Bir süredir ara verdiğim yazıma son günlerdeki savaş kaynaklı gelişmelerden dolayı tekrar geri döndüm.
İsrail ve ABD'nin İran’a karşı yaptığı saldırı karşısında bunu yazmayı bir görev gibi hissettim.
İsrail ve ABD'nin de İran’a karşı saldırısının da gerçekten ön yargılarımızı darmadağın eden ve gerçekten de hem dehşete düşüp hem de çok şaşırdığımız bir gelişme olduğunu belirtmek isterim.
Bu konuda dehşete düşüp şaşırmamın sebebi ise Orta Doğu adı verilen coğrafyada yönetimsel olarak İran’ı küresel bir kukla olduğu konusundaki şüphemiz ile birlikte derinliği olan küçük bir oyun kurucu gibi olduğundan da şüpheleniyoruk.
Aynı zamanda Yahudilerin de dahil olduğu gizli güçler ile perde arkasında iş çevirip İsrail ile danışıklı dövüş yapan bir yönetim olarak görüyorduk. Aslında aynı bakış açısı Rusya için de geçerliydi. Ama bir taraftan da politika veya siyasette neyin ne olduğu belli olmaz düşüncesi de aklımızın bir ucundaydı. Yönetimsel olarak İran denildi mi tarihsel bir ders alma olarak aklımızda her zaman bir şüphe vardı. Bir yandan da İran ile şu anda İran'a saldıranlar arasında bir alışkanlık olarak hâlâ bir şüphemiz olduğu gibi bu şüphenin seviyesi azaldı gibi. Diğer ihtimali de göze alıyoruz.
Bir de Yahudilerin öz geçmişine baktığımızda Nabukadnezzar yönetimindeki Babillilerin, Roma’nın ve birçok Avrupalının bunları hem kovup hem öldürüp, hem canını acıtıp hem de sürgün ederken İran’daki Med ve Pers yönetimi olmak üzere İran'ı yönetenlerin hep koruduğunu ve iyilik yaptığını öğrendik. Tâbi bunları biz de birden fazla yönetimimizde geçmişte mazlum görüp, ırkçılık yapmadan, din, dil, ırk, kültür ayrımı yapmadan karakterimiz gereği koruduk ve yaşattık da. Ama biz de geleceği bilemezdik ve biz insanlığımızı ve karakterimizin gereğini yaptık tarihimizde.
Biz Türk milletinin tarihsel birçok travması ve belki de milli bir karakterinin gereği yapılanları unutmuyoruz. Mesela uzun bir dönem Millet - i Sadıka dediğimiz Ermenilerin hançerini ve vahşetini unutmuyoruz. Yunanların Kurtuluş savaşındaki katliamlarını ve astığı çocukları unutmuyoruz. Yahudilerin özellikle kadınlar ile küçük ve masum çocukları unutmuyoruz. Doğu Türkistan'daki zulmü unutmuyoruz. İngiltere başta olmak üzere bütün Emperyalistlerin Afrika ve Hindistan'daki zulüm ve vahşetlerini unutmuyoruz. Kimse kusura bakmasın ama Rusya’nın da geçmişte soydaşlarımıza yaptığı zulüm, işkence ve her türlü zulmü de unutmadığımız gibi tarih boyunca Farsların da bize ve soydaşlarımıza yaptıklarını da unutmuyoruz.
Biz hem Müslüman, hem Türk ve hem de insanız ve bunun varlığımızın özünü oluşturan ana unsurlar olarak görürüm. Bu sebeple bir durumun değerlendirirken de buna göre değerlendirmeyi doğru bulurum. Bu açıdan milli, manevi ve insani bakış açısıyla değerlendirmek isterim. Bir de bazı ayrımları yapmayı da doğru bulurum. Devlet ve millet, dini ve millî değerler ile onu benimseyen insanlar, dost, düşman ve kardeşlik meseleleri gibi ayrım yapmanın doğru olduğunu savunmak isterim. Bu ayrımı da doğruluk ve adalet için yapıyorum. Bu hassasiyet de bizim için önemli.
