Öncelikle bahsetmem gerekir ki bu bir örnek ve bir sistem benzetmesi. Aklımızda ön yargılar oluşmasın diye söylüyorum ki manevî inancımızın önder şahsiyetinin Medine' ye göç ederken saklandığı mağarada korunmasına sebep olan örümcek ve ördüğü ağ aklımıza gelebilir. Bu sebeple mübarek bir canlı olarak örümceği görebiliriz ve var edenin bütün varlıkları bir sebep, amaç ve görev sebebiyle var ettiğine de inanabiliriz. Böyle olumlu bir bakış açısı ile bakışımızı renklendirirken bir de günümüzün gerçeklikleri ise duygu ve düşüncelerimize bir kasvet gibi çöküyor. Yine ister istemez dertleniyoruz.
İlk cümlede söylediğim gibi bu örümcek ağı meselesini bir örnek ve bir sistem benzetmesi gibi görebilirken bu benzetmenin de önce açıklamasını yapmamız gerekiyor. Öncelikle örümceğin birden fazla kol veya bacağının olduğunu hatırlayalım. Sonra avını yakalamak ve yemek için de ağ kurduğunu unutmayalım. Bu örümcek nedir diye düşündüğümüzde son yüzyılların küresel anlamda iktidarı olarak görünen ve birden fazla kolları ile dünyada sömürge, yokluk, kan, ateş, çatışma, yozlaşma, parçalanma, düşmanlık, fitne, bozgunculuk ve benzeri birçok olumsuz durumun ortaya çıkmasına sebep olarak düşündüğümüz örgütlenmeler diye düşünebiliriz. Aklımıza tek bir örgüt ya da devlet gelmesin.
Hani Dan Brown gibi örnek kitaplarda okuduğumuz, dizi ve filmlerde gördüğümüz, siyasi söylemlerde duyduğumuz birden fazla isimle aklımıza gelen gizli yapılanmalar da aklımıza gelebilir. Amerika, İngiltere, Almanya, Vatikan ve İsrail'in derin yapılanmaları da aklımıza gelebilir. Belki de bunların hepsini tek bir beden gibi de düşünürken de aklımıza " küfür tek millettir " sözü de gelebilir.
Son yıllarda ise din, dil, kültür, kan ve vatandaşlık bağımız ile bağlı olduğumuz bizim insanlarımız içerisinde çeşitli düşünce yapılarına mensup bazı topluluklarımızın da bu konu ile ilgili farklı görüşlere sahip olduğunu biliyoruz. Bu insanlarımız ise bu konunun çok fazla abartılıp bir de toplum olarak kendimize de bakmamız gerektiğini hatırlatıyorlar. Bu insanlarımızın da düşüncelerini önemsiyoruz tabi ki.
Birden fazla kolu olan örümcek benzetmemizi biraz anladıktan sonra nasıl bir ağ ördüğünü anlamaya sıra geldi. Tâbi ki bu örümceğin de birden fazla ağı var. Başlangıç olarak siyasal ve toplumsal anlamda böl, parçala, ye veya yönet düşüncesinin sistemin bir parçası olduğuna inanabiliriz. Düşünce, felsefe ve birçok ideolojiler ile toplumda parçalanma ve çatışmaya da zemin hazırlandığını da düşünebiliriz. Ahlâkî yozlaşma ile birlikte buna milli dil, kültür ve kimlikten uzaklaştırılmayı da ekleyebiliriz. Bunun için kullanılan bir diğer unsur için ise zamansal bir süreç içinde çeşitlenen medya unsurlarını sayabiliriz. Zamansal süreç içinde Sinema, gazete, dergi, televizyon, videolar ile başlangıç yapılırken bu konuda internet, bilgisayar, telefon ve her türlü sosyal medyanın da son zamanlarda öne çıktığını düşünebiliriz. Sistemin diğer bir parçasında ise yaşamsal ve sermaye elde etme konusundaki yıpratıcı, ağır ve insanın aklını alan unsurların varlığını da anlıyoruz. Burada da insanın doğasını ve dengesini bozan unsurları da fark edebiliriz. Burada biraz batılılaşma ve çağdaşlaşma öğelerinin etkisini de görebilirken bireycilik ya da bencillik, maddiyatçılık ve dünyevilik, büyüklenme, kibir, hırs, entrika, iddiacılık, lüks yaşam ve gösteriş gibi unsurlar da kendisini gösteriyor. Bu örnekler bu örümcek ağının ön plana çıkan birkaç unsuru olduğunu düşünürken örnekler de çeşitlendirilebilir.
