01-01-1970 03:00 DÜNYANIN BEKLEDİĞİ İHANET   01-01-1970 03:00 SAĞLIĞINIZ İÇİN BU YAZIYI OKUYUP PAYLAŞINIZ  01-01-1970 03:00 TARİHİN ÇOK DEĞERTLİ İNSANLARI  01-01-1970 03:00 MERHAMET İPE ÇEKİLDİ  01-01-1970 03:00 TELEF OLAN HAYATLAR, BOŞA GEÇEN GÜZEL YILLAR 01-01-1970 03:00 İNSANLIK VEDA HUTBESİNİ ARIYOR  01-01-1970 03:00 ZULÜM ALTINDA EZİLENLER    01-01-1970 03:00 EĞİTİLEN DEĞİL OKUYAN BİR MİLLET OLMAK ZORUNDAYIZ  01-01-1970 03:00 KAPİTALİZMİN İĞRENÇ YÜZÜ  01-01-1970 03:00 KUL HAKKINI TANIYIN  KUL HAKKINDAN SAKININ  01-01-1970 03:00 MEZHEPCİLİK ve BÖLÜCÜLÜK  01-01-1970 03:00 İSLAMİYETE NASIL DAHA FAYDALI HİZMET EDİLİR? 01-01-1970 03:00 KUL HAKKINI TANIYIN, KUL HAKKINDAN SAKININ  01-01-1970 03:00 YARADANIN SEÇKİN KULU OLABİLMEK  01-01-1970 03:00 İSLAM DÜŞMANLARI KAHROLACAK  01-01-1970 03:00 KUR’AN-I KERİM’DE OLMAYANLAR  01-01-1970 03:00 MAHŞERDE ŞAHİDİMİZ BEDENİMİZ OLACAKTIR   01-01-1970 03:00 İSRAİL YOK OLMAKTAN KORKMAYA BAŞLADI  01-01-1970 03:00 GENÇLİĞE SAHİP ÇIKIN DAĞILIYOR  01-01-1970 03:00 RAHMET-MAĞFİRET-KURTULUŞ  01-01-1970 03:00 BELEDİYE BARONLARI  01-01-1970 03:00 SADAKAT ve MUTLU AİLE NİĞMETTİR  01-01-1970 03:00 HANTAVİRÜS SEMPTOMLARI YAYILIYOR  01-01-1970 03:00 MUTLULUĞU ÇOK ÖZLEDİK  01-01-1970 03:00 ÇÖL TOZU TÜRKİYEYE YAYILMAYA BAŞLADIMI? 01-01-1970 03:00 İSLAM ŞİİRİ  01-01-1970 03:00 SUSKUNLUK YOLUNDA SESSİZ ÇIĞLIKLAR VAR  01-01-1970 03:00 TÜRKİYE’NİN SİLAH İMPARATORLUĞU GÜÇLENİYOR  01-01-1970 03:00 KURBANDA DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR  VE DOĞRULAR   01-01-1970 03:00 TÜRKİYE  DÜNYA BASINININ DİLİNDE  01-01-1970 03:00 DÜNYANIN KALBİ YAVAŞLIYOR TÜM DENGELER BİR ANDA ALTÜST OLACAKMIŞ  01-01-1970 03:00 MAYISTA TÜRKİYEYE KAR GELİYOR  01-01-1970 03:00 VATAN UĞRUNA CAN VERENLER  01-01-1970 03:00 500 TONLUK ÖLÜMLER BAŞLADI  01-01-1970 03:00 MÜSLÜMANLAR YENİDEN MÜSLÜMAN OLMALI  01-01-1970 03:00 DÜNYA SİYASETİ DEĞİŞİYOR  01-01-1970 03:00 TARİHİ GERÇEK İRANDA TÜRK HAKİMİYETİ  01-01-1970 03:00 BİR MİLLETİN KADERİNİ VİCDANI BELİRLER  01-01-1970 03:00 TÜRKİYEDE DEĞERLER SİSTEMİ ÇÖKTÜ  01-01-1970 03:00 İNSANLIK VEDA HUTBESİNİ ARIYOR  01-01-1970 03:00 .B.D. NİN KORKUSU: MİLLİYETCİLİK   01-01-1970 03:00 DEVLET ve TOPLUMU BEKLEYEN TEHLİKELER  01-01-1970 03:00 EĞİTİME YÖN VERMEK GEREK  01-01-1970 03:00 ALLAH’IN YARDIMI  01-01-1970 03:00 MARAŞTA OKUL