Millî bir bakış açısı ile en kadim zamanlarda bir İran - Turan mücadelesinin farkında olup İran adı verilen coğrafyadaki Turan kökenli kardeşlerimizi her zaman ayırmak isterim. Müslüman Türk tarihinden önce de Turanlıların da İran’daki toplumsal ve yönetimsel etkisinden hiç bahsetmeyeceğim bu makalede. Yalnız bin yılı geçkin bir süre ata ve soydaşlarımızın Gaznelilerden başlayarak Pehleviye kadar Oğuz - Kınık ( Selçuklular ), Karakoyunlu, Akkoyunlu, Afşar, Kaçarlar gibi hanedanlar ile İran’ı yönettiklerini de unutmayalım. Günümüzde de İran’daki Güney Azerbaycan'daki soydaşlarımız, birçoğumuzun ata yurtlar arasındaki hatırasını yaşattığı ve değer verdiği Horasan'daki Türkmenler, Kaçarlar, Şahseven Türkleri ve İran’daki her türlü Türk unsurlarının da her zaman yanındayız. Bir de şunu hatırlatmak isterim ki " Türk’ün Türk'ten başka dostu yoktur" sözünü artık güncelleyelim. Bunun yerine " Türkler kan, can, gönül ve soy bağıyla kardeştir" sözü daha uygun ve doğru değilmi. Kardeşler arasında zaman zaman birden fazla sebeple çatışma ve mücadele olsada bu olgu değişmez.
Manevi bir bakış açısıyla da en başta yüce yaratıcımız ve ulu elçisi ile birlikte kutsal inancımızı her zaman ve her yerde benimseme, koruma, savunma ve yaşatmayı da görev olarak görebiliriz. Evet bu konuda da her zaman dinimizden de yanayız. Ama burada aynı dini benimsediğimiz insanlar arasında birlik ve beraberliğin hayalini kursakta zalimlikten ve zalimden yana değiliz. Çünkü burada adalet meselesi var ki kutsal dinimizin temelleri arasında da adalet olduğuna inanırız. Ayrıca millî bilincimiz içinde de yüce yaratıcının bize verdiğine inandığımız kimliğimizi koruma, savunma ve yaşatma isteğimiz olduğu gibi burada da " Yaratıcı Merkezli Düşünce " var. Dinimizin ana kaynağına baktığımızda da iyilik, doğruluk, adalet, insanlık, şefkat, merhamet, zulme karşı da başkaldırının da doğru olduğunu öğreniyoruz ve benimsiyoruz. Yine kutsal kitabımıza baktığımızda belki biraz argo ya da sokak dilinde olsa da " İnsanlığın Daniskası " nı öğreniyoruz.
Evet, kutsal kitabımızda insanlığı öğrendiğimiz gibi insan olmanın canlılar aleminde en değerli canlı olduğunu da anlıyoruz. İnsanlığın önemini anladığımız kutsal bir kitapta anlatılan bir dinin de insanlık dini olduğuna da inanırız. Hatta insanlık arasında bir düzen hedeflediği için de bir " Düzen Dini " de diyebiliriz dinimiz için. Bir de bize düşen zalimin karşısında olup mazlumun yanında olmak değil miydi? Hem bu bakış açıyla ve hemde insani bakış açıyla Doğu Türkistan ve Filistin'deki mazlumların yanında olduğumuz gibi İran'daki masum ve mazlumların da yanındayız.
Bir de yanında olduğumuz bir konu da var ki Vatan, Millet ve Devlet derim. Vatan, Millet ve Devletin iyiliği içinde siyasal olarak kimin yanında ol derlerse de onların da yanında oluruz. Herhangi bir yönetimin soydaşlarımıza karşı baskı, zulüm ve asimilasyon girişimi yapsa da yeri geldiğinde iyilik ve doğruluk için taraf ta tutarız. Ama yüzyıllardır benimsediğimiz büyük amaçlarımızı da unutmayız.