Dünyada bu küresel sistemin birkaç tane merkezi olduğunu düşünürken bir de bu merkezin dışındaki etkilenen alanlara ise " Çevre " adını verebiliriz. Bu çevreler içinde de merkeze bağlı çalışan her türlü insan grupları için de " Devşirme " tabirini kullanabiliriz ki burada aklımıza Devlet - i Aliyye'nin " Devşirmelik Sistemi " gelebilir. Burada benzerlik olduğu gibi farklılıkların da olduğunu düşünürken bu batı ya da bazı toplumlarda " Kopyala - Yapıştır " diyebileceğimiz unsuru da tarihin derinliklerine dalınca fark edebiliriz. Mesela bir örnek olar CIA nin kuruluşundaki Yıldız İstihbarat Biriminin etkisini öğreniyoruz. Bu konuda ilk çağlarda Yunan ve Yahudileri de örnek gösterebiliriz.
Yurdumuza baktığımızda da bu örümceğin ve ördüğü ağ ile birlikte devşirmelerinin etkisini de görebiliriz. Özellikle de yurdumuzdaki devşirmeleri bizim gibi görünüp de bizden olmayan devşirmeler ve bizim içimizde olup da çeşitli konu ve sebepler ile devşirilenler olarak ikiye ayırabiliriz. Bir de yurdumuzdaki devşirmelik sisteminin kuruluş olarak birden fazla çeşidi ve kolu olduğunu öğrenirken son on yılı geçkin sürede adı popüler olan bir örgütlenmenin bu sistemin sadece bir kolu olduğunu düşünenlerdenim.
Şimdi ise bu sistemin sonuçlarına bir bakalım. Bu sonuçların da birden fazla kolu olduğunu düşünürken toplumdaki bunalım ve birden fazla konuda suç unsurlarının artışında bunun sonucunu görebiliriz. Kötü yola düşen insanlarımızda ve dağılan ailelerde bu sistemin sonucunu görebiliriz. Toplumun yozlaşmasında, her türlü gayrî ahlâkî eylemlerde, haksız kazanç ve her türlü kul ya da insan hakkının yenilmesinde bu sistemin etkisini görebiliriz. Toplumumuzda satın alınan, satan ve devşirilen insanlarımızda bu sistemin etkisini görebiliriz. Son zamanlarda yurdumuzda yayılan ve adları gündem olan Agnostisizm ve Deizm ile birlikte geçmişte cinayetler ile gündeme gelen Satanizmin yaygınlaşmasında bu sistemin etkisini görebiliriz. Gayrimeşru ilişkiler ve gayrimeşru ilişkilerin yaygınlaşmasında bu sistemin etkisini görebiliriz. Uyuşturucu tuzaklarında, cinayetler ve cinnetlerde, işsizlik artışında bu sistemin etkisini görebiliriz. Bir de son günlerde birden fazla kez farklı yer ve farklı insanlarımızın yüce dinimizin kutsal ibadetini aşağılaması gündem oldu. Bu unsurun varlığında bile bu sistemin etkisi var.
Yurdumuzda bu sistem aynı zamanda bizim zincirimiz. Eğer yurdumuzdaki bütün düşünce gruplarının o büyük ve yurdumuzun sınırlarını aşan amaçlarını ya da Kızıl Elmalarına ulaşma çabası varsa bu zincirlerin kırılması ya da bu ağın bozulması gerektiğine inanması gerekir. Bunun için ise yönetimsel ve toplumsal anlamda dünyanın en büyük güçleri arasında olmamız gerekir.
Bu bahsettiğimiz güç ile toplumsal ve yönetimsel anlamda huzur, refah, düzen, gerçek anlamda adaletin geleceğine inanabiliriz. Bunun çözümü için reçete niteliğinde belirli başlıkları birçok kez kullandığım gibi yine tekrarlıyorum. Eğitim, disiplin, yaptırım, itaat, fedakarlık, cesaret, azim ve kararlılık, Millî, manevî, ahlaki, insanî değerlere sıkı bir bağlılık, toplumda empati ile birlikte hak, hukuk ve adalet bilinciyle davranış, yönetimsel sorumluluk belirli başlıklar arasında. Yurdumuzda büyük ve görkemli Adalet sarayları, şehir içinde küçük şehirler gibi yüksek eğitim kurumları ve bunları dolduran zeki insanların varlığı, toplumsal ihtiyaçlar için bakanlıklara bağlı kurumlar, güçlü bir ordu ve güçlü bir emniyet birimleri varken insan düşünmez mi bu kadar sorun neden var ve bu büyük amaçlara neden ulaşamadık diye. Bunları düşünürken de belki de bir durumun da farkına varıyoruz. O durumun ise " Yönetilen, Yöneten ve Sistem Etkileşimi ve Hiyerarşisi" nin varlığı diyebiliriz.
Bu makelemin çok uzun olduğunun farkında olarak okuyanlardan da bir helallik almanın gerektiğini düşünüyorum. Bu konuda bizim duygu ve düşünce dünyamızı besleyen unsurların özümüze, kimliğimize, kutsallıklarımıza bağlılık ve hassasiyeti olduğunu söyleyebiliriz. Burada siyasal bir taraflılık olmadığı gibi bizim olan değer ve kutsallıkların taraflılığı vardır. Bu makalede koruma vardır, savunma vardır, yaşatma vardır. Bu makalede aynı zamanda samimi bir hassasiyet ile birlikte dert de vardır.