BASKINI 9 ÖLÜ 20 YARALI  01-01-1970 03:00 İNSANLIĞI MAHVEDEN İLLET  01-01-1970 03:00 YOLSUZLUK YAPAN ÇALAN ÇARPAN ALÇAKTIR  01-01-1970 03:00 CANİ İSRAİL’İN  BİLİNMEYEN MASKESİ  01-01-1970 03:00 TÜRKİYENİN MAARİF MODELİ  01-01-1970 03:00 İNSAN OLMAK- OLABİLMEK  01-01-1970 03:00 ŞEREFLE BİTİRİLMESİ GEREKEN EN AĞIR GÖREV HAYATTIR   01-01-1970 03:00 1.NCİ KÖRFEZ SAVAŞINDAN BUGÜNLERE  01-01-1970 03:00 İRAN’A SALDIRI  ORTADOĞUYA SALDIRIDIR  01-01-1970 03:00 İSLAM PEYGAMBERİ  01-01-1970 03:00 KANOLA YAĞI NEDİR FAYDALARI ZARARLARI NELERDİR  01-01-1970 03:00 GAZETECİYE ZULÜM EDİLMEZ   01-01-1970 03:00 CANLAR KATLEDİLİYOR DÜNYA HALEN SUSUYOR    01-01-1970 03:00 FAİZ KISKACINDA BATIYORLAR  01-01-1970 03:00 EVDEKİ BEREKETİ ÇOĞALTMANIN EN GÜZEL YOLU   01-01-1970 03:00 İSLAM  01-01-1970 03:00 TÜRK MİLLETİ ve TÜRKİYE  ÇOK AKILLI OLMALIDIR  01-01-1970 03:00 İRAN’A SALDIRANLAR ORTADOĞU HAYALİ İÇİNDE   01-01-1970 03:00 VİCDANIN YÜKSELİŞİ  01-01-1970 03:00 KALBİMİZDEKİ BAŞKA AKLIMIZDAKİ  BAŞKA    01-01-1970 03:00 TÜRK’ÜN ÇANAKKALE GURURU   01-01-1970 03:00 İSLAM ALEMİNİN BAYRAMI HAYIRLARA VESİLE OLUR İNŞAALLAH   01-01-1970 03:00 İNSAN OLMAK- OLABİLMEK  01-01-1970 03:00 BİR BAYRAMA DAHA UYANACAĞIZ    01-01-1970 03:00 KADİR GECESİ'NİN  ANLAMI ve ÖNEMİ   01-01-1970 03:00 EĞİTİM ve ÖĞRETİMİN NERESİNDEYİZ  01-01-1970 03:00 DUALARIMIZI KABUL EYLE  YARABBİ   01-01-1970 03:00 ORUCUN FAZİLETİ  01-01-1970 03:00 PUTLARIN 01-01-1970 03:00 Z E K A T  01-01-1970 03:00 İRAN’A SALDIRI  ORTADOĞUYA SALDIRIDIR  01-01-1970 03:00 İSLAMİYET KAİNATA GÖNDERİLDİ  01-01-1970 03:00 KUL HAKKI ÇOK ÖNEMLİ  01-01-1970 03:00 MANEVİYAT ve SAĞLIK BULUŞUYOR  01-01-1970 03:00 TÜRK KÜLTÜRÜNÜ TANIYALIM  01-01-1970 03:00 İSLAMDA MANEVİYATIN DEĞERİ  01-01-1970 03:00 YOBAZLIK NEDİR NASIL OLUR? 01-01-1970 03:00 HAKİMİYET ve DEMOKRASİ  01-01-1970 03:00 İSLAMİYET KAİNATA GÖNDERİLDİ  01-01-1970 03:00 MÜNAFIKLIK ve KÜFÜR YOLLARI   01-01-1970 03:00 İSLAM ALEMİNİN YENİDEN MÜJDECİSİ   01-01-1970 03:00 HAYATIMIZI MANEVİYATLA SÜSLEMEK  01-01-1970 03:00 RAMAZAN’IN ÖNEMİ  01-01-1970 03:00 RAHMET PINARINI YAŞAMAK  01-01-1970 03:00 NEFİSLERİ İSLAH ETMEK   01-01-1970 03:00 FAİZ NASIL DOĞDU KİM İCAD ETTİ? 01-01-1970 03:00 HZ.NUH’UN GEMİSİNİ YÜZDÜREN SU  01-01-1970 03:00 TÜRKİYE’NİN YERLİ ÜRETİM GÜCÜ  01-01-1970 03:00 TÜRKİYE’DE DİN EĞİTİMİ  01-01-1970 