Mesele siyasallık olunca da her zaman gerçekçilik, akılcılık ve mantığını da ön planda tutmanın doğru olduğuna inanırız. Her türlü duygusallığımıza rağmen. Devletlerin de her zaman sınırları içindeki insanlardan sorumlu olduğu gerçekliğini de unutmayalım. Bu gerçeklik sebebiyle de devletler arasında çatışmaların olması da üzücü bir gerçeklik aynı zamanda.
Şimdi gelelim zalimlerin karşısında olmaya. Aynı zamanda da nankörlüğün karşısında olmaya. İhanetin, zulmün ve vahşetin karşısında olmaya. Her gittiği yerde fitne, gizli cinayet, akıl almaz teknik vahşet ve entrikalarıyla " İblisin Çocukları " gibi gördüğümüz bozuk insanlara da karşı olmak da bizim için bir görev. Son yüzyılların küresel hegemonyasına, " İblislerin Meclislerine " , " Yeni Dünya Düzensizliğinin " oyuncu ve senaristlerine de karşı çıkmak da bizim görevimiz. Bembeyaz sarayların ardındaki karanlığı da dağıtmak bizim görevimiz. Biz her zaman birden fazla bağ ile bize yakın olanların yanında iken hem zulmün ve zalimin karşısındayız, bir de bize karşı olanların karşısındayız. Sonunda " izm " olan birçok unsura da karşıyız. Bu " izm " ler ile insanlığa zarar verenlere de karşıyız.
Son olarak söylemek gerekirse tarihimiz boyunca bize karşı çok saldırı, tehdit ve yok etme girişimi olsa da biz hâlâ varız. Hani diyorlar ya İran’dan sonra sıra Türkiye'ye gelecek diye, buyursunlar gelsinler. Biz de diyoruz ki biz varlığımız için fedakar olmayı da biliriz.
KAYNAKÇA
Karatay, O. (2012) İran ile Turan (2. Baskı) Ötüken Neşriyat.
Bayraktar M. (2013).Medler ve Türkler (1. Baskı ) Çankaya / Ankara
Güldağı, M. (2023)Büyük Sıfırlama İblis İmparatorluğu. (3. Baskı). Lopus Yayınevi.
Turan, O. (1969). Türk cihan hakimiyeti mefkuresi tarihi (2. Baskı). Turan Neşriyat.
Çelikaslan, Ö. (2020) Ortadoğu'nun Şifresi Kubata (1. Baskı ) Lopus Yayınevi.
Tuğcu, T. (2005) Masonların Saklı Tarihi (2. Baskı) Gökçe Yayınevi.
Çebi, H,Y. Kızıl Elma Şuuru (1. Baskı). Hayykitap.
Mustafa Göçer
ACIMIZ ÇOK BÜYÜK. ÜZÜNTÜDEN UYUYAMIYORUM
Mustafa Cengiz
ERCİYES 38 FK’YA 2. LİG YAKIŞIR!
KADİR DAYIOĞLU
OKULDA VAHŞET
Ali Rıza Navruz
T A N I Y A L I M: GÜLTEN AKIN *Ö: 4 Kasım 2015 /Mavi Ses/
Mustafa Mete ÖZPINAR
ALLAH’IN YARDIMI
M. Kemal Atik
AİLE BAĞLARIMIZI KOPARAN ŞER DUYGULAR
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
KARAMUSTAFA’DAN “TURİZMDE KAYSERİ MODELİ” ÜZERİNE DEĞERLENDİRMELER
Bekir Oğuz Başaran
MECÂLİS-İ ŞUARÂ
AHMET KARAASLAN
ŞIH VE KÖYLÜ KADIN
HASAN ÇİFTÇİ
31 MART OLAYI (13 NİSAN 1909)