Azerbaycan’da son 2 ayda ortaya çıkan başörtüsü tartışması Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ‘in “okullarda başörtüsü yasağı” düzenlemesi ile tırmanmaya başladı.
Azerbaycan halkı ve akabinde Türkiye toplumu bu kararla iki gruba ayrıldı: Başörtüsünü savunanlar, başörtüsüne karşı olanlar.
Lakin, çok az bir aydın kesim var ki, konuya geniş spektrumdan bakarak, analitik ve detaylı değerlendirmelerde bulunarak toplumu aydınlatmaya çalışıyor.
Benim amacım da meseleye objektif yaklaşarak Cenap Aliyev’in bu kararının asıl nedeni hakkında açıklayıcı analizde bulunmaktır.
Her şeyden önce bilmelisiniz ki, Azerbaycan bir İslam ülkesidir ve İ. Aliyev defalarca Kabe’yi ziyaret eden Müslüman devlet Başkanıdır.
Dahası Azerbaycan halkı da büyük oranda Müslüman ve inançlı Türk halkıdır.
Yalnız, Azerbaycan devleti 1990 yılına kadar Sovyet Rusya’sının dağılması ile Azerbaycan’a sınır olan ve Türkiye’den farklı olarak ne hikmetse Rus yönetiminin daha ılımlı yaklaşımla yakınlaşmaya izin verdiği İran etkisinde kalarak genlerinde İslam inancını taşıması sebebi ile, hani tabiri caiz ise susuz çiçeğin , susuz balığın, havasız insanın suya, havaya susadığı gibi inanç hasreti ile ateist Sovyetlerden kurtulduğu gibi inancına sahip çıkmak istediği halde yanlışlıkla bu inancını İran’ı önder, örnek alarak güncellemeyi seçti. İran ise Azerbaycan halkına gerçek İslamı değil batıl fikir ve inançlarla aslını yitirmiş, “cahil” bir dini bilinç aşıladı.
Nasıl mı?
Benim hafızamda çok iyi yer edinen ritüellerden birisi her Muharrem ayında Teze Pir Camiine giderek mezarı ziyaret edip mezardan medet umar dua ve yakarışlarla, mumlar yakarak, siyah çabıt parçasını caminin bahçesindeki ağacın dalarlına bağlayarak niyet, dilek dilemek ve orada mevcut kutulara para –sadaka bırakarak yine dilek dileyip oradan ayrılmaktı.
Ayrılmadan önce de eğer Muharrem ayının ilk 10 gününe denk gelmişsek erkelerin ağır ve kalın, metal zincirlerle kendilerini döverek mersiye- ağıtlar okuyarak , “Allahü Ekber” diye bağırmakla sırtlarına o ağır metal zincirleri çarpma eylemini izliyorduk. Kadınlarımız da bir kenarda seyr ederek isteseler de istemeseler de vah-şiven, figanla ağlıyor , yüzlerini tırnakları ile çizerek “Allah’a sadakat ve kulluklarını” ifade ettiklerini sanıyordu.
O günlerde sabun kullanmak, temizlik yapmak haram ve günahtı, açıklaması da Kerbela şehtileri ıssız çölde erzaksız, sabunsuz,susuz kaldıkları için o günler anısına Müslüman olanlar da sabun kullanmamalı, hatta gülmek dahi yasaktı ki, neşeli bile görünmemeli, kederli sima ile dolaşmalı idi.
Bu biçim bir “İslam yaşantısını” yaşayan “halis” Müslüman kadınlar ise simsiyah “çarda” dediğimiz çarşaf giyinip, siyah eldivenler takar, hayatı kendilerine zehir edecek kadar miskin bir yaşam şekli içinde adeta “ölü canlar” gibi yaşıyorlardı.
Ha, gel gör ki, gıybet, dedi –kodu, arkadan çekiştirmek serbest, bu gibi aslında dinimizde büyük günah sayılan gereksiz ve insana, müslümana yakışmayan haller, alışkanlıklar hemen –hemen çarşaflı dolaşan kadınların büyük çoğunluğunda sıradan özelliklerdendi.
Benim mantığıma göre bir insan hayatının tamamına yakınını baştan aşağı siyah renkli kıyafetle geçirirse zaten içi , kalbi de kararır, zihni karamsarlığa ve olumsuz düşüncelere hapsolur.
Nitekim aziz Peygamberimiz siyah rengi sevmemiştir. Ve nitekim, Allah insanlık için çeşitli ve gözü, gönlü okşayan renkler yaratmış, bu renkleri kullanmanın gayet doğal olduğunu yarattığı sayısız çeşit gül, çiçek, bitki örnekleri ile insanlığa armağan etmiştir.