03:00 YARADILIŞTAKİ MÜKEMMELLİK  01-01-1970 03:00 NEREYE SÜRÜKLENİYORUZ BELLİ DEĞİL  01-01-1970 03:00 DOĞRULUKTAN AYRILMA   01-01-1970 03:00 AMERİKANIN YAPTIĞI KATLİAMLAR  01-01-1970 03:00 İSLAMDA SÜNNET YOKTUR DİYENLER OKUSUN  01-01-1970 03:00 DÜŞMANLARIMIZ DEĞİŞİYOR  01-01-1970 03:00 RAMAZAN GELİYOR ÇOK ŞÜKÜR  01-01-1970 03:00 İNSAN, İNSANI KISKANMAMALI   01-01-1970 03:00 PARANIN ALAMAYACAĞI GÜÇLER  01-01-1970 03:00 BAKIŞ AÇINI DEĞİŞTİR  HAYATIN DEĞİŞSİN   01-01-1970 03:00 GERÇEK VATAN SEVGİSİ NASIL OLMALI  01-01-1970 03:00 AMENTÜ’NÜN ÖNEMİ  01-01-1970 03:00 VATAN SEVDASI  01-01-1970 03:00 İNSANLIĞA ÜÇ MESAJ  01-01-1970 03:00 DUA HALİNDE BİR ÖMÜR  01-01-1970 03:00 EĞİTİMLE GÜZELLEŞEN HAYATIMIZ  01-01-1970 03:00 DEPREMİN ÖTEKİ YÜZÜ  01-01-1970 03:00 İNSANIN İBLİS HALİNE DÖNÜŞÜ  01-01-1970 03:00 CUMHURİYET İSLAMİ YÖNETİM  ŞEKLİDİR  01-01-1970 03:00 ALLAHIM  01-01-1970 03:00   FİLİSTİN VE İSRAİL GERÇEĞİ  01-01-1970 03:00  CENAB-I HAKK’IN NAZARGAHI  01-01-1970 03:00 MİLLETE ADANMIŞ ÇİLELİ BİR HAYAT  01-01-1970 03:00 FITRAT ÜZERİNE YAŞAMAK  01-01-1970 03:00 GÖNÜLLER DAR OLMASIN  01-01-1970 03:00 BAŞIMIZA GELENLER  01-01-1970 03:00 CANIM VATANIM CANIM TÜRKİYEM  01-01-1970 03:00 AY YOLCULUĞU A.B.D. YALANI  01-01-1970 03:00 SAKIN BUNLARI ALIP YEMEYİN  01-01-1970 03:00 HZ.ÖMER’İN ÖRNEK HAYATI  01-01-1970 03:00 MİLLİ MÜCADELENİN BİLİNMEYENLERİ  01-01-1970 03:00 CANIM VATANIM CANIM TÜRKİYEM  01-01-1970 03:00 SEVAD-I AZAM ve HÜRRİYET  01-01-1970 03:00 HER GÜNE BİR İYİLİK SIĞDIR  01-01-1970 03:00   DÜNYA İMTİHAN DÜNYASIDIR  01-01-1970 03:00 HERŞEY YARADAN HAKKIN EMRİNDEDİR  01-01-1970 03:00 KUR’AN-I KERİM HAYAT REHBERİDİR  01-01-1970 03:00 MİLLİ YARAMIZ VAR  01-01-1970 03:00 GÜL ve ÖMÜR 01-01-1970 03:00 MİLLİ BİRLİK ŞARTTIR  01-01-1970 03:00 HAYAT ÇOK KISA  01-01-1970 03:00 İNSAN ve İNSANIN ÖZÜ  01-01-1970 03:00 KALB’LERE SEVGİ DOLSUN  01-01-1970 03:00 KOSKOCA MEDENİYET PARAM PARÇA  01-01-1970 03:00 DOĞUNUN UYANIŞI İLE BATININ  KORKUSU NİHAYET BAŞLADI   01-01-1970 03:00 HÜRRİYET’İN DEĞERİ  01-01-1970 03:00 ŞEHİTLERE VEFA BORCU  01-01-1970 03:00 KUR’AN-I KERİM HAYAT REHBERİDİR  01-01-1970 03:00 HER GÜNE BİR İYİLİK SIĞDIR  01-01-1970 03:00 HUZUR “İSLAM”DADIR  01-01-1970 03:00 İMAN YOLUNDA DOĞRU OLMAK GEREK  01-01-1970 03:00 TARİH DİYE YALAN YAZILMAZ  01-01-1970 03:00 KAN AĞLAYAN TÜRK