Fakat, İslam’ı toplumları zihinsel köle gibi idare etmek amacı güden yönetimler tebliğ ederse halka dayatılan “inanç kalıbı” ile insanlar onlara aşılanan her türlü yanlışı “ibadet, dini yaşam, takva, vecibe” sanıyor ve inandırıldığı –aslında kandırıldığı bu dindarlığı o kadar gerçek sanıyor ki, arkadaş çevresi ile tartışarak etrafını da inandırmaya çalışıp, başka türlü yoksa “cehennem ateşinde” yanacak diye az daha ağlayarak ikna etmeye uğraşanları gördüm.
Gelelim mevzuya, bu batıl inanç kalıbını Azerbaycan Cumhuriyeti bağımsızlığını kazandıktan sonra Türkiye’den Azerbaycan’a iş kurmak için, Azerbaycan halkını ekonomik ve kültürel desteklemek, geliştirmek ve kalkındırmak için gelen bir çok iş adamlarının Sünni- Hanefi inancını yaşadıkları örnekleri ile gözlemleyen Azerbaycanlıların İslama bakış açıları yavaş- yavaş değişmeye, İslam hakkında bulanık ve sisli düşünce perdesi tedricen kalkmaya başladı.
Muharrem ayında evine misafir gittiğim Türkiye’li Abla’nın sabun, deterjan kullandığını gördüğümde şaşırmıştım ve-” ama bu günlerde sabun kullanmak günah” diye söylediğimde, çok güzel bir dille böyle inançların İslam’da aslı olmadığını bana izah etmişti.
Neyse, bizim şu an da siyah da olmasa örtünme şekli ya iran tarzı örtünmedir, ya da arap kültürüne ait olan kapatma şeklidir.
Azerbaycan kadınları ta eskiden başlarına “Aragçın” dediyimiz özel kumaştan başlık ve üstüne “Kǝlağayı” dediğimiz milli, buta ve Türk motifli, aydınlık renklerden kenarları “basma” boyalı ham ipekten üretilen çok geniş baş örtüsü Azerbaycan Türkçesi ile “Örpǝk” ile sade biçimde başını örter, saçlarının tamamını kapatma gereği duymaz ve bu günah ta sayılmaz. Azerbaycan kadınının baş örtüsü o kadın kendi özgür iradesi ile istediği zaman ve istediği biçimde örteceği bir örtüdür.
Yani çocukların okula başörtülü gitmesi onların rızası ile oluyorsa dahi, bu isteği onlara ebeveynleri ikna edecek biçimde, onların akıl – mantık kapasitesinin bunu sorgulayamayacağı dille aşılandığı için, bu kararın ilk okul, orta okul ve lise için gayet doğru olduğunu savunuyorum. Nihayetinde Azerbaycan’da başörtüsü yasağı yoktur.
18 yaşını dolduran her kız, kadın örtüne bilir, baş örtüsünü istediği biçimde kapata bilir.
Ama okul çağı çocuklarının bir taraftan da aynı forma, aynı biçimde görünme hassasiyetini çok normal karşılıyor ve savunuyorum.
Azerbaycan kadınının ne fars kültürüne, ne de arap geleneğine ayak uydurmak mecburiyeti olmadığı gibi buna ihtiyacı da yoktur.
En başından Azerbaycan kadını hayatın her alanında, her koşulda eşinin, devletinin doğrudan yanında yer alan, savaşlara katılan, cephelerde görev alan ve Sara Hatun gibi diplomatik zekaya sahip asil Türk hanımlarıdır.
Her şeyden önce de Azerbaycan’ın kendine has giyim, kuşam kültürü var ki, farsa da, araba da üstün gelir.
Yalnız, günümüzde baş örtüsüne karşı çıkıldığı gibi ben bir Azerbaycanlı olarak Sayın İlham Aliyev Cenablarının sokaklarda, halka açık sosyal alanlarda aşırı açık-seçik giyinilmesinin de önüne geçecek yasa ve düzenlemeleri uygulamasını çok isterim.
Zira toplumsal çöküşün önüne geçmek devlet bekası için oldukça mühimdir.
VÜSELA ALİ-İLETİŞİM(SİZLİK)
AZERBAYCAN’DA BAŞÖRTÜSÜ HAKKINDA GENEL DEĞERLENDİRME
Mustafa Cengiz
KAYSERİSPOR’DA KORKULAN AZ DAHA OLUYORDU!
KADİR DAYIOĞLU
KILIÇDAROĞLU
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
NESİLLERİMİZE SAHİP ÇIKMALIYIZ
Mustafa Göçer
BİTKİ ŞEHİRLER, KİTABIMI OKUMALISINIZ
Ali Rıza Navruz
ÖMRÜM
AHMET KARAASLAN
İSTANBUL BEYLİKDÜZÜ’NDE YAŞANMIŞ BİR ANIMDAN
Mehmet Arpa
Türkiye'de Sınır Koymanın Sosyolojisi
Faruk Ergan
UTANMAZLIK ESKİDEN PAHALIYDI
Ali İhsan Öztürk
LÜTFEN BENİ ANLAMAYA ÇALIŞlN!