DÜNYASI  3.NCÜ ve SON BÖL.  01-01-1970 03:00 KAN AĞLAYAN TÜRK DÜNYASI -2.NCİ BÖL.  01-01-1970 03:00 KAN AĞLAYAN TÜRK DÜNYASI -1 01-01-1970 03:00 GÖZ RAHATSIZLIĞININ PERDE ARKASI 3.NCÜ ve SON BÖLÜM 01-01-1970 03:00 GÖZ RAHATSIZLIĞININ PERDE ARKASI  2.NCİ BÖL.  01-01-1970 03:00 GÖZ RAHATSIZLIĞININ PERDE ARKASI 1.NCİ BÖL.  01-01-1970 03:00 DOĞUNUN UYANIŞI İLE BATININ  KORKUSU NİHAYET BAŞLADI   01-01-1970 03:00 5 BİN YILLIK TARİH DİM DİK AYAKTA  01-01-1970 03:00 KUNDAKTAKİ BEBEKLER ÖLDÜRÜLDÜ  01-01-1970 03:00 YARADANI ZİKRETMEK  01-01-1970 03:00 A ve B TİPİ KİŞİLİKLER  01-01-1970 03:00   KİŞİSEL GELİŞİM ÇOK ÖNEMLİ  01-01-1970 03:00 KELİME-İ ŞAHADET  01-01-1970 03:00 MİLLETLER DEĞERLERİYLE YAŞAR  01-01-1970 03:00 ALLAH’A KULLUK EDEBİLMEK  01-01-1970 03:00 KAPİTALİST SOYGUNLARI  01-01-1970 03:00 KELİME-İ ŞAHADET  01-01-1970 03:00 TEFEKKÜR ve HAYAT  01-01-1970 03:00 AMACINA İYİ SARIL   01-01-1970 03:00 K A Y B E T T İ K  01-01-1970 03:00 TÜRK KÜLTÜRÜNÜ  TANIYALIM  01-01-1970 03:00 HOCALI KATLİAMININ İÇ YÜZÜ   01-01-1970 03:00 KUR’AN İNSANLIĞI YAŞATIYOR  01-01-1970 03:00 MÜSLÜMANLARA  YAPILAN ZULÜM ve İŞKENCELER  01-01-1970 03:00 KORKULARIMIZ  01-01-1970 03:00 AMACINA İYİ SARIL   01-01-1970 03:00 SULTAN ALPARSLAN’IN IŞIK TUTAN SÖZLERİ   01-01-1970 03:00 KUR’AN İNSANLIĞI YAŞATIYOR  01-01-1970 03:00 GENÇLİK KÜLTÜRÜNDEN KOPARILIYOR  01-01-1970 03:00 HUZURU KENDİMİZ KAYBEDİYORUZ  01-01-1970 03:00 VİCDAN ve İNSAN  01-01-1970 03:00 ALLAH’A SITK İLE BAĞLAN BU DÜNYA BOM BOŞ  01-01-1970 03:00 KORKULARIMIZ  01-01-1970 03:00 ÇIPLAK GEZMEK MODA OLDU  01-01-1970 03:00 VİCDAN ve İNSAN  01-01-1970 03:00 ALLAH’A KULLUK EDEBİLMEK  01-01-1970 03:00 ADALETİ YAŞATIN HERKESE  LAZIM   01-01-1970 03:00 HAYAT GERÇEKLERİ  01-01-1970 03:00 KAPİTALİST SOYGUNLARI  01-01-1970 03:00 DÜNYADAKİ “TÜRK” NÜFUSU  01-01-1970 03:00 DEĞİŞİMİN İÇ YÜZÜ  01-01-1970 03:00 HUZURU KENDİMİZ KAYBEDİYORUZ  01-01-1970 03:00 DOĞRULUK ve SAMİMİYET  01-01-1970 03:00 HUZURU KENDİMİZ KAYBEDİYORUZ  01-01-1970 03:00 HAYAT GERÇEKLERİ  01-01-1970 03:00 GENÇLİK KÜLTÜRÜNDEN KOPARILIYOR  01-01-1970 03:00 TOPLUM ÇÜRÜYOR  01-01-1970 03:00 GENÇLİK KÜLTÜRÜNDEN KOPARILIYOR  01-01-1970 03:00       DOĞRULUK ve SAMİMİYET  01-01-1970 03:00 DEĞİŞİRKEN KİRLENİYORUZ  01-01-1970 03:00 VİCDAN ve İNSAN  01-01-1970 03:00   AİLE KÜLTÜRÜ ve HUZUR  01-01-1